Sana Olan Sevgim Bağlanmanın da Yalnızlık Korkusunun da Ötesinde

05 Mayıs, 2017

Seni gökyüzündeki yıldızları sevdiğim gibi seviyorum; onların benim olmadığını biliyorum, ama hayatıma ve rüyalarımıza ışık tutuyorlar. Seni seviyorum çünkü benim dünyam, sen yanımdayken sanki daha bir büyük, çünkü sen hayatıma çok güzel geliyorsun, çünkü sen yolculuk yapmak istediğim yollar çiziyorsun ve ben de tüm bunları seninle paylaşmak istiyorum.

Bu, herhangi bir bağlanma duygusu olmaksızın sevmektir. Çiftin körü körüne birbirine bağımlı bir hale gelmediği, her iki tarafında birbirinin özel alanına saygı gösterebildiği bir ilişki tarzı. Bu tür ilişkilerde, her türlü durum karşılıklıdır ve çifte zenginlik katar.

Aşk size mutluluk getirmeli ve size her gün en iyisini keşfetme fırsatı vermelidir. Size sunduğu tek şey keder ve acı çekmek ise o zaman o aşk değil, bağımlılıktır. Eğer aşk olarak tanımladığınız duygu, size aşırı kıskançlık, korku ve takıntıdan başka bir şey vermiyorsa, bu da bağlılıktır.

Bazen “bağlılık” kelimesi anlaşmazlığı çağrıştırır. Birini sevmenin, o insan ile sürekli olarak birlikte olmayı istemek, onun için endişelenmek, onun yüzünü sesini ve benliğini hayal etmek olduğunu inkar etmiyoruz.

Bu gibi durumlarda, aşk ile birlikte gelen saplantı ve zaafiyet dürtüleri biraz ağır basar, ki bu özellikle başta normaldir. Bununla birlikte, bağlılıktan tam olarak anlatmak istediğimiz şey, kendi kimliğimizi ve iç dengemizi, sevdiğimiz insan nezdinde kaybedişimizdir.

Kişisel gelişimimiz ve her iki bireyin de özgürlüğü için yer bırakmadığımız türden bir ilişkidir bu. Burada şüpheler ortaya çıkar ve taraflar birbirini kontrol etme ihtiyacı duyar.

Duygusal bağlılık çok yıkıcı bir bağımlılık türüdür


Duygusal bağlılık ile bağımlılık arasında bir paralellik olduğunu söylemek çok da yanlış olmaz. Her anında sevdiğiniz kişinin yanınızda olmasını istediğiniz o kör tutkuyu bir düşünün. Ve sevdiğiniz yanınızda olmadığı zaman, dünyanız çöker, insanlara güveniniz kalmaz ve eşinizi kontrol etmeye ihtiyacı duyarsınız. Sıkıntılı bir durum.

Birisini istemek kötü veya tehlikeli değildir. Tutku, hayata duygu, amaç ve zevk verir. Risk, arzunun bir zorunluluk haline dönüştüğü zaman başlar. İşte burada bağlılık gelişir çünkü kendi kontrolünüzü kaybeder ve sevdiğiniz olmadan yaşayamayacağınızı düşünürsünüz.

Başkası olmadan yaşamanız önemlidir ve mümkündür de. Eşimiz bir kaç günlüğüne yanımızdan ayrıldığında, denizde kaybolmuş gemiler gibi olamayız. Eğer karşılıklı güven varsa, böyle aşırı korku durumlarının gelişmesi için bir neden de yoktur.

Kendimiz ile nasıl yaşayacağımızı öğrenmeli ve herhangi bir olumsuz bağlılık dürtüsü olmadan, sevdiğimiz insan ile sağlıklı bir ilişkinin temellerini, kendimizi tanıyan, kendimize güvenen ve mutlu bir birey olarak atabiliriz. Eşinizi sevin ama onsuz yapamam da demeyin. Birlikte her şeyi paylaşın ama asla ve asla karşılığında bir fark edilme durumu olmadan buna devam etmeyin.

Çocukluğumuzda, ailemiz ile bir bağ kurabilmek için pozitif bir bağlılık durumu yaşamamız gerekir. Bu bize güven, sevilme ve fark edilme hissi sunar. Bu aşamadan sonra, sahip olduğumuz karakter ile güvende hissettiğimiz, kim olduğumuzu kabul ettiğimiz ve ne başardığımızı bildiğimiz haliyle kendi benliğimizi oluşturmak gelir.

Eğer kendinizi iyi hissediyorsanız, kendine güvenen ve mutlu bir insan olduğunuzu düşünüyorsanız, başkasıyla istikrarlı ve mutlu bir ilişki de kurabilirsiniz.

Hayatınızdaki boşlukları doldurmak için başkalarına ihtiyacınız yok, çünkü hayatınızda hiç boşluk yok. Hiç kimsenin sizin korkularınızı ortadan kaldırmasına gerek yok çünkü korkularınızın olması gayet normal. Yalnızlığınızı hafifletmek için kimseye ihtiyacınız yok çünkü yalnız da değilsiniz.

Sevdiğinizden ayrı kalmayı deneyin ve bağımlı ilişkilerden uzak durun

Eğer aşkı bir acı çekme aracı olarak görüyorsak, bunu yaşamaya değmez. Bize terk edilme ya da ihanete uğrama korkusu veriyor ve kişiliğimizi kaybetmiş bir halde, bir başkasının kuklası haline gelecek kadar sevdiğimiz insana bağımlı bir hale getiriyorsa, aşk veya sevgi, hiç olmasın daha iyi.

Kendinizi diğer insanın inisiyatifine bırakmayın.  Sakın ola böyle büyük bir yükün altına girmeyin. Aksi takdire ruhunu kaybetmiş biri olup çıkarsınız. Bunun yerine, bağlanmaya olan bağımlılığınızı aşmaya çalışın ve bağımlı ilişkilerden uzak durun.

Bu fikirlerin kolayca okunup anlaşılacağını biliyoruz ama tüm bunları bilseniz bile, bir şekilde bu ilişki durumuna düşme ihtimaliniz ortadan kalkmış değil. Aşk söz konusu olduğunda, kimse kendini kontrol edebilecek durumda değildir, ancak bu duruma düştüğünüz zaman, olanları fark ettiğinizde, nasıl tepki vereceğinizi bilmek sizin sorumluluğunuzdur.

Duygusal ayrılığın pratiğe döküleceği bir zamanı gelecek; böylece özgür, daha güvenli, daha akıllı bir şekilde hareket edebilecek, dürüstlükle, korkmadan sevebileceksiniz.

Eğer sevdiğimiz insanın da kişisel gelişimine izin verirsek, bu durum ilişkimizi zenginleştiren, duygusal açıdan da zengin ve kendine has bir insan olmamıza yardımcı olur.

Duygusal ayrılmanın, ilişkiyi sonlandırmak anlamına gelmediğini anlamamız lazım. Tam tersine, sizi sevdikleri, sizin de onu sevdiğiniz, sizin ile olan insana güven duyabildiğiniz bir şekilde, kendinize saygı duyabileceğiniz ve sevdiğiniz insanın da kendi olabilmesine izin verebileceğiniz bir ortam yaratır.

Duygusal ayrılma, tüm kalbiniz ve ruhunuzla birisini sevme, isteme veya umut etme hakkına sahip olmadığınız anlamına gelmez. Bu, kimsenin kimseye sahip olmadığı anlamına gelir. Eğer birileri size sahip olmuşsa, sizi kontrol altına alır ve sizi kontrol ederse, bu sizin kendiniz olmanıza izin verilmediğinin bir göstergesidir.

Karakter icabı özgür olmak, aşık olamayacağınız anlamına gelmez. Herhangi bir ihtiyaç ya da korku olmadan, sevdiğiniz insana en iyi halinizi sunarak, tutkunun sizi beslemesine izin verir.

Görseller: Babs tarr, Lauri Blank