Hayata Devam Etmenizi Sağlayan Şey: Kendinizi Kandırmak

05 Ağustos, 2017

Öyle ya da böyle, herkes yalan söylemenin ne demek olduğunu biliyor. Bazı insanlar daha cesur olup yalan söylediklerini itiraf ederken, bazısı ise böyle bir sorumluluğu üstlenmek istemiyor.

Gerçekte, kim kendine yalan söylemez ki? Belki de yaptığınız şeyi farkına varmak için henüz çok erkendir. Hadi biraz bu konu hakkında konuşalım.

“Bir insanın kendine söylediği en yaygın yalan; başkalarının aldanması oldukça az rastlanan bir suçtur.”

– Nietzsche

Bir hayat arkadaşı olarak hilekarlık

Hilekarlık ve yalan hayatın bir parçasıdır. Doğa bile bunu bir kaynak olarak kullanır. Vücuda girmek için bağışıklık sistemini kandıran virüsleri, herkesin amacının hayatta kalmak olduğu avcı ve av arasındaki akıl oyunlarını ve yalanları bir düşünün. Peki ya biz insanlar?

Somut bir şeyi başarmak için iyi niyetli yalanların ötesinde, hayatlarımızın tümünü ya da bir kısmını ayakta tutan yalanları bir çok sınıfa ayırabiliriz. Bu yalanlar, gerçeklikten kaçmak için bir yoldur ve bilinçaltını bir sığınak olarak kullanırlar.

Dostoyevski’nin Yeraltından Notlar kitabından:

“Herkesin arkadaşları dışında kimseye anlatmadığı anıları vardır. Arkadaşlarına bile söylemediği, sadece kendi zihnini meşgul eden diğer meseleleri vardır. Ancak kendini bile söylemeye korktuğu diğer şeyler de vardır ve her düzgün adamın zihninde depoladığı böyle şeyler vardır. Ne kadar düzgün bir adam olursa, zihnindeki şeylerin sayısı da o kadar fazladır.”

Herkes kendini kandırır

Dil ve farkındalık kendini kandırmada önemlidir. Gerçek ne olursa olsun, ve herkesin kendi gerçekliğini kendi oluşturduğunu bilsek de kendi gerçekliklerimizi dil aracılığı ile betimler ve iletiriz. Gerçeklik bu durumu nasıl anlattığımızın yansımasıdır. Hayatın her noktasında önyargılı düşünceler yaratabildiğimizi unutmamalıyız.

Kim kendi varsayımlarından ve konfabülasyonlarından uzak durabilir ki? 

Her gün hayatta kalabilmek için kendimizi kandırıyoruz.

Gerçeklikten kaçmak için yalanlar

Hayata devam etmemizi sağlayan bir sürü yalan vardır ancak farkına varmadan bizi bazı durumlara kelepçeleyen durumlar da vardır. Bunlar, ne yaparsak yapalım hayata devam etmemize engelleyen şeylerdir.

“Gerçek, kurgunun temelidir.”

– Jacques Lacan

Bazen gerçeğin ağırlığı çok acı ya da ağır olduğunda acı çekme korkusu bizi gerçeklikten uzaklaşmaya iter ve bu duruma genellikle dikkat etmeyiz, sonuç olarak kendimizi kandırırız. Doğal olarak bu boşlukları, açıklamalar, hayal gücü ve fanteziyle doldururuz. “Gözden uzak olan kalpten de ırak olur” lafı bu şekilde ortaya çıkmıştır.

Bu şekilde, ne olup bittiğini görmezden gelirseniz size zarar vermez. Tehlike ve anksiyete yok olur ve hayatınıza devam edebilirsiniz. Olaylar görmezden gelinir ve deneyimin anlamını değiştirmiş olursunuz. Yalan ordadır ama görmezsiniz. Sessizliğin, doğrulamaların, münakaşaların, ve inşaa ettiğiniz cam kalelerin arkasına saklanmıştır.

Yalan, acı gerçekleri saklamak, değiştirmek ve flulaştırmak ve bize daha uygun bir biçime için kendi irademizin gücü ile ortaya çıkar.

Winnicott’un sahte kişiliğini hatırlatan ve yalanın insanoğlunun benliğinin gelişimi için doğal bir tepki olarak görülen bu değişim çok erken yaşta başlar. Ailelerinin beklentilerini yerine getiremedikleri zaman stresten ve acıdan uzak durmak için çocukların yarattığı bir kılık değiştirme. Ailelerin kriterlerine uyması için çocukların kendilerini kabul etmeme durumudur.

Her gün bir kendini kandırma

Bir insanın kendini kandırması, aynı zamanda kendi ve diğer insanların beklentilerini yerine getirmek için de ortaya çıkan bir durumdur. Bize ne olup bittiğini görmek istemiyoruz ya da ne hissettiğimizi hissetmek istemiyoruz ve bu şekilde kendimizi doğruluyoruz.

İlişkinin yavaş yavaş sona erdiğini ya da artık aynı şeyleri hissetmediğimizi düşündüğümüz zamanlarda da bu durumu görmek mümkündür. Ya da kişinin kontrolü elinde tuttuğunu düşündüğü bağımlılık durumlarında. Ya da sosyal ya da politik ilişkilerde.

Kendini kandırma, tehlike karşısında kullandığımız bir savunma mekanizmasıdır. Kabul etmesi zor durumlarda bizi koruyan ya da  William Reich’ın da dediği gibi karakterimizin karşısında bir kalkan gibidir. Arkanızda sakladığınız ve bazen acımasız olabilen bu dünyada kendinizi anksiyeteden korumak için bir zırhtır.

Kendinizi ne kadar iyi kandırırsanız, başkalarını da o kadar iyi kandırırsınız. Kendini kandırmadan korunmanın en iyi yolu farkında olmamaktır.

Kişinin kendini kandırmasının etkileri

Kendini kandırmanın bedeli çok ağır olabilen etkileri olabilir. Bu gibi durumlarda, kişinin dünyası başına yıkılır çünkü göz ardı ettikleri bilgiler bilinçaltından su yüzüne çıkar.

Daniel Goleman’ın Kör Nokta adlı kitabında dediği gibi, kendini kandırmadan kendinizi uyandırmanın ilk adımı, uykuda olduğunuzu kabul etmektir. Hayatınızın bir döneminde kendinizi kandırdığınızı, ardından gerçeklikten kaçmak için oluşturduğunuz duvarın yerle bir olduğunu düşünün.

Görmekten kendimizi koruduğumuzu fark etmiyoruz. Fark etmediğimizin de farkında değiliz. Çoğumuz farkında olmadan eski arap atasözünde olduğu gibi bir antlaşma yapıyoruz:

“Köleyi uyandırmayın, çünkü özgür olduğunu hayal ediyor.” Bilge adam: Köleyi uyandırın! Özellikle özgürlüğü düşlüyorsa. Uyandırın, uyandırın ki bir köle olduğunu görsün. Ancak kendi farkındalığıyla kendini özgür kılabilir.”