Zaman Saatlerle Değil, Hayat Duygularla Ölçülür

26 Eylül, 2020
Her insanın hikayesi, hissettiği her duygu, üstesinden geldiği her korku ve hem kalbinde hem de zihninde silinmez izler bırakan mutlu olduğu her saniye ile yazılır. Sonuçta hayat, geride kalan yıllar değil yaşanan duygulardan ibarettir.

Hayat duygularla ölçülür. Bunlar varoluşumuza anlam katan fiziko-psikolojik reaksiyonları içeren anlardır. Mutluluk, neşe, şaşırma, korku, üzüntü, hayret etme, özlem duyma… İçerikleri olumlu ya da olumlu olsun tüm bu duygular bizim kim olduğumuzu tanımlar, davranışlarımızı biçimlendirir ve bunun sonucunda da yaptığımız her şeye bir anlam katar.

Yazar ve aktivist Hellen Keller haklı olarak, bu dünyadaki en güzel şeylerin görülmeyen ya da elle tutulmayan, kalbimizle hissettiğimiz şeyler olduğunu ifade etmiştir. Aslında Keller’in bu konuyu böyle güzel özetlemesinin ardında önemli bir neden bulunmaktadır. Kör ve sağır bir kadın olarak Keller, içinde bulunduğu gerçekliğin içinde yaşamayı ve bunu anlamayı pek çoğumuzun yeterince değer vermediği görülmez bir evren sayesinde öğrenmiştir. Yani aslında içinde bulunduğumuz evrende pek çok duygu, bağ, his vb. bulunur.

İnsanın sosyal bir varlık olduğunu çok sık duyar ve okuruz. Bunun yanında insan beyninin de rasyonel bir yapıda bulunduğunu, düşüncelerimizi, kararlarımızı ve davranışlarımızı şekillendiren bir dizi hücre ve dokudan meydana geldiğini biliriz. Ancak gerçek çok daha belirgindir: İnsanlar duygusal yaratıklardır. Bu nedenle beynimizin anladığı tek dil duygu dilidir.

Bu durum birer insan olarak her birimizi hem harika hem de aşırı derecede karmaşık bir varlık haline getirir. Hayatı bu bakış açısından anlamak sahip olduklarımız üzerinde daha fazla kontrolümüzün olmasına ve yaşamdan daha fazla keyif almamıza yardımcı olur.

ellerinde ışık tutan bir kız

Hayat Duygularla Ölçülür: Neşeli Anlar, Sakin Geçen Günler ve Üzüntülü Anlar

Duygular günlük yaşantımızı sayısız şekilde yönlendirir. Bu biyolojik gerçekler sadece fiziksel olarak nasıl hissettiğimizi değil aynı zamanda aşık olduğumuzda kalp atışlarımızın hızını ya da endişelendiğimizde karnımızda hissettiğimiz ağrıyı da tetikleyen etkenlerdir. Bu duygular ayrıca düşünme şeklimizi ve belirli zamanlarda davranış biçimlerimizi de düzenler.

Hayat duygularla ölçülür çünkü bunlar hayatımızın her anına melodi katan birer dokunuştur. Bu fiziko-psikolojik etkenlerin ortaya çıkması konusunda bilinçli olmak sağlıklı ve mutlu bir yaşantı için anahtar görevi görmektedir. Çünkü bu duygular hakkında daha fazla bilgi sahibi olmak ve onları kontrol edebilmek mutlu olmamıza olanak sağlar. Bunun tam aksi durumda ise çekilen acılar kronik bir hale dönüşür. Şimdi bu konuyu biraz daha derinlemesine inceleyelim.

Duygular Bize Kim Olduğumuzu ve Hikayelerimizin Bizi Nasıl Etkilediğini Anlatırlar

Varoluşumuz sadece mutluluk iplikleri ile dokunmuş bir kavram değildir. Her birimiz için ayrı ayrı özelliğe sahip bu dokuda üzüntü, kayıp ve acı gibi renklere de bol bol rastlamak mümkündür. Ancak bu renkler ve karşıtlıklar oyunu aslında hayatın gerçek güzelliği (ve dayanıklılığı) anlamına gelir.

Duyguların en temel ortak özelliklerinden biri yaşadığımız hikayeleri ve kim olduğumuzu betimleyen faktörler olmalarıdır. Bunu bir örnek üzerinden daha iyi kavrayabiliriz. Bir kişiden ayrılmak kalıcı bir yara bırakabilir. Yaşanan hislerin uçup gittiği ve umutların kaybolduğu bir boşluk hissi ortaya çıkabilir. Bu acı yeni bir ilişkiye başlamayı bile engelleyen kronik bir noktaya ulaşabilir.

Bu tür hikayelere aslında çok sık bir biçimde rastlamak mümkündür. Ancak diğer yandan bazı insanlar ise bize daha parlak ve olumlu bir duygusal dokunun örneklerini sunarlar. Bu dokuda, direnç, zorlukların üstesinden gelme, yaşamaya devam etmek için bitmek tükenmek bilmeyen bir arzu, hisler, tecrübeler vb. bulunur. Hayat duygularla ölçülür ve bunların bir kısmı acı verici olsa da çekilen bu acılar varoluşumuzu tek bir renge indirgemek durumunda değildir.

kalp tutan bir kadın

Mutlu Olmak Her Zaman Doğru Duyguyu Hissetmek ve Bu Duyguyla Ne Yapması Gerektiğini Bilmektir

Kanadalı psikolog Les Greenberg duygu merkezli terapinin yaratıcılarından biri olarak kabul edilmektedir. Duygu Odaklı Terapi gibi çalışmaların bize anlattığı şey, insanların duygusal anlamda kaybolmaya devam ettikleri gerçeğidir. Bu bağlamda duygularımızı bastırır, onları kendimizden uzaklaştırmaya çalışır, kimi zaman nasıl adlandıracağımızı bilemez ve genellikle sonuçlarını hiç düşünmeden bu duyguların etkilerine kendimizi kaptırıp gideriz.

Bu noktada anlamamız gereken en önemli şey, sağlık ya da mutluluk adını verdiğimiz kavramın doğru zamanda doğru duyguları hissetmek ve bunlarla daha sonra ne yapabileceğimizi bilmek olduğudur. Peki bu ne demektir? Örnek olarak eğer bir kişi beni kızdırır ve bana saldırırsa bu durumda öfkelenme hakkım doğar. Ancak bu öfke şiddete yönelmeme neden olmamalıdır. Bunun yerine daha iddialı olmak ve başarılı çözümler üretmek daha doğru bir yaklaşım şekli olacaktır.

Aynı zamanda değişim ve belirsizliğin hakim olduğu durumlarda kişinin korku ve acı gibi duygular hissetmesi de son derece doğaldır. Bu nedenle bu tür duygular, beklentiler içinde olan ve normal birer duygu olarak kabul edilmelidir. Psikolojik sağlığın bu temel prensiplerini anlamak her şartta ve kişisel durumda çok daha iyi ve sağlıklı bir biçimde ilerlememize yardımcı olacaktır.

Hayat Duygularla Ölçülür: Öğrenmekten Asla Vazgeçmeyin

Hayat zamanla değil duygularla ölçülür. Mutlu olduğumuz anlar, bunalıma girdiğimiz zamanlar, umutlu olduğumuz günler, halay kurduğumuz dakikalar ve ayrıca elbette üzgün olduğumuz dönemler… Her birimiz yaşadıklarımızın bir sonucu olduğumuz kadar bu tecrübeler süresince hissettiğimiz duyguların da bir sonucuyuz. İşte bu özelliğimiz her birimizi eşsiz ve bir benzeri olmayan varlıklar haline dönüştürür.

Ayrıca her insan, üstesinden geldiği her bir korku, iyileşen her bir üzüntü, affederek geçen her bir kızgınlık ile başarı ve mutluluğa ulaşan her bir hayal anlamına gelir.

Yaşantımızda pek çok şeyi geride bıraktığımız bir gerçektir. Ancak gelecekte bizi bekleyenler yeni fırsatların karşımıza çıkması ve yeniden heyecan duyacağımız yeni anların yaşanması demektir. Çünkü aslında yaşamın tam anlamı da budur: Her günü olabildiğince çok duygu ile geçirmek.

  • Greenberg, Les (2002) Emotion-focused Therapy: Coaching Clients to Work Through Their Feelings. American Psychological Association