Yarı Gerçekler Eninde Sonunda Yalana Dönüşür

Aralık 22, 2017

Daima gerçekleri yarım anlatan insan kadar tehlikelisi yoktur. Çünkü gerçekleri olduğu gibi anlatmayan bu kişinin söyledikleri eninde sonunda tamamen yalan olmaya başlar. Aldatmalar da er ya da geç zararlı tarafını gösterir ve tıpkı yalanlar gibi bir gün ortaya çıkma eğilimindedir.

Unamuno, hayatta iyi niyetli bir kandırmanın olamayacağını söylemiş. Bahsettiğimiz insanlar ise kendi yöntemleriyle bizi nasıl kandıracaklarını iyi biliyorlar. Toplumda tamamen doğrular ne de tamamen aldatmacalar çoğunlukta. Çoğunlukta olan, çok daha sık tercih edilen yarı doğrulardır. Böylelerine her gün her durumda rastlayabiliriz, özelikle de siyasi meselelerde.

“Doğruları yarım aktaran biri misin? Derler ki öteki yarısını da söylersen tam bir yalan söylemiş olursun.”

– Antonio Machado

Doğruları kısmen söyleyen veya beyaz yalanlar söyleyen bir insan yanlış bir şey yapmadığına inanır. Karşısındaki insana karşı sorumluluğu olmadığını düşünür. Bu bakış açısına göre, “merhametli” olmak için eksik bilgi vermenin onları sorumluluklarından kurtardığına inanırlar. Biri size “seni çok seviyorum ama biraz yalnız kalmaya ihtiyacım var” ya da “yaptığın işten memnunum ve çabana değer veriyoruz ancak birkaç aylığına sensiz çalışmaya devam etmeliyiz” diyorsa muhtemelen bahsettiğimiz şekilde davranıyordur.

Bu durum bazen kırıcı olsa da, tam anlamıyla gerçekleri duymayı tercih etmemiz gerekiyor. İlerlemenin tek yolu budur çünkü. Gerçekler, bize yeni bir sayfa açabilmemiz için doğru psikolojik yöntemleri kullanmamızın yolunu açar. Gerçekler, güvensizlikleri ve duygusal dengesizlikleri geride bırakmamızı sağlarken aldatıcı maskeleri düşürür.ağlayan elma

Yarı gerçeklerin acı tarafı

Kulağa garip gelse yalanın psikolojik analizi oldukça yen bir konu. Freud neredeyse bu konuya hiç değinmemiştir. Onun zamanında bu etik bir konuydu ve hatta teologlar bunu ahlak başlığı altında incelediler. Sosyal psikologlar yine de bu konuya ilgi duyarak yalan ve diğer olgular hakkında araştırmalar yapmaya başladılar. Nietzsche’nin zamanında “Hayatta yalan söylemek şarttır.” Söylemini onayladılar.

Bunun tedirgin edici göründüğünü biliyoruz. Çok küçük yaşlardan itibaren her zaman doğruları söylemenin gerekliliği öğretilmiş olsa da, dört yaşına geldiğimizde yalan söylemenin bazı faydalar sağladığını keşfediyoruz. Başka bir deyişle, çok küçük yaşlardan itibaren su katılmamış yalanın neredeyse hiçbir zaman uzun vadede uygulanabilir olmadığını açıkça görüyoruz.beyaz maskeler

Diğer yandan, Massachusetts Üniversitesi Psikoloji departmanından Robert Feldman’ın da gösterdiği gibi ünlük hayattaki konuşmalarımızın birçoğu kısmi doğrulardan meydana geliyor. Bunların %98’i zarar vermeyen, tehlikesiz ve hatta bazı durumlarda faydalı oluyor. Örneğin, çok iyi tanımadığımız biri nasıl olduğumuzu sorduğunda ona gerçekten içinde bulunduğumuz zor durumu anlatmaktansa “İyiyim yalnızca ufak tefek işlerle meşgulüm” demenin zararı yok.

Ancak, geri kalan %2’lik yarı gerçekler daha sonra eksik bilgi vermekten dolayı ortaya çıkan aldatmaya dönüşüyor. Bu durumda, kısmi olarak gerçeği söyleyen kişi kendine bahaneler yaratıp aklanmaya çalışır. Bunda yanlış bir şey olmadığına veya bunun tam anlamıyla yalan söylemek olmadığına kendini inandırır.

Yalan söylemek mi dürüstlük mü?

Muhtemelen çoğumuz daha önce doğruları yarım söylemişizdir ve bunlar günün sonunda tamamen birer yalana dönüşmüştür. Belki de birisi eninde sonunda inanacağımızı umarak beyaz yalanlar söylemeye başlamış ve bunları tekrarlamıştır. Ancak er ya da geç gerçekkler her zaman şişe mantarı gibi su yüzüne çıkar.

“Gerçekten korkmayan insanın yalandan korkusu olmaz.”

Thomas Jefferson

Her şeyin kısmi olduğuna dair açıklamalar da var: “kimse daima doğruyu söyleyerek yaşayamaz.” Öte yandan geçmişten beri dürüst davranmak ve dürüstlük beklemek üzerinde durulur. Samimiyet ve dostluk her zaman mutlak bir dürüstlüğe bağlandığından, dürüstlük her zaman daha içten, yararlı ve hem başkalarıyla hem de kendimizle kurduğumuz ilişkilerde etkili görülür.bir avuç gökkuşağı

Her şeyden öte, saygı, uyum sağlama, açık ve istikrarlı olmaktan bahsediyoruz. Bunun yolu da pasif agresif yaklaşımları önlemektir. Sonuç olarak, gizlenmiş bir gerçek en kötü yalandır. Uyum ve saygı içinde yaşamak için, dürüst olmaktan başka çıkar yol yok. Dürüstlük ise tartışmasız başka bir erdemi gerektirir: sorumluluk.

  • Fernández, M. C. F., & Halty, L. (2018). La intención es lo que cuenta. Una revisión sobre la detección del engaño en intenciones. Papeles del Psicólogo39(1), 51-59.
  • Gitlin, I. B., López, R. M., Pallejá, J. M., & Fenn, E. (2017). Cognición, emoción y mentira: implicaciones para detectar el engaño. Anuario de psicología jurídica, (27), 95-106.
  • Lind, G. (2019, September). Psicología de la Moral y Democracia, y Educación. In Workshop Discussion Theater/KMDD in Concepción.