“Vahşi Çocuklar” ve Toplumdaki Davranışları

· Ekim 8, 2018

Tarihimizin önemli bir bölümünü kaplayan büyük tartışmalardan biri, toplumun çocukluk dönemine etkisi ile ilgilidir. Bu tartışmanın büyük konuşmacılarından biri Jean-Jacques Rousseau, diğeri ise Thomas Hobbes idi. Onların, insanlığın iyiliği ve kötülüğü ile ilgili fikirleri, “vahşi çocuklar” olarak adlandırılan çocuklar ile yakından ilişkili olan iki konu hakkındaydı.

Jean-Jacques Rousseau (1896), insanın doğası gereği iyi olduğunu savunurken, toplumun onu ​​yozlaştıran tek şey olduğunu savunmaktadır. Hobbes’un (1588/2010), “insan insanın kurdudur” dediği meşhur cümle ise şunu anlatır, insan doğası gereği kötüdür ve onun kötülüğünün bizi yok etmesini engelleyen tek şey sosyal kontrol mekanizmalarıdır.

Ancak hangi tarafın doğru olduğunu bilmek nasıl mümkündür? Bunu test etmek için bir çocuğu toplumdan ayırmak imkânsızdır, ahlaki ve etik nedenlerden dolayı ve farklı koşullar nedeniyle toplumdan tecrit edilmiş çocuklar vardır. Bu durumdaki çocuklar “vahşi çocuklar” olarak bilinir.

“Her insan kendi vahşi canavarını içinde barındırır.”

– Frederick the Great

“Vahşi çocuklar”, çocukluk dönemlerinde toplumun dışında yaşayan insanlardır. Bu terim, hem kısıtlanmış hem de vahşi yaşamda terk edilmiş çocukları dahil eder. Bu tarz durumlar azdır ve bazılarında çocuğun ne kadar izole olduğu sorgulanmıştır ya da bazıları az güvenilirliği olan mitlere karşılık gelmektedir. Bununla birlikte, belgelenmiş ve çalışılmış olan yirmiden fazla vaka vardır.

Víctor de Aveyron

Muhtemelen vahşi çocuklar arasında en ünlüsü Victor de Aveyron’dur. Victor’u on bir yaşındayken (Itard, 2012) buldular. Bir hafta sonra ise kaçtı ve kış geçtikten sonra, terk edilmiş bir evde tekrar yakalandı. Daha sonra doktorlar onun durumunu incelemeye başladı.

victor de aveyron

Victor’un davasıyla ilgili en güçlü teorilerden biri, bir otizm spektrum bozukluğundan muzdarip olmasıdır. Gösterdiği tuhaf davranışlar göz önüne alındığında, ailesi onu bu yüzden terk etti. Victor’un vücudunda bulunan bir çok izin vahşi yaşam kaynaklı değil, ormanda bulunmasından önce gerçekleşen fiziksel istismardan kaynaklı olduğu düşünüldü.

Davayı alan doktorlardan birine göre (Itard, 1801), Victor spazmodik hareketler ve kasılmalar yaşayan sevimsiz, nahoş bir çocuktu; hayvanat bahçesindeki hayvanlar gibi sallanıyor; ona yaklaşanları onlara zarar verecek şekilde tırmalar ve çizer; kendisine bakanlara hiçbir şefkat ve bağlılık belirtisi göstermiyor ve kısacası etrafındaki her şeye ilgisiz ve dikkatsiz özellik gösteriyordu. Fiziksel görünüşü, sosyalliği ile birlikte gelişim göstermesine rağmen, ona medeni bir şekilde davranmayı ve konuşmayı öğretmek için başlatılan girişimler başarılı olmamıştır.

Marcos Rodríguez Pantoja

Her ne kadar keçiler, köpekler, ceylanlar, kurtlar, maymunlar, vb. gibi hayvanlarla yaşamış birçok “vahşi çocuk” vakası olsa da, bunların birçoğu gerçekliğini belgeleyen veri eksikliğinden mahrumdur. Ancak Marcos vakası, zaman içinde yakın ve doğrulanabilir olmasıyla öne çıkıyor. Marcos’un anne babası Marcos yedi yaşındayken, onu bir mağarada ölünceye kadar birlikte yaşayacağı bir keçi çobanına veren bir arazi sahibine sattı. Keçi çobanının ölümü üzerine, polisler onu bulana kadar Marcos on bir yıl boyunca mağarada yalnız kaldı. O on bir yıl boyunca, ona eşlik eden tek canlı kurttu.

Antropolog ve yazar Gabriel Janer Manila (1976) davayı inceledi. Arazi sahibine bırakılmasının sebebi aşırı yoksulluğun sosyo-ekonomik bağlamında yatıyordu. Marcos’un polisler tarafından bulunmadan önce öğrendiği yetenekler, olağanüstü doğal zekası ile birlikte hayatta kalmasını mümkün kılan şeydi. İzole kaldığı dönem sırasında Marcos, birlikte yaşadığı hayvanların seslerini öğrendi ve bunu onlarla iletişim kurmak için kullandı, bu nedenle az da olsa insan dilini terk etti.

marcos rodríguez pantoja köpeğe sarılıyor

Topluma yeniden katıldığı zaman, insan yaşamına yeniden uyum sağlamaya başlamıştı, ancak yetişkin hayatında bile vahşi hayvanlarla birlikte yaşamayı tercih etti. Ayrıca şehirlerin gürültüsü ve kokusu için nefret geliştirdi ve insanlar arasındaki yaşamın hayvanlarla yaşamdan daha kötü olduğu inancını sürdürdü.

Genie

Genie’nin ebeveynlerinin (Rymer, 1999) sorunları vardı – annesi retina dekolmanı ve katarakt geçirmesi nedeniyle kördü ve babası büyükannesi araba kazasında öldükten sonra daha da kötüleşen depresif bir bozukluktan muzdaripti. Genie bir çok çocuktan daha geç konuşmaya başladı ve doktorlar olası bir zihinsel sakatlık teşhisi koydu. Bu sebeplerle babası, yetkililerin kızını alacağı korkusuyla karşı karşıya kaldı ve onu dış dünyanın tehlikelerinden korumak zorunda olduğunu düşündü.

Babası Genie’yi odasına hapsetti. Ses çıkarabilir ve gecelerini bir kafeste geçirirdi. Yediği yemek çoğunlukla sadece bebek mamasından oluşuyordu. 13 yaşında, toplamda sadece 20 kelimeyi anlayabiliyordu, bunlardan çoğunluğu kısa ve negatif kelimelerdi: dur, yeter, hayır… Genie’nin odası kilitliydi, ancak 5 santim olacak şekilde dünyayı görmesine izin veren küçük bir delik vardı. Evin diğer sakinleri için onu ziyaret etmek, hatta konuşmak bile yasaklanmıştı.

Sonunda, Genie’nin annesi onunla ve erkek kardeşiyle birlikte kaçtı, böylece yetkililer Genie’yi tedavi altına aldılar. (Reynolds ve Fletcher-Janzen, 2004). Tedavinin ilk kısmı kızı annesinden ayırıp koruyucu bakımda tutmaktı ve sonuç olarak kızın durumunda yalnızca gerileme yaşandı. Bulunduğundan daha kötü bi hale geldi. Daha sonra evlatlık edinildiği çeşitli evlerde yaşadıkları sonucu ona bakmanın çok zor olduğuna kanaat getirildi ve Genie annesine geri döndü.

genie

Rochom P’ngieng

Rochom (El País, 2007), ormanda 9 yaşındayken kaybolan ve 10 yıl sonra bulunan, Kamboçyalı bir kızdı. Ebeveynlerinin çiftliğinden yok olduktan on yıl sonra onun hakkında hiçbir şey bilmeyen bir çiftçi tarafından bulundu ve polise teslim edildi.

Topluma döndüğünde, Rochom kıyafet giyme konseptine dayanamadı, konuşmayı hatırlamadı ve sadece homurdanma şeklinde sesler çıkardı. Poposunun üstünde yürüyerek hareket etti ve yalnız kaldığında hep kaçmaya çalıştı. Vücudunda bulunan başkaları tarafından oluşturulmuş çoklu yaralar, zorla tutulmuş olabileceğini ve hatta tacize uğradığını düşündürmektedir (The Guardian, 2007). Bu olayları takiben Rochom, 10 gün sonra bir fosseptikte buldu. Kurtarıldı ve ailesine göre zayıftı ve bütün gün uyuduğu bir hastaneye yatırıldı. Solgun ve zayıf görünüyordu.

Topluma Adapte Olma

Bu “vahşi çocukların” topluma dönüşü kolay olmadı. Toplumdaki davranışlarını anlamak söz konusu olduğunda, tecrit derecesi ve toplumu terk ettiklerinde yaşadıkları şeyler ve yaş gibi bazı faktörler belirleyici olmuştur (Singh ve Zingg, 1966). İnsanlarla hiç ilişkiye girmeyen, insanlarla hiç temas etmemiş olan “vahşi çocuklar” daha büyük sorunlara sahip olacaklartır. Hayvanlar arasında yaşamış olanlar ise daha iyi adaptasyona sahip olabilirler.

Temsili öğrenme, gelişimin çok önemli bir parçasıdır ve onu kaybetmiş olanlar, daha önce hiç görmedikleri davranışları gerçekleştirmede daha fazla zorluk çekecektir. Erken yaşta uyaranların yoksunluğu, bu çocukların daha sonra yaşayacakları deneyimlerini açıklıyor olacaktır (McCrone, 1994). Bu anlamda, dış dünyadan kopuk olma durumu çocuğun vücut hareketlerini sınırlayabilir ve fiziksel malformasyonlar yaratabilir. Bu tip durumlarda uzamsal bellek gibi diğer temel beceriler gelişmeyebilir.

“Bir gün eve gittiğimde oğlumu orada bulamayacağımı biliyorum. Onu ben kaybetmiş olabilirim ama sonrasında tüm sorun benim olmayacak, senin de olacak ”.
-Film “Vahşi Olanlar” –

Öte yandan, özellikle hayvanlarla yaşamış olan “vahşi çocuklar” için, natüralist zeka (Gardner, 2010) genellikle çok gelişmiştir. Bu zeka, türler, nesne grupları ve insanlar arasındaki ilişkileri, aralarındaki farklılıkları ve benzerlikleri tanıyarak algılama yeteneğidir. Doğal dünyayı gözlemleme ve verimli kullanma alanı olan grupların veya flora ve fauna türlerinin tanımlanması, ayırt edilmesi, gözlemlenmesi ve sınıflandırılması konusunda uzmanlaşmışlardır.

Bununla birlikte, diğer insanlarla etkileşimin olmaması ve etkili bağlar kurulmaması “vahşi çocukların” daha sonradan geliştiremeyeceği temel becerilerdir. Bu nedenle ve bu duyguların büyük kültürel bileşenine ve düzenlemelerine göre, bu çocuklar herhangi bir toplumun işleyişini düzenleyen yazılı olmayan kurallara uyum sağlamakta zorluk çekeceklerdir.

“Vahşi çocuklar” için iletişim

Dilin gelişimi ise bir başka önemli noktadır. İnsanlar, doğduklarında 200’den fazla farklı ses üretme kapasitesine sahiptirler. Toplum, bu seslerden hangilerinin çocukların konuşmaya başlayacakları dil veya dillere karşılık geldiği konusunda çocukları yönlendirecektir. Gençlik çağlarından daha sonra öğrenmeye başladıkları dilleri iyi telaffuz etmede daha fazla zorlanacaklardır. Aynı durum gramer için de gerçektir.

Dilbilimci Noam Chomsky (1957/1999), bir dili kendi kendine öğrenmek için sınırlayıcı bir süre olduğunu öne sürmüştür. Bu süre üç yıldır ve çocuk bu süreyi bir dil öğrenmeden geçtikten sonra, yeni bir dil öğrenmek için gerekli beyin yapılarını geliştiremeyecektir. Kelimeleri öğrenirken, dilin tam komutu beyin için olağanüstü çaba gerektirir.

kurt ve bebekler

Chomsky’nin de öne sürdüğü gibi, doğuştan bize gelen beyin yapılarımız var. Bu evrimsel olarak biçimlendirilmiş yapılar, konuşma gibi belirli davranışları veya eylemleri geliştirmek için önceden programlanmıştır. Bununla birlikte, eğer bu yapılar, belirli bir zamanda gelişimlerini tamamlayabilmeleri için gerekli uyaranları almazlarsa, çalışmayı bırakır ve amaçlarına ulaşamaz. Ayrıca, bu yapıların gelişimini diğer beyin yapıları ile eş zamanlı gerçekleştirmesi gereklidir.

Ekrandan silinen “Vahşi çocuklar”

Yazar Rudyard Kipling’in (1894) yarattığı, ormanın çocuğu olan Mowgli imgesi, tıpkı Tarzan’ın da referans yaratamadığı gibi, “vahşi çocuklar” gerçeğini bize yansıtmaktan uzaktır. Tarzan’da olanın aksine bu çocukların maruz kaldıkları yoksunluklar, topluma girdiklerinde onları herkesin saygı duyduğu bir karakter haline getirmez.

“Vahşi çocuklar” için gelecek beklentileri genellikle iyi değildir. İnsan türüne özgü deneyimlerden ve uyarılardan mahrum kaldıktan sonra, dil gibi belirli becerileri geliştirmek için gerekli o kritik dönemleri atladıklarından sonrasında çoğunlukla bunu başaramayacaklardır.

“İşçiler, öğrenciler, tüm ideolojilerden ve tüm dinlerden bütün insanlar, mantıksal farklılıklarımızla, insanın kurtadam değil birer partner ve kardeş olduğu daha adil bir toplum inşa etmek için birleşebiliriz.”

– Agustín Tosco

Bu eksiklikler veya becerisizlikler, bunların oluşması için gerekli uyarıların verilmediği süreçten sonra meydana gelir. Uyarı eksikliği, kritik bir aşamada, dil veya mekansal bellek gibi becerilerin tam gelişimini engelleyebilir. Bütün bunlar, terapistlerin tedavi ile yaşadıkları zorluk ile birlikte, eğitimi ve yeniden bütünleşmeyi zorlaştırmaktadır.

Bu “vahşi çocuklar” ın yaşadıkları en kötü sonuçlarından biri, yaşam beklentilerinin çok düşük olmasıdır. Toplum için hazır olmadıkları gibi, toplum da onlar için hazır olmayabilir. Bu anlamda, karakterin oluşumunda insanın içinden gelen iyiliği ve kötülüğü ile toplumun kontrol edici veya sapkınlaştırıcı etkisi hakkındaki tartışmalar hala devam etmektedir.