30 Yaşına Geldiğinizde, Arkadaşlarınızın Sayısı Değil Niteliği Daha Değerli Olur

· Mayıs 23, 2017

Yakın zamanda APA (Amerikan Psikoloji Birliği) tarafından gerçekleştirilen ve Psychology and Aging dergisinde yayınlanan bir çalışmanın sonuçları çoğumuzun düşündüklerini kanıtladı: yıllar geçtikçe arkadaşlık parametreleri değişmektedir. Özellikle 30’lu yaşlarınızda, arkadaşlarınızın sayısından ziyade niteliği önem kazanır.

Bu çalışmaya göre 20’li yaşlarımızda pek çok kişiyle arkadaşlık kurarız. Bu kişiler, dünya görüşümüzü zenginleştirir, kişiliğimizi ve beklentilerimizi etkiler.

Ama 30 yaşına geldiğimizde başkalarını sosyal bakımdan eğlendirmekten yorulmuş oluruz ve ilişkilerimizde daha fazla kalite ve niteliği tercih ederiz.

Bu iki yaş aralığında ilişkilerin bu iki türü, uzun vadeli etkiye sahiptir: 20 yaşında daha fazla, 30 yaşında ise daha az ama kaliteli arkadaşlara sahip kişilerin, 50 yaşına geldiğinde psikolojik bakımdan daha sağlıklı olduğu görülmüştür. Bu sonuç 30 yaşına geldiğimizde arkadaşlarımıza sırtımızı dönmemiz gerektiği anlamına gelmez. Ama bu çalışma, gerçekten iyilik hissimize katkıda bulunan kişileri dikkatli bir şekilde seçmemiz gerektiğini göstermektedir.

Hayat boyu arkadaşlık

Hayatımız boyunca arkadaşlığa önem vermeye devam ederiz ama her dönemde bu önem farklı bir şekilde kendini gösterir.

Çocukken çevremizdeki otorite figürlerine çok daha fazla önem veririz: anne babalarımız ve öğretmenlerimiz. Yavaş yavaş kendi kimliğimizi bulmak için başka çocuklarla etkileşime geçeriz; oyun ve okul sayesinde duygusal, bilişsel ve sosyal becerilerimizi kullanmayı öğreniriz.

İlk yetişkinlik döneminde arkadaşlık konsepti büyük bir değişim gösterir. Bu dönemde karakterimizi ve yeni başlayan kimlik oluşturma sürecimizi etkileyecek olanlar otorite figürleri değil kendi yaşıtlarımızdır. Yaşıtlarımızla iyi ilişki kuramadığımız takdirde bu dönem çok sancılı geçebilir.

Bu dönemde arkadaşlık yoğundur ama gençliğin sonraki dönemlerinde normalleşecektir. Zira kişilik, alışkanlık ve ilgilerimizi geliştirmede arkadaşlık önemli bir rol oynar. 30 yaşımıza yaklaşırken, bu ilişkiler daha az sayıda olur ve daha seçici davranırız.

20’li yaşlarda arkadaşlık

20 yaşındayken bütün dünyamız kaynama noktasındadır. Çoğu şey konusunda kesin bir fikrimiz yoktur ama korkusuzca ve insanlarla tanışmamızı sağlayan bir doğallıkla hareket ederiz. Üzüntüleri çok yoğun bir şekilde yaşarız ve çoğu zaman yakınlık ve yalnızlık arasındaki dengeyi kurmakta zorlanırız.

“Arkadaşlık, aşktan daha güç ve nadirdir. Dolayısıyla, elimizden geleni yapıp onu korumalıyız.”

– Alberto Moravia

Çok fazla ön yargı ve beklentiye kapılmadan yeni insanlarla tanışıp onlardan beslenmeliyiz. Tanımadığımı kişilerle tanışarak kendimizi sosyal olarak riske atarız çünkü buna ihtiyacımız vardır, özgürlüğümüzün tadını çıkarmaya ve gerçekten ne istediğimizi anlamaya ihtiyacımız vardır.

Bu çalışmada çok ilginç bir sonuç daha ortaya çıkmıştır: 20 yaşındayken çok az arkadaşımız olduysa, 50 yaşına geldiğimizde sağlığımız bundan göreceli olarak etkilenebilir. Her dönemi yoğun bir şekilde ve gerekli tavırla yaşamak gerektiği bir efsane değil.

20’li yaşlarda, meraklı ve özgür ruhlu olmalı, bu yaşa tecrübeleri yaşama enerjisine sahip olmalıyız: aşık olmak, bazı şeyleri açıkça görmeye başlamak, seyahat etmek, dans etmek… Çevremizde ne kadar çok kişi olursa, o kadar iyidir. Bu dönem, tecrübeler edindiğiniz dönemdir.

30’lu Yaşlarda Arkadaşlık

30 yaşına yaklaştığımızda sürekli olarak yeni kişilerle tanışmaya doymuş hale geliriz. Tam olarak güvenmediğimiz kişilerle planlar yapmak ya da her hafta sonu partilere gitmekten yoruluruz. Arkadaşlıklarımızda daha fazla nitelik ararız. Kaç arkadaşımız olduğunun bir önemi yoktur artık. Yine tecrübeler edinmeye devam etmek isteriz ama sevdiğimiz kişilerin yanında.

“Dürüstseniz, çok fazla arkadaşınız olmayabilir ama doğru arkadaşlarınız olur.”

– John Lennon

Buna isteklerimiz ve koşullar karar verir: geçmiş on yıldaki arkadaşlarımızın çoğu farklı yollara gitmiştir. Evlenmişlerdir ya da belki de başka bir yerde çalışmaktadırlar. Bu yüzden genelde daha az ama daha sıkı ve birbiriyle daha rahat bir arkadaş çevresinin tadını çıkarmaya başlarız. Değerleri ve ilgileri benzer kişilerin oluşturduğu bir gruptur bu.

Bu uzun süreli çalışma (çalışmaya katılan kişiler uzun süre incelenmişler), 30’lu yaşlarında çok fazla arkadaşı olan ve çok fazla tecrübe edinen kişiler, anksiyete, can sıkıntısı ve bıkkınlık hissini yaşamıştır. Dahası, bu durum 50’li yaşlarında olumsuz etkisini gösterir. Bu dönemi daha samimi ve sakin bir şekilde geçirmiş kişilere göre daha mutsuz oldukları görülmüştür.