Aşk Eylemdir, Sadece Şiir Değil

30 Temmuz, 2020
Aşkı kaç kere tanımlamaya çalıştınız? Ve bulduğunuz tanımların aşk karşısında yetersiz olduğu kaç ana tanıklık ettiniz? Bu yazıda, psikolog Marcelo Ceberio aşkı tanımlayacak ve ne olduğundan bahsedecek.

Aşk eylemdir. Aynı zamanda tanımlaması zor soyut bir kavramdır. Aslında insanlar, şairler, psikologlar ve hatta nörologlar, aşkı sıkıştırıp etiketlemeye çalışmıştır fakat kimse kapsayıcı bir tanımla gelindiği hissini alamamıştır.

Gerçek şu ki aşkı yalnızca eylem ile tanımlayabilirsiniz ve bu da aşkın tamamen öznel bir tanımı olduğunu gösterir. Hadi biraz daha derinden bakalım.

Aşk eylemdir – aile ve romantik partner için

ortasında kalp olan yaprak

Aileler, medeniyetin kalbidir ve esas inanışlar, anlamların yapısı, işlevleri ve kimlik eriyip bir bütün olurken kalıp değiştirir. Bu nedenle insanın zihinsel yaşamının ana sütunlarından biridir.

Mantıken, bireyselleşme sürecinde, “biz”den “ben”e geçiş sürecinde, tüm bu konsept birikimi her bir bireyde vücut bulur. Bazıları bunu kaynak yetkisine dönüştürür ve diğer gruplarda, çiftlerde veya ailelerde – muhalefet veya yapışma yoluyla çoğalır.

Benzer şekilde konu ilişkinin her bir elemanına geldiği zaman aile de, her zaman bir kalıp, kaynak ve referans yolu olacaktır. Ait olma hissi dolayısıyla bağımsız bir kimlik hissi verebilecektir. 

Bu bakış açısı ile, “çift”i iki sistemin sözcüsü olarak düşünebilirsiniz, aynı şekilde sekiz sistemin sonucu olan dört sistemin sonucu olduğunu… bu şekilde asla bitmeyen geometrik bir ilişki tanımlanabilir.

Bu nedenle “çift”i farklı iki aileden gelen ve bir bağ oluşturan aynı ya da karşı cinsten iki insan olarak tanımlayabiliriz. Bir takım kurma ortak amacı olan bir proje. Bu, kendi alanlarında gerekli destek ve motivasyonun sağlanması ile diğerlerini dışarıda bırakır. Buna ek olarak, bu projenin elemanları çevresiyle bir ikili olarak ilişki kurar. Karşılığında kendileriyle olan bireysel ilişkilerini ve geri kalan sosyal çevreleriyle olan ilişkilerini muhafaza eder.

Bir çift birbirine bağımlıdır çünkü bir fraksiyon bir araya gelir ve birbirine bağımlı hale gelir, o sırada diğer fraksiyon otonom alanla ilgilenir.

Sınırlar

Bu tanımlama, çiftin bütünlüğü ve sağlamlığının sınırlarını açıkça belirler. İki partnerin de kılavuzları, normları, kültürü, işlevleri, kodları, yetkinlikleri, değerleri, inançları, anlamları, dini, hareket etme biçimleri ve bilgiyi işleme süreçleri vb. olduğunu ekleyebiliriz. Bu, her bireyin taşıdığı “valiz”dir ve bu yükü değişmeye isteklidir ve daha fazla ya da azıyla devam etme üzerinde anlaşılır.

Her insanın ilişkiye getirdiği sinerji bileşenleri ile çift sağlamlaşır. Bu da aynı şekilde aile bireyselleşmesinde “biz”den “ben”e geçme sürecidir; konu çift oluşturma olunca “ben”den “biz”e geçeriz. Bu da her bireyin ilişkiye (özellikler ve atıflar) getirdiği şeydir ve o da çifte kendine ait bir kimlik verir.

Her partnerin diğeriyle ortak bazı şeyleri olsa da, genelde birbirlerini tamamlarlar. Bu, “Bende olmayan bir şey sende var ve sende olmayan bir şeye de ben sahibim.” demektir. Ve bu ilişkisel kalıp aradaki bağın özünün yaşadığı yerdir.

Öte yandan partner seçiminde belirgin rol oynayan farklar, ilişkiye karşı bir rol de oynayabilir ve zamanla hayal kırıklığı ve hüsrana neden olabilir. Örneğin, partnerlerden biri diğerinin hiçbir zaman sahip olmadığı bir şeyi talep edebilir.

Bu bireysel olarak ve çift olarak büyüme ile filizlenen bir olgudur. Tartışmaya ardından da ayrılığa, sinire ve partnerlerden birinin diğerine verdiği krediyi azalttığı pek çok tipte savunmaya neden olan olumsuz bir rüzgar… peki öyleyse, aşkın bunla ne ilgisi var?

Aşk eylemdir – aşık olmak

yan yana oturan sinirli çift ve aşk eylemdir

Aşk, insan ilişkilerini hayvan türlerinin geri kalanından ayıran temel özelliktir. Birçok yazar aşkı tanımlamayı geçmişte denedi ve denemeye devam etmektedir. Romantikler, şairler, bilim adamları, sanatçılar ve terapistler gibi hayatın her kesiminden insanlar da bu işe giriştiler.

Soyut terimlerin çoğu gibi aşkı açıklamak da son derece zordur. Sevgiyi rasyonel anlamlara çevirmeye çalışmak ve istenirse içine mantık payı koymak başımıza dert açabilir.

Gerçek aşk

Aşk, limbik sistemin çenelerinden güçlü bir şekilde çıkan bir duygudur. Rasyonel ve mantıklı olan sol yarıkürenin süzgecinden geçmez. Bazen bir kişinin diğerinde aşık olduğu özelliklerin, şahsına münhasırlıkların veya tutumların ne olduğunu değerlendirme girişimleri olsa da… o zaman aşık olduğumuzu düşünürüz. Fakat bu düşünce ancak aşk zaten orda olduğu zaman ortaya çıkar. Ya o zaman ya da şüphe olduğu zaman. Başka bir kişiye karşı duyduğunuz duyguların aşk olduğuna ikna olmadığınız zaman.

Aşık bir kişi, bu duyguyu eylemlere dönüştürür ve tutarlı olmaya çalışır. Ani duyguların aksine, bu duygu; duygusal, bilişsel ve pragmatik değişkenleri içerir. Ve başka bir temel faktör de zamandır. Bunun nedeni, önceki üç değişkeni kullanmaktan sorumlu olmasıdır.

Her durumda, aşkı diğer duygularla karıştırabileceğiniz zamanlar vardır. Aşık olmak demek; avlanmak ya da bağlı olmak, takip edilmek, tuzağa düşürmek, kancaya takılmak ya da hapsedilmek demek değildir. Bunlar yanlış aşk kavramlarıdır. Bunlar, kafa karıştıran ve psikopatolojik bağlantılar, iletişimsel işlevsizlikler ve kişilik tipi bağlantılarda dölleri olan duygu ve hislerdir.

Tutku vs. takıntı

Sevgi olduğunda, her zaman bir tutku payı vardır; yine de tutku ile saplantı aynı şey değildir:

  • Tutku motive eder, takıntı tüketir.
  • Ayrıca takıntı boğulmayı getirirken tutku tutkuya yol açar.
  • Tutku heyecanlandırır fakat takıntı çıldırtır.
  • Son olarak, tutku çeker, takıntı geri tepmeye yol açar.

İşte bu yüzünden, aşk eylemdir, sadece şiir değil. Yani, aşkın tanımı olması gerekmez, siz onları etkileşimlerinizdeki eylemlerle tanımlarsınız.

İnsanlar derinlerindeki sevgilerini jestlere, eylemlere, kelimelere ve cümlelere çevirir. İletişim kurmaya, hissettiklerini iletmeye ihtiyaç duyar. Bu iletim; aşkın karşılıklı olması, ilişkisel tamamlayıcılık gibi gizli beklentileri kapsamaktadır. Buna karşılık, diğer kişinin yanında yalnız olmadığı bilgisini birbirlerinde üretir. Bu bakımdan umutsuzluğun en sık nedenlerinden biri karşılıksız aşktır.

Aynı zamanda, bu iletim güvenlik de arar. Fakat ütopik güvenlik, yani aşk güvencesi arayışı onların aşk gibi bir hediyeyi ihmal etmelerine neden olur ve geleceği güvence altına almak için aşka ipotek koyar. Dolayısıyla, bu dikkatsizlik, bugüne değil geleceğe odaklanıldığı için talihsiz sonuçlara yol açar.

Kim kimi seviyor?

birbirine aşkla bakan çift

İki kişi bir araya gelip aşık olduklarını düşündüğü zaman, sözlü iletişimleri aktive olur. Kelimeler uyum içinde akar – fakat reddedilme korkusu bazen bu serbest akışı engeller. İfadeler şiirsel hale gelir. Aslında, bu baştan çıkarıcı etki, en az duygusalımızın bile konuşmasında kendini gösterir.

Söylemlerde belirli bir ritim ve cümleleri oluşturma biçiminde belli bir renk tonu belirir. Hareketleri değişir. Mimikleri incelir ve hareketleri yavaşlar ve kasıtlı hale gelir. Ayrıca, gözleri daralır ve ağızları kışkırtıcı bir şekilde hareket ederken gözleri size aynı anda geribildirim verir. Bu sevgi dolu bir birliğe başlamak adına diğer kişiyi büyülemeye ve baştan çıkarmaya çalışan bir iletişim dünyasıdır.

İyi bir ilişkinin kaynağı, diğer şeylerin yanında, diğer insan hakkında kendi kendinize hissettiğinizle aynı özgürlüğü hissetmektir.

Neurobiological semptomlar

Nörobiyolojik olarak, iki kişi buluştuğunda salgılanan endokrinolojik ve biyokimyasal birtakım sıvılar vardır.

  • Mide, ileride oburluğa dönüşebilecek, daha büyük bir iştah üreten kaygıyı sertleştirir ve tetikler. Halbuki diğer durumlarda zıt bir olgu ortaya çıkar. Mide kapanır ve besinin serbest geçişine izin vermez.
  • Adrenalin salgılamanız artar ve sizi hipervigilant uyarısına sokar.
  • Kaslar gerginleşir ve diğer kişinin tutumlarının farkında olur. Bunlar cazibe veya kabul, kayıtsızlık ve reddetme belirtileri anlamına gelir.

Bunların hepsi arzunun nesnesiyle gelen uyarılardır. Karşılıklıysa ilişkinizi uyumlu hale getirir. Bağın büyümesi (değerler, zevkler, erdemler, kusurlar vb. ile ilgili birbirlerinin bilgisine işaret eden bağ), arzu ederseniz bir ailenin oluşumuna doğru yavaş yavaş ilerlemeye izin veren bir tamamlayıcılık yaratır.

Aşk eylemdir, sadece şiir değil

Bir ilişkinin kurulması, romantizm seviyenizi (sözel, bedensel vb.) düşürmeye neden olabilir. Daha az aşık olduğunuz için değil, niteliği değiştiği için. Çünkü aşıklar, bu romantik dönemde diğer kişinin karşılık vermesi konusunda endişelenirler. Böylece, diğer kişiyi baştan çıkaran şeyler yaparlar ve onları baştan çıkaran şeyleri başarılı bir şekilde fark edip onları yapmaya çalışırlar. Bu aşama, sürece eşlik eden kimyasal ve içgüdüsel atıkların ötesinde ilişkiyi sağlar.

Öte yandan, bir ilişkinin kurulması kur yapma sürecinin sona ermesi anlamına gelmez, aslında tam tersi. İlişki, yaşam boyunca devam etmesi gereken bir aşk görevidir.

Günlük yaşam, rutin, iş, ebeveynlik ve farklı gelişimsel büyümeler, diğerlerinin yanı sıra, herhangi bir ilişkinin istikrarına karşı yapılan saldırılardır. Dolayısıyla aşk, yeni aşk tanımları yaratmaya devam eden bir eylem olmalıdır. Bunlar da büyüme yaratan yeni eylemlerle sonuçlanacaktır. Sadece ilişkinin değil, aşkın da kendisi için.