Annie Wilkes: Aşk ve Takıntı Birleştiğinde

· Ocak 2, 2019

Kathy Bates deyince, Titanik ya da Kızarmış Yeşil Domatesler gibi ünlü filmler aklımıza gelir. Ancak bu Amerikalı aktrisinin en büyük başarısı Misery ya da Ölüm Kitabı adlı filmdir. Bates, psikopat Annie Wilkes’ı canlandırdığı bu performansıyla En İyi Kadın Oyuncu Oskarını aldı.

Annie Wilkes kimdir?

Annie Wilkes’ı bu kadar özel yapan şey nedir? Çoğu zaman, kötülükler entrika, bizi rahatsız ettiği gibi büyüler de. Genellikle bunlar dikkatimizi çeken ve reddettiğimiz şeylerdir. Ancak Annie Wilkes’in cazibesi, diğer kötü karakterlerden farklı. Çok gerçek ve çok korkunç bir karakter bu. Doğum hastanesinde çalışmış emekli bir hemşirenin şeytani olmasını kim bekleyebilir?

Annie Wilkes, karmaşık, agresif, obsesif ve bipolar kişiliğe sahip bir karakterdir. Ancak dış dünyaya yansıttığı şey farklıdır. Rob Reiner’ın yönettiği Misery (1990) adlı film, Stephen King’in aynı adlı romanına dayanmaktadır. Roman, karakterin geçmişine değinerek film versiyonunda yer verilmeyen bazı gerçekleri anlatır.

Bununla birlikte, Kathy Bates’in performansı o kadar da başarılıdır ki adeta bu kötü karakterin kusursuz görüntüsüne bürünmüştür. İlgimizi çeken bu performans, sevilen yazar Paul Sheldon’un çektiği işkenceyi hissetmemizi sağlar. Bates’in oyunculuğu hem kamuoyundan hem de film eleştirmenlerinden çok iyi yorumlar aldı. Bir gerilim filmiyle En İyi Kadın Oyuncu Ödülü’nü alan ilk kadın olmasının yanı sıra, Bates’in performansı tüm zamanların en iyi kadın performanslarından biri olarak kabul edildi .

Bu makaleyi okumadan önce Misery filmini izlemenizi veya King’in romanını okumanızı öneririz. Çünkü rahatsız edici Annie Wilkes karakterini derinden inceleyeceğiz. Filmde, Misery romanının ünlü yazarı Paul Sheldon, bir kar fırtınasında kaza geçirir. Kendisini onun 1 numaralı hayranı ilan eden Annie Wilkes yazarı kurtarır. Kasvetli bir yerde, boğucu ve son derece gerçek bu korku hikayesi başlar.

Annie Wilkes: Saf kötülük

Wilkes kalıplı, ciddi, orta yaşlı bir kadındır. Çok basit bir görünümü vardır. Görünüşü nedeniyle muhafazakar bir kadın olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz: makyaj yapmaz, basit bir saç şekli vardır ve giysisinde dikkat çekici olan tek şey boynundaki küçük bir altın haçtır. Bu haç, sayısız kez gördüğümüz ve Wilkes’in kişiliğine dair bir ipucu verebilecek bir semboldür.

Bununla birlikte, Katoliklik inancıyla ve dolayısıyla dini değerlerle ilgili bu küçük sembol Annie’nin gerçek kişiliğine zıttır. Küçük bir çiftlikte yaşayan basit ve sakin bir kişi gibi görünür. Garip bir şekilde, küçük heykel porselenlerinden bir koleksiyonu vardır. Wilkes, onlardaki en ufak bir değişikliği bile fark edebilmektedir. Bu, saplantılı bir kişiliğin bir göstergesi olabilir.

Annie Wİlkes

Çilenin başlangıcı

İlk başta Paul Sheldon güvende olduğuna inanmıştır. Bir kazada yaralandıktan sonra, emekli bir hemşirenin evinde uyanmıştır. Üstelik, kadın onun okurlarından biridir. Ona bakmaya ve iyileşmesine yardımcı olacağına söz verir. Olay hakkında yazarın ailesi ve bilgi verdiğini söyler. Ayrıca yollar açılır açılmaz, onu en yakın hastaneye götürebileceğini söyler.

Ama bu söylediklerinin hepsi yalandır. Yavaş yavaş Wilkes, bipolar bozukluk belirtileri gösterir: nazik bir ses tonu ve aşırı iyilikten histeri, öfke ve saldırganlığa gider. Wilkes, Paul Sheldon’un son romanında Misery Chastain karakterinin öldüğünü öğrenince çok öfkelenir. Bu agresif ve takıntılı kişilik, çocukluktan beri var olmuş olabilir.

Wilkes’ın büyük bir çocuksu tarafı vardır. O, kurgusal karakterlerin hayranıdır. Kötü zamanları atlatmaya çalışırken Paul’in romanlarını keşfetmiştir. Öyle ki sonunda yazarın kaçırıldığı hikayelere saplantılı hâle gelir.

Son kitapta ana karakterin öldüğünü keşfettiğinde, duyguları tamamen körelir. Küçük çiftliğini yazar Paul Sheldon için cehenneme çevirir ve ekranda gördüğümüz en kötü karakterlerden biri olur.

Şöhrete maruz kalmak

Maalesef, şöhret çok tehlikeli olabilir. Kamusal bir figür olarak, özel hayatımız tartışmaya veya eleştiriye açık hale gelir. Tek bir hata, kötü bir yorum, yanlış bir cevap veya basit bir tepki hayatımızı cehenneme çevirebilir. Ayrıca ünlü insanlara takıntılı olanlar var. Bu takıntılar çok tehlikeli olabilir.

Annie Wilkes, Paul Sheldon’u sevmektedir. Onun ideal imajına aşıktır. Ona olan tutkusu ve zihinsel problemleri yazara işkence etmesine yol açmıştır. Bir insan sevdiği erkeğe nasıl işkence yapabilir? İdeal aşkı,bir takıntıya dönüşür.

Misery filmi

Annie Wilkes’in hikayesi ürpertici, ama çok gerçektir. İnsanların idollerine takıntılı hâle gelmesinin ilk örneği değil bu. John Lennon’un hayranı Mark David Chapman’ın onu öldüren kişi olduğunu hatırlayın.

Bu filmde sanatçının özgürlüğü sorgulanıyor. Sanatçılar ne yazacaklarını seçmekte gerçekten özgürler mi? Cevap hayır. Süreç boyunca, Sheldon’ın menajerinin daha fazla ticari başarı sağlamak için verdiği tavsiyeyi ve rehberliği görüyoruz.

Sheldon ve yayın dünyası

Yazar artık Misery romanını yazmaya devam etmek istemiyor. Yeni bir şey denemek istiyor. Ancak bu durum, satışın azalacağından korkan yayıncıyı ve elbette yazarın hayranlarını rahatsız eder. Yayın dünyası her zaman işin kalitesinden bağımsız olarak en kârlı ve cazip seçeneği seçecektir.

Misery filmi, yaratıcı özgürlüğünü yitiren yazarın hayatının diğer tarafını gösterir. Wilkes, istediklerini yazmaya zorlayarak Sheldon’ın yeni “danışmanı” olur. Birçok insanı öldürdüğünü ve şeytanileştiğini öğreniriz. Korkunç bir karakterdir.

“Ben senin bir numaralı hayranınım.”

– Annie Wilkes