Aile İçi Şiddettin Görünmeyen İzi

· Kasım 5, 2018

Şiddetten bahsederken, belirli bir süre zarfında meydana gelen olayların sayısına atıfta bulunuyoruz. Ya da şiddete başvuranların ellerinde can veren insan sayısını kastediyoruz.

Ancak, şiddetten maksat, bu bahsedilenlerden daha fazladır. Bu sebepten ötürü acı çekenler için çok daha fazla manaya gelir. Ayrıca, şiddet gören herkes istatistiklerde görünmeyecek; yanlış pozitifler ve yanlış negatifler de vardır.

Şiddet söz konusu olduğunda, sıklıkla dayaktan ya da çürüklerden bahsederiz, ve daha az yaygın olarak, görünmeyen yaralardan bahsederiz. Gerçekten, incinen sadece bir vücut değildir. Eğer biri şiddet görmüş ise, dikkat edilmesi gereken asıl nokta, çok ciddi bir zihinsel zarar ile karşı karşıya olabileceğidir. Sık sık susturulmaya çalışına bir sesi dillendirmeye başlamalıyız.

“İnsanların, bizim gibi sıradan insanların, tamamen farkında olarak ve bilerek, sürekli ve sistematik olarak birine zarar verme yeteneğine sahip olmaları gerçeği beni hala sarsıyor. Özellikle de hedeflerini zaten çok zayıf ve çok savunmasız birine dönüştürdüklerinde.”

– Maria Jose Rodriguez de Armenta

Aile içi şiddet kurbanlarının travma sonrası stres bozukluğu

TSSB (travma sonrası stres bozukluğu) hakkında konuştuğumuz zaman, genellikle onu doğal afetler, yüksek profilli suçlar veya askerler ilişkilendiririz. Bu durumun şiddet ile olan bağını çok sık konuşamasak da durum için kesinlikle geçerlidir.

TSSB olayı yeniden deneyimlemeyi, huzursuzluğu ve bunu unutmak için başarısız bir girişimi gerektirir. Bu belirtiler genellikle cinsiyet bazlı şiddet mağdurlarında görülür.

Bu grupta travma sonrası stres bozukluğu çok belirli özelliklere sahiptir. Kişi başından geçen olayları yeniden yaşar. Bu onları sürekli olarak tetikte olmaya zorlar, çünkü onlara zarar veren kişi, aslında onları desteklemesi ve koruması gereken kişi ile aynıdır.

Travma, şiddet gören kişinin duygusal sağlığını adım adım bozar. Yardım istemek genellikle yıllar alır. Aslında, daha fazla saldırganlıktan kaçınmak için genellikle kendilerine şiddet uygulayan kişi ile kalmayı tercih ederler. Bu nedenle, mağdur genellikle durumlarına olası bir çözüm bulunmadığını algılar (öğrenilmiş çaresizlik, terk edilme).

karanlıktan bir kadın eli

Hırpalanmış kadın sendromu

Başlarına gelen durum ile ilgili olarak bir çözüm olmadığını, çaresizliklerini öğrenmiş kadınlarda, hırpalanmış kadın sendromu ortaya çıkabilir. . Üstelik, aynı zamanda gerçeği çarpıtır, sorunun ciddiyetini inkar eder ya da bu ciddiyet seviyesini azaltmaya çalışır.

Ek olarak, başkalarını ve kendini algılama şeklini de değiştirebilir. Kendine zarar verip, kendisine şiddet uygulayan kişiyi bir rol modeli haline getirebilir. Kendisini sevdiği için, bir gün dayakların sonunun geleceğine kendi kendisini ikna eder. Aslında,  onun bu davranışını mazur görüp, bu tedaviyi hak ettiğini düşünerek durumdan kendisini sorumlu tutabilir.

Şiddet ve depresyon

Şiddet kurbanları genellikle düşük benlik saygısına sahiptir. Ayrıca, genellikle izole bir yaşam tarzı sürdürdüklerinden, sosyal destek veya olumlu duygusal güçlendirme adına bir gelişme kaydedemezler. Bütün bunlar onları daha da zayıflatır, bu da depresyona yol açabilir.

Depresyon, sırayla karar vermeyi ve konsantre olmayı da zorlaştırır. Aynı zamanda iş yerinde verimin azalması ve güvensizliğin artmasına neden olur. Böylece, mağdur, kendisine şiddet uygulanan durumdan çıkmak için oldukça zor kısır döngü içerisine girer.

Dahası, depresyonun başka bir sonucu vardır: intihar. Bazı çalışmalarda araştırmacılar, intihar girişiminde bulunup, acil servise getirilen kadınların % 29’unun şiddet mağduru olduğunu gözlemlemişlerdir. Aslında, hırpalanmış kadınlar arasında intihar olasılığı genel nüfusa göre beş kat daha yüksektir.

“Diğer kişi üzerindeki kontrol, tahakküm ve iktidar hırsız için hissedilen akıl dışı arzu, çiftler arasındaki aile içi şiddeti besleyen ana güçtür.”

– Luis Rojas Marcos

akan mum şekilleri

Şiddet ile ilişkili kaygı

Tahmin edebileceğiniz gibi, anksiyete bozuklukları da şiddet mağduru kadınlar arasında daha yaygındır. TSSB dışında şiddet görmüş kişilerde daha yüksek oranda fobiler, agorafobi, genel anksiyete bozukluğu ve obsesif kompulsif bozuklukları görülür.

OKB, bu tür bir durumda ortaya çıkan kaygıyı yönetme girişimi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu düşüncenin ortaya çıkardığı kaygıyı azaltmak için tasarlanan saplantılı davranışlarla birlikte, istismarcı hakkındaki saplantılı düşünceler ortaya çıkar.

“Zulüm ile karşılaştığımızda, taraf tutmalıyız. Sessizlik, işkenceyi teşvik eder.”

– Elie Wiesel

Şiddet uygulayan kişi, gücünü ve kuvvetini bir kurban üzerinde, onları yok etmek için kullandığı bir şekilde nüfus ettirir ve bunu, her durum ve koşulda uygulamaya çalışırlar. Psikolojik düzeyde şiddet, istismar edilen kişiye kötü sonuçlar doğurabilecek bir iz bırakır, bu nedenle bu konulara dikkat etmek ve onlara bir çıkış yolu vermek önemlidir.

Görseller: Chris Lawton, Tertia Van Rensburg ve Rene Bohmer izniyle