21. Yüzyılın En İyi Psikolojik Gerilim Filmleri

Kasım 13, 2019
Bu psikolojik gerilim filmleri listesinde basitçe bir hikayeyi anlatan filmlere odaklanmayacağız, onun yerine açık uçlar bırakan, sizi düşündüren ve hikayenin bir parçasıymışsınız gibi hissetmenize sebep olan filmlere odaklanacağız.

Bu, yakın zamanlarda yayınlanan en iyi psikolojik gerilim filmlerine odaklanan, düzenlediğimiz küçük bir liste. Şunu da belirtmekte fayda var, bu listede en iyi ve en yeni psikolojik filmlere, ya da başka bir deyişle 21. yüzyılda yayınlanan filmlere bakmak istedik.

Elbette, bu yüzyılın filmlerinin bir şekilde izleyicinin hikayeye kendileri de dahilmiş gibi hissetmesini sağlayan yüksek kalitesi hesaba katıldığında bu listeyi oluşturmak kolay değildi. Bu filmler öylesine ilgi çekici ki kendiniz bile neredeyse hikayenin bir parçası haline geliyorsunuz.

21. Yüzyıl Psikolojik Gerilim Filmleri

Bu psikolojik gerilim filmleri listesinde basitçe bir hikayeyi anlatan filmlere odaklanmayacağız, onun yerine açık uçlar bırakan, sizi düşündüren ve hikayenin bir parçasıymışsınız gibi hissetmenize sebep olan filmlere odaklanacağız.

Büyük ihtimalle birçok iyi filmi bu listeye eklemedik, ancak lütfen yorumlarda bu listeye dahil olması gerektiğini düşündüğünüz filmleri bizimle paylaşın. Unutmayın ki sadece filmin psikolojik içeriğine değil genel anlamda kalitesine de odaklanıyoruz.

Christopher Nolan, Başlangıç (2010)

Başlangıç, İngiliz direktör Christopher Nolan’ın, ana karakterlerinin bazılarının rüyalarını dahice bir şekilde sunan bir filmi. Leonardo DiCaprio ve Ellen Page’in de içinde olduğu oyuncu kadrosu ile bu film çoktan bir başarı.

Filmin ana psikolojik unsuru sadece rüya görmekle ilgili değil. Aslında, bu film sizi, insanları bir şeyi yapmaya götüren şeyler ve uzun süreli yas tutmanın ne kadar karmaşık olduğu ile ilgili de düşünmeye itecek hikayeler içeriyor.

Başlangıç filminden bir kare: masada dönen fırıldak.

David Lynch, Mulholland Çıkmazı (2001)

Bir David Lynch filmini değerlendirmek zor. Bu durumda, Mulholland Çıkmazı bir soru üzerinden kurulmuş kabus gibi bir Hollywood gösteriyor bize: rüyalar kabuslara dönüşseydi ne olurdu?

Naomi Watts ve Laura Elena Harring’in oynadığı bu film David Lynch’in kullandığı tüm psikolojik unsurları içeriyor. Lynch lineer bir hikaye sunmuyor, onun yerine izleyicisini “uyandırmayı” ve uyanık tutmayı hedefliyor.

Film; görseller, sesler, müzik ve diyalogları kullanarak huzursuzluk, üzüntü, korku, panik ve şok hislerini gösteriyor ve bu hisler arasında geçişler yapıyor… Film sanki Lynch izleyicisinin zihniyle oynamak istiyormuş gibi çekilmiş olan bir film.

Michel Gondry, Sil Baştan (2004)

Eşsiz bir aktör olan Jim Carrey’yi ve Kate Winslet’ı kadrosunda barındıran bu film bizlere çok ilginç bir zihinsel oyun öneren son derece hassas ve duygusal bir film…

Bir ayrılığın acısını çekmemeniz için, teknoloji eski romantik ilişkilerinizle ilgili her şeyi size unutturabilir miBu acılı durumu hiç acı hissetmeden atlatmak mümkün müdür?

Bu sorunun bir cevabı yok, ama hala insanlık dışı bir olasılığa işaret ediyor. En sonunda, iyileşme sürecinin yanında acı ve yaraların da sizin içinde yaşadığınız dünyaya daha iyi adapte olmanızı sağladığını unutmayın.

Richard Linklater, Çocukluk (2014)

Richard Linklater bu hikayeyi bir başyapıta çevirmeyi başarmış. 12 yaşındaki bir erkek çocuğunun hayatını bir filme nasıl çevirirsiniz ki? Direktör ve ekibi işte tam da bunu yaptı. 10 yıldan fazla bir süre boyunca her yıl, aynı erkek çocuğunun hayatının bir gününü videoya çektiler; o yıllar içerisinde bir ergen haline gelmiş olan bir erkek çocuğunun.

Filmde, hayatının zor bir dönemi olan ergenlikten geçen bir erkek çocuğunun değişimini görebileceksiniz. Film, aşk hikayeleri, kalp kırıklıkları, arkadaşlıklar ve daha fazlasını içeriyor.

Wes Anderson, Büyük Budapeşte Oteli (2014)

Bu filmi burada gördüğünüze şaşırabilirsiniz, ancak Wes Anderson’ın karakterleriyle çok güzel yollar kullanarak oynamayı çok iyi bilen dahi bir direktör olduğuna şüphe yoktur. Bunun bir kanıtı da Büyük Budapeşte Oteli.

20. yüzyıldan kalan dağ otelinde gerçekleşen delice bir komedi kisvesi altında, Anderson insanların sefaletini ve azametini ortaya koyuyor. Arkadaşlık, sadakat, hırs, sevgi, dayanışma, adilik… Bu filmde arkada bırakılmış bir tek duygu bile yok.

Sophia Coppola, Bir Konuşabilse (2003)

Bu, Sophia Coppola’nın, Scarlet Johansson ve Bill Murray’in oynadığı değerli bir eseri. İki yalnız ve üzgün ruh kendilerini evlerinden çok uzaklarda, tamamen özgür oldukları ve kimsenin gerçekten onları anlamadığı bir yerde kayıp şekilde bulurlarsa ne olur? Tutkudan koruma hissi ve arkadaşlığa kadar yol alan, anlaması zor, jenerasyonlar arası bir sevgi.

“Herkes bulunmayı ister.”

– Bir Konuşabilse

Bir Konuşabilse filminden bir kare: camdan dışarıya bakan bir kadın.

Christopher Nolan, Akıl Defteri (2000)

Christopher Nolan ile başladık ve onunla bitireceğiz. Bu film ters bir şekilde çekilmiş bir film (sondan başa) ve karısının ölümünün intikamını almak isteyen bir adamı anlatıyor.

Ancak, bu adam kafasını vurmuş ve kısa süreli hafızasını kaybetmiş durumda. Dolayısıyla, hayatında o anda olan şeyleri unutup duruyor. İşte bu şekilde bir şeyleri hatırlamak ve hedefine ulaşmak için notlar tutmaya, hatta vücuduna dövmeler yaptırmaya başlıyor. İlginç, değil mi?

Bu psikolojik gerilimlerin herhangi biri durup düşünmenize sebep olacak, ana konuları psikoloji olmasa bile. Sizi huzursuz edecek ve tabii ki zihninizle oynayacaklar.