Aşkın Ömrü Ne Kadardır?

Mart 21, 2020
Hemen hepimiz aşık olmuşuzdur. Elbette bu duygunun bir yandan inanılmaz bir his verdiği, ancak diğer yandan da acı verici olduğu bir gerçektir. Bu yazımızda, yayımlanmış olan pek çok çalışmada da ortak bir biçimde belirtildiği gibi aşık olduğumuzda nelerin olduğuna değiniyoruz.

Aşık olmak, mutluluk, kendini çok iyi hissetme ve tatmin olma duyguları ile şekillenen duygusal bir ruh halidir. Bu ruh hali bir başka insana karşı duyulan derin bir ilgi sonucu ortaya çıkar. Bu süreç insanları farklı bir bilinç anlayışına yönlendirirken, hatalı kararlar verme noktasına kadar taşıyan önemli etkiler bırakır. “Aşkın ömrü ne kadardır?” sorusu ise en sık karşılaştığımız sorular arasında bulunmaktadır.

Aşık olmadan önce cinsel çekicilik aşamasının yaşanması doğal bir durumdur. Diğer bir insan için hissedilen arzu, diğer etkenlerle birlikte özellikle beynin belirli bölgeleri tarafından harekete geçirilir. Bu durum, feromon adı verilen karşı cinsi etkileyerek uyaran salgının ortaya çıkmasından ya da kişinin biyolojik değişimler yaşamasından kaynaklanmaktadır.

Aşık bir çift

Cinsel Çekicilik

İlgimizi çeken bir uyarıcı ile karşılaştığımızda (bir insan ya da o kişinin yanımızda olduğu fikri), vücudumuz çeşitli maddeler salgılar. Bu bağlamda, arzu seviyesini artırıcı testosteron ya da östrojen miktarında artış meydana gelir. Bunun sonucunda da, hissettiğimiz bu arzu adrenalin, glikoz ve feniletilamin (beynin aşk kimyasalı olarak da bilinmektedir) seviyesinin artmasına yol açar.

Bu nörotransmitterler, cinsel anlamda çekicilik hissettiğimizde vücudumuzu harekete geçirir. Bu bağlamda, kalp ritmi artar, vücut organları cinsel tepki için hazırlanır ve haz hissi uyanır.

Kimi yazarlara göre, karşı taraf için hissedilen bu karşı konulamaz duygu iki yıl kadar sürer. Bu süre sonunda, hormonlarda belirli bir düşüş gözlenir. Ancak bu düşüş başka bir hormon olan ve aşk ya da sevgi hormonu olarak da bilinen oksitosin seviyesinin yükselmesi ile aynı döneme denk gelir.

Aşık Olmak

Aşık olmak vücudumuzda titremeye, yüzümüzün solmasına ya da kızarmamıza, kendimizi rahatsız ve huzursuz hissetmemize, kekelemeye ve duygularımızın kontrolünü kaybetmemize yol açar. Peki tüm bunlar neden gerçekleşir?

Yapılan çok sayıda çalışma aşık olmanın her şeyden önce bir bağımlılık olduğuna işaret etmektedir. Bu süreçte kaybolmuşluk hissi ve hatta tahammülsüz olma gibi duygular ön plana çıkabilir.

Nörobiyoloji

Birine karşı belirli bir arzu hissettiğinizde sinir sistemi, endokrin sistemini harekete geçirerek cinsel ilişki için hazırlık aşamasına geçmektedir. Ancak bu tür bir durumda karşılık bulunamadığında ya da arzuların tatmin edilmesi mümkün olmadığında aynı duyguların baskılanması ve geri çekilmesi gerekmektedir.

Beynin prefrontal bölümleri dürtüsel davranışları engeller ve feniletilamin, vazopressin ve diğer hormonların artışını da göz önünde bulundurarak endorfin ayrımı yapılana kadar yüksek miktarlarda dopamin üretir.

Tüm bunlar dopaminerjik gibi vücudun farklı sistemleri üzerinde belirli bir dengesizliğin oluşmasına neden olur. Cinsel dürtülerin tamamlanamaması sonucu ortaya çıkan bu durum serotonin seviyesinin azalmasına yol açar. Bunun sonucunda da, yapılan işlere karşı bir isteksizlik, uykusuzluk, iştahsızlık ya da konsantrasyon kaybı gibi çeşitli sorunlar yaşanmaya başlar.

Bu esnada, asetilkolin seviyesinde meydana gelen artış, arzu edilen kişi hakkında obsesif ve sürekli kendini tekrarlayan düşünceler içine girilmesine neden olur. Yani sürekli olarak o kişinin fotoğrafına bakma ya da ondan bir mesaj gelip gelmediğini durmadan kontrol etme gibi dürtüyle yapılan ya da kompülsif olarak tanımlanan davranış şekilleri gözlenmeye başlar.

Oksitosin

Oksitosin beyinde özellikle hipotalamus bölgesinde salgılanan bir hormondur. Bu hormon hem erkeler hem de kadınlar tarafından salgılansa da, özellikle kadınlarda daha yüksek oranda üretilmektedir. Orgazm, doğum ve emzirme dönemlerinde oksitosin salımının daha fazla olduğu görülmektedir.

Hem insanlarda hem de hayvanlarda görülen bu hormon bir diğerine karşı ilgi duyma ile bağlantılıdır. Yani oksitosin ne kadar fazla olursa birine karşı duyulan ilgi de o denli yoğun olacaktır.

İşte çekicilik hissine ek olarak şefkat ve ilgi duyguları da bu hormonun artışı ile birlikte hissedilir. Böyle bir insan, ilgi duyduğu kişiyle uzun süre birlikte olmak, onu koruyup kollamak ve aynı duyguların onun tarafından da hissedilmesini ister. Yani bu durumda, sadece birbirleri ile birlikte oldukları için son derece mutlu olan insanlar söz konusudur.

El ele tutuşan bir çift

Aşkın Ömrü Ne Kadardır?

Bir insanın aşık olmasının altında yatan nedenler de dikkate alındığında, ortalama bir aşık ömrünün oldukça kısa olduğu, yani sadece birkaç haftadan bir yıla kadar uzanan bir süreci kapsadığı hesaplanmıştır. İlginç bir biçimde aşık olan kişilerin bulundukları yaş ile aşkın ömrü arasında doğrudan bir ilişki olduğu da ortaya çıkarılmıştır. Bu bağlamda, daha genç insanların aşkı daha kısa sürmekte ancak bu periyotu daha yoğun bir biçimde yaşamaktadırlar.

Tüm bunlara rağmen aşkın ömrünün yine de uzatılabileceğini söylemek mümkündür. İçeriğinde cinsel arzu, sevgi ve ilgi gibi kavramların bulunduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu yönler mümkün olduğunca canlı tutulursa, aşkın ömrü de olabildiğince uzun olacaktır. Daha sakin ve düzene girmiş bir sevgi aşamasına geçmek demek vücudumuzun artık reaksiyon göstermeyeceği ya da en başlarda hissettiğimiz tüm o “afrodizyak” etkileri artık hissetmeyeceğimiz anlamına gelmez.

Aşık olmak, cinsel istek ile vücut dengesizliği arasında bir karışım niteliği taşımaktadır. İki tarafın birbiri ile olan yakınlığı arttıkça, aradaki bağ daha da özel ve samimi bir hale gelecektir. Bu süreçte diğer insanı daha iyi tanımaya başlar ve onunla devam edip etmeme konusunda karar vermeye çalışırsınız.

Bir kişiye karşı duyulan yakınlığa cinsel istek de eklenince, bunun sonucunda aşık olmak adı verilen durum yaşanır. Ancak bu sürecin sonunda iki kişinin daha ileri aşamalara gitme olasılıkları üzerinde değerlendirme yapma şansı olacaktır. Uzmanlara göre, eğer bu noktada karşınızdaki kişinin değerleri ve kişiliğinin sizinle uygun olduğuna inanırsanız, o durumda gerçek bir sevgi bağının ortaya çıkma olasılığı da yüksek olacaktır.

  • Pinto, B. (2002). La psicología del amor. Departamento de Psicología de la Universidad Católica Boliviana “San Pablo”