Ay: Duncan Jones'un Yönettiği Film

01 Eylül, 2020
Ay filmi, yavaş hızı ve insanlık durumu ile ilgili soyut sorularıyla geçmişin bilim kurgularına bir selam niteliğindedir. Film, ayı ilerici, uzay yarışı bakış açısından tasvir etmekten çok türümüzün hayatta kalabilmesi için son çare olarak görür.
 

2009 yılına kadar pek çok insanın Duncan Jones’un kim olduğu hakkında bir fikri yoktu. Geri kalan insanlar ise onu David Bowie’nin oğlu olarak biliyordu. Ancak o yılda sinema dünyasında ilk yönetmenlik denemesi olan harika bir film ile büyük yankı uyandırdı: Ay filmi.

Babasının ayak izlerini takip etmek yerine Jones kendisini farklı bir sanatsal arayışa adadı: film yönetmenliği. Doktora derecesi olan bir felsefe mezunu olarak eğitimini kendisini sinemaya atarak bitirmeye karar verdi, bu da bugünkü yazımızın konusu olan ilk uzun metrajlı filmi ile sonuçlandı.

Böylesine ünlü bir babaya sahip olmasının ona pek çok kontakt sağlayacağına ve film dünyasına kolayca girmesine yol açacağına inanmak kolaydır. Jones kolayca para kazanmak için babasının sahne ismini kullanabilirdi, ancak sadece Duncan Jones olmaya karar verdi. Bunun bir sonucu olarak da filminin bütçesi oldukça sınırlıydı.

Mütevazı başlangıcına rağmen, Ay herkesin beklentilerini aştı ve satış rakamları şaşırtıcıydı. Sitges Film Festivalini domine etti ve 2009 yılının En İyi Filmi gibi pek çok ödül kazandı.

Bilim Kurgu

Genellikle sadece büyük Hollywood yapımcıları bilim kurgu filmleri yapabilecekmiş gibi görünüyor; sanki başarının formülünün muhteşem özel efektler ve muazzam büyüklükte bütçeler içermesi gerektiği sanılıyor. Kitlelerin alışık oldukları şey bu, ya da Ay prömiyer yapmadan önce alışık oldukları şey buydu.

Ay bunların hepsinden kopup uzaklaşıyor. Bu, insan olmanın ne anlama geldiği ile ilgili metafizik ve doğuştan gelen sorular üzerine derin derin düşünen samimi bir bilim kurgu filmi. Sadece bir oyuncu ve sınırlı kaynaklar kullanarak Duncan Jones yavaş tempolu, basit ve içe dönük bir film yapmıştır. Ay sessiz bir zarifliğe sahip ve bazı ilginç beyanlarda bulunuyor.

 

Filmin önermesi basit ve çok absürt değil. İzleyiciyi, Dünyanın kaynaklarını tükettiği ve başka bir yere bakmak zorunda olduğu, belki de çok da uzakta olmayan bir geleceğe taşınıyor. Bu durumda, bu yer Ay.

Bu tanıdık uydu bir maden haline geliyor, ve Lunar Industries LTD adlı şirket astronotlarından birini üç yıllık bir görev için oraya gönderiyor.

Bahsi geçen astronot Sam Bell, yeryüzünde enerji üretilebilmesi için gerekli olan malzemeleri çıkarak olan ekskavatörleri kontrol etmekten sorumlu. Haberleşme uydularındaki bir aksaklık Dünya ile gerçek zamanlı bir şekilde iletişim kurmasını imkansız hale getiriyor, bu da yalnızlığına katkıda bulunuyor.

Diğer Bilim Kurgu Filmlerine Göndermeler

Şirketin bozuk bir uydudan daha büyük sorunları olduğu için Bell’in ailesi ile olan tek bağlantısı kaydedilmiş mesajlar. Tek arkadaşı pek çok izleyiciye Kubrick’in 2001: Bir Uzay Destanı filminden HAL 9000’i hatırlatacak olan robot GERTY.

Jones’un Ay filminde Kubrick’in filmine yapılan tek referans bu değil. Bilim kurguyu yeniden keşfeden bu filme pek çok gönderme ve hatta bu filmden sahnelerle neredeyse aynı olan pek çok an var. 2001 Jones’un Ay‘da saygısını gösterdiği tek film de değil. Alien (Scott, 1979) ve Solaris (Tarkovski, 1972) gibi filmlere de göndermeler var.

Film ayrıca Yıldızlararası (Nolan, 2014), Yıldızlara Doğru (Gray, 2019) ve High Life (Denis, 2018) gibi filmlere de öncü niteliğinde. Bu filmlerin hepsi bilim kurgunun, özellikle de uzay ile ilgili bilim kurgunun zaman içerisinde nasıl geliştiğini düşünmenizi sağlar.

 

Bir Janrın Evrimi

Zamanın başlangıcından beri insanlar gökyüzüne şaşkınlık ile bakmaktadır. Yıldızların ve gök cisimlerinin farklı sonlarını izledik. Bilim kurgu öncüsü olan en büyük filmlerden bir tanesi Aydaki Kadın filmidir (Fritz Lang, 1929).

Bu film, birbirinden iyi bir şekilde ayırt edilmiş iki farklı bölüme ayrılmıştır. İlk kısmı Ay’a bir seyahat yapma fikrini önerir ve ikinci kısım bu seyahatin kendisidir. Film yapıldığı sırada insanlar hala yıldızları ve uzayın fethedilmesini hayal etmekteydi. Bu olasılık bir ilerleme ve evrimin bir işareti; ve kutlanacak bir şey olarak görülmekteydi.

Uzay Yarışı

Yılar geçer, ve yıl 1968’dir. Fim yapımcısı Stanley Kubrick’in uzay bilim kurgusunun yönünü değiştirdiği yıl. 2001: Bir Uzay Destanı Lang’ın modellerini mükemmelleştirdi ve bazı olağanüstü efektler içermekteydi.

Kubrick sanki her şeyi önceden sezmiş gibiydi. Filmini Ay’a inilmesinden bir yıl önce, uzay yarışının ortasında yayınladı. Makinelerin insanlık için bir tehdit olabileceğini anladı, ancak sonunda buna olumlu bir bakış açısından yaklaştı.

Aydaki Kadın‘da, uzay yolculuğu hayalinin gerçekleştiğini görüyoruz. Kubrick ise o anda gerçekleşmekte olan uzay yarışının sonucunun ne olabileceğini gösteriyor.

Bunu akılda tutarak, olayların şimdi nasıl olduğunu düşünmeye değer. Uzay yarışı böyle bir felakete dönüştüğüne göre, insanlar hala uzayın harikalığı hakkında hayaller kuruyor mu?

Bu bağlamda, Ay geleceğin oldukça iç karartıcı bir resmini çiziyor. Filmde insanlar gezegeni öylesine bir noktada yok etmiş durumdalar ki, uzayda kaynak aramak zorundalar. Ancak bu sefer amaç Dünya’daki yaşamı yeniden iyileştirmek.

 

İklim değişikliği çağında dünya yaşanamaz hale gelir ve uzay son umuttur. Ay‘ın öncülerinde gördüğümüz yalnızlık fikri burada daha açık bir biçimde ele alınmaktadır.

Ay‘da, çalışmanın objesi insanın kendisinden başka bir şey değildir: zamanının, aldatmacanın ve büyük şirketlerin kurbanıdır. Bilim kurgu genellikle günümüzün gerçekliği üzerine düşünebilmek için bir platform görevi görür. Ay‘da, artık hayal kurmak yok, umut yok… Sadece terk edilmişlik var.

Ay filminden başka bir sahne.

Bilim Kurgu Bağlamı

Ay‘da bilim kurgu, insan olmanın ne anlama geldiğine dair düşüncelerin varlığına olanak sağlayan bir bağlam. Bunlar belki de içe dönük düşünceler, ancak çalışanlarını insanlıktan çıkaran dev şirketler ile ilgili fikirlere de değiniyorlar.

Filmin estetiği, küçük bütçesine rağmen kasıtlı ve titiz bir şekilde oluşturulmuş durumda. Sam Rockwell filmin çoğunluğunu kendisinin daha yaşlı bir versiyonu ile ilgilenerek geçiren rolünü hayata geçirirken olağanüstü bir iş çıkarıyor.

Jones, izleyiciye yaşamlarının farklı anlarında olan aynı insanlar olduklarını söyleyen iki adam sunuyor. Bu aralarında bir çatışmaya neden oluyor ve şu soruyu akla getiriyor: bir kişinin özü değiştirilemez ve sarsılmaz bir şey mi? Varlığınız, zaman ve koşullar ile birlikte değişiyor mu?

 

Ay, bizi bu senaryoya sokuyor, eski benlik genç benlikle yüzleşiyor ve aralarında sonsuz farklılıklar var. Eğer eskiden olduğunuz insanlar ile tanışmak ile ilgili düşünürseniz, büyük ihtimalle kendinizi filmin karakteri ile aynı duruma düşmüş halde bulursunuz.

Onlar iki farklı insan mı? Ya da farklı koşullarda olan aynı kişiler mi? Bunlar filmin izleyicilerinde uyandırdığı sorulardan sadece bazıları.

Duncan Jones bu filmin benliğin ikilemi ile başa çıkacağı gerçeğini saklamadı. Ancak, eğer izlemeden önce filmin ne ile ilgili olduğu konusunda hiçbir fikirleri olmasaydı film izleyiciler için daha da ilginç olabilir.

Ay başlangıcından itibaren tahmin edilebilir ancak yine de izleyicinin dikkatini ilk andan itibaren ustaca bir şekilde çekmeyi başarıyor ve tüm süresi boyunca izleyiciyi şaşırtmaya ve eğlendirmeye devam ediyor. Yavaş temposu çoğu çağdaş bilim kurgu filmlerinin dörtnala giden ritmine karşın hoş bir değişiklik. Klostrofobik ve dikkatli ambiyansı ile gerçeği yansıtıyor.

Temel İnsanlık Soruları

Çok fazla aksiyon olmadan, Ay insan olmanın ne anlama geldiği hakkında insan bilincinin sınırını aşan sorular soruyor. Bu sorular bilim kurgunun hala genellikle distopik sanatla ilişkilendirdiğimiz kritik bir bileşeninin olduğunu gösteriyor; sömürücü kurumsal uygulamaların maskesini düşürüyor ve özgürlük, insanlıktan çıkmak ve ilerleme gibi fikirleri sorguluyor.

Ay bunların hepsini, daha eski bilim kurgu filmlerinden esinlenerek ve bu fikirleri zarif ancak benzersiz bir şekilde kullanırken yapıyor. Jones’un çığır açan çalışması modern gerçeklik hakkında sorular sorarken geçmişin yavaş tempolu ve ölçülü bilim kurgularının derinliklerine dayanıyor.

 

Jones’un vizyonu onlarca yıl önceki uzay yarışı coşkusundan çok uzakta. Ay‘da, insanın uzaya seyahati bir zorunluluktan dolayı yapılıyor. Oradaki kaynaklar, son umudumuz.