Yeşil Yol: Son Derece Güçlü Bir Film

Nisan 9, 2020
Yeşil Yol insanların izlerken gözyaşlarını tutamadıkları filmlerden biridir. Bugünkü yazımızda bu muhteşem filmden söz edeceğiz.

Bazı filmler izleyenleri eğlendirmenin de ötesinde ruhlarına dokunurlar. Yeşil Yol (1999) da bu filmlerden biri.

Bu birkaç kelimede özetlenebilecek bir film değil. Bundan dolayı bu yazımızı “yedinci sanatın” bu harika yapıtına adadık.

Yeşil Yol filminde Tom Hanks'in masasında çalıştığı sahne

Türünün Tek Örneği Bir Film

Bunu diyen yalnızca biz değiliz. Bu film gerçekten de türünün tek örneği. Neden mi? Yeşil Yol kategorize etmesi ya da etiketlemesi epey zor filmlerden biri. Bazı eleştirmenler bu filmi dram olarak adlandırırken bazıları da gizem veya gerilim olarak kategorize eder. Bilim kurgu olduğunu iddia edenler dahi vardır.

İşin aslı, film bu tarzların hepsine de uyuyor. Fakat aynı zamanda bu gruplandırmaların hepsinin yanlış olduğunu da belirtmeliyiz. Yeşil Yol bütünü dolayısıyla hem bu kategorileri kapsayacak hem de bu kategorilerle sınırlandırılamayacak kadar farklı bir film. Film aslında Stephen King’in aynı isimli romanından uyarlama.

Tabii filmin türünün tek örneği olmasının yalnızca kategorizasyonunun zor olmasıyla ilgisi yok. Şahsına münhasır karakterler, olay örgüsü ve filmin içeriği de bu özelliğini pekiştiriyor. Filmdeki ana karakter Paul Edgecomb adındaki gardiyan. Onun görevi, 1930’larda Louisiana’da bulunan Cold Mountain Cezaevi’ndeki idam mahkumlarının olduğu hücrelerin (Bu hücreler Yeşil Yol olarak anılır.) gözetimini sağlamak.

Diğer gardiyanlarla birlikte Edgecomb, sıradışı bir mahkum olan John Coffey aralarına katıldıktan sonra olağandışı şeyler yaşamaya başlarlar. Coffey 1.80 boyunda siyahi bir adamdır. Oldukça güçlü ve son derece hassas biridir. Coffey zamanla inanılmaz güçleri sayesinde ne kadar özel biri olduğunu gösterir.

Yeşil Yol Filminin Gerçek Yıldızı Duygulardır

Paul ve John kağıt üstünde iki ana karakterdir. Fakat bununla birlikte film boyunca varlığını sürdüren bir şey daha varsa, o da duygulardır. Bunu belirtmemizin nedeni kurgunun film boyunca izleyenlerde farklı farklı duyguları açığa çıkarmaktaki başarısı. Film eğlenceli, son derece dramatik, gergin ve hatta korku dolu sahneler barındırıyor.

Bu duygusal gücü taşıyan karakter John Coffey. İddiaya göre iki küçük kızı öldürdüğünden dolayı idam cezasına çarptırılan bu gizemli mahkum, bir çocuk kadar hassas, naif ve iyimser bir yapıya sahip. Dış görünüşüne bakıldığında onun hakkında düşünülecek şeylerle, davranışları tam bir zıtlık teşkil ediyor.

John’un bir de özel bir gücü var: insanları iyileştirme gücüne sahip. Hikâyenin ilerleyen kısımlarında John güçlerini çok daha fazla insanın üstünde kullanmaya başlıyor. Aşırı hassasiyeti dolayısıyla acı çeken herkesle empati kurabiliyor ve güçlerini hastaların acılarını dindirmek için kullanabiliyor.

John Coffey’nin İnkâr Edilemez İyiliği

Bazı insanlar tamamen iyi, bazıları da tamamen kötü müdür? Aslında öyle düşünmüyoruz. İyi ya da kötü olarak adlandırılabilecek davranış ve tutumlar olmakla birlikte, konuyu buna indirgemek son derece yetersiz kalırdı.

Yine de John tamamıyla iyi olarak tanımlayabileceğiniz insanlardan biri. Yukarıda bahsettiğimiz özel gücü, onun neredeyse içgüdüsel bir biçimde iyi olmasını sağlıyor.

Karakteri vicdanlı bir bireyin davranışlarını yansıtıyor. Güçlerini, ona karşı kibar olsun olmasın, ihtiyacı olan herkeste kullanıyor.

Ağlayarak bir şeyler anlatan mahkum

Yeşil Yol Filminden Üzücü Bir Ders

İnsanların silah taşıdıkları, cinayet işledikleri, güçlerini kötüye kullandıkları bir ortamda John Coffey neredeyse bir mucize. O doğanın güçlü yanını temsil ediyor. Bu gücün temelinde de onun küçük şeylerden keyif almak gibi çok farklı şekillerde ifade ettiği sevgi yatıyor.

Eğer hayatımızda doğaüstü güçleri olan biri olsaydı, dünyaya iyiliği dokunması için ona muhakkak iyi davranırdık. Böylelikle hayatına dokunduğu herkesi daha iyi koşullara kavuşturabilirdi.

Fakat filmde böyle olmuyor. Seyreden olaylar ve John’un bir Afroamerikan olmasından ötürü film mutlu sonla bitmiyor. En sonunda John elektrikli sandalyeye oturtuluyor. İşin garip yanıysa bunu onun da istiyor görünmesi.

Hissiz bir dünyada onun aşırı hassasiyeti, onun kaldırabileceğinden çok daha fazla acı çekmesine neden oluyor. İçinde yaşadığımız dünya da Yeşil Yol filmindeki dünyadan çok farklı değil. Korkarız ki John bizim dünyamızda yaşasaydı yine aynı sona mahkum olurdu.

Hayatta bazı insanlar neden olduğunu bilmeseler de her gittikleri yere iyiliği beraberinde götürürler. Fakat ne yazık ki bu insanlara her zaman hak ettikleri değeri vermeyiz. Bu hissiz dünyada herhangi bir hassasiyet belirtisinin devrim niteliğinde olması ve bunun değerini bilemememiz oldukça üzücü.