Tanrı’nın Atları: Terörizmin Kökenleri Hakkında Bir Roman

· Haziran 28, 2018

Gözlerimizde ve kalplerimizde, hepimiz Barcelona’daki son terörist saldırının acılarını görüyor ve hissediyoruz. Çoğumuz terörizmi anlayamıyoruz. İnsanlar başka insanlara karşı bu tür vahşetleri nasıl işleyebilirler?

Sonra nefret, öfke, intikama susuzluk geliyor. Teröristleri yargılayarak cehennemde yanmalarını istiyoruz. Onları sadece psikopatlar olarak değil, insanlara karşı kötü niyetle dolu katiller olarak görüyoruz.

Ama gerçek böyle değil. Bütün bir halkı yok etmek isteyerek doğmaz hiç kimse. Kimse sadece zevk için nefret duymaz. İnsanlar doğası gereği iyidir ya da en azından iyi olma ihtimalimiz vardır. İnsanlar doğduğunda, sadece oynamak ve mutlu olmak isteyen çocuklardır. Fakat yıllar geçtikçe, yarattığımız dünyanın bir sonucu olarak, farklı düşünme ve davranış biçimlerini hatalı olarak öğreniyorlar. İşte bu, canavarlara dönüştükleri zamandır. Ama onlar aslında bir kurbandan başkası değiller.

Terörün nereden geldiğini anlamıyorsak, onu yok edemeyiz. Teröristler anlayışımızı hak etmiyor, ama bir çözüm bulmak istiyorsak anlamaya çalışmalıyız.

kırık dökük ayna surat
Tanrı’nın Atları

Tanrı’nın Atları Faslı yazar Mahi Binebine’nin kitabı. Kitabın ismi, kendilerini Allah için feda edenlere atıfta bulunur. Öldüklerinde, imanlı iseler cennete gideceklerine inanırlar. Güzel huriler olacak etraflarında, atlar gibi dörtnala koşan huriler.

Binebine’in romanı, gerçek olayları soğutmaya dayanıyor. Fas’ta Sidi Moumen adında bir gecekonduda yaşayan çocukların zor gerçeğini anlatıyor. Onlar işlevsiz ailelerde doğmuşlar ve gerçekten istedikleri geleceğe sahip olmayacaklarının farkındadırlar. Onlar için umut edebilecekleri tek şey, büyük babaları ve babaları gibi, sefalet ve rezalettir.

Onlar yıldız futbol oyuncuları olmayı hayal eder ve bu rüyayı gerçeğe dönüştürmek için mahallelerinde günlük olarak çalışırlar. Birçoğu futbolda ve diğer birçok konuda yetenekli. Ama asla hayallerini gerçekleştiremezler. Onlar için asla olmayacağını biliyorlar, çünkü önce onlara bir şans verilmesi gerekiyor.

Bir çocuğun umuduna ihtiyacı vardır

Sizce umutsuz bir çocuğun öz saygısına ne olur? Yok olur. Sabah kalkmaları için herhangi bir sebep yoktur. Yapabilecekleri şeyin en fazla sokakalrda portakal satıp akşam yiyecek bir şeyleri olması için dua etmek olduğunu bilirler.

Ana karakterler dibe vurunca, gelecek için umut görmeye başlarlar. Sonunda, birileri hayatlarını anlamlandırır. Dost canlısı ve sıcak bir adam, bir radikal cihatçı imam, onlara yoksulluktan kurtulma fırsatı verir, ya da en azından fırsata erişebileceklerini gösterir. Herkesin öz saygısını artıracak güzel sözlerle hayal ettiklere her şey için umut vaat eder onlara. Ayrıca bütün güzellikleriyle beraber cenneti de garanti eder. Yararlı olabileceklerine ve ve önemli bir şey yapabileceklerine, amaçların araçları haklı çıkardığına onları ikna eder.

İşte bu noktada paradoks devreye girer- anlamlı olabilmesi için hayatlarının sona ermesi gerekmektedir.

kukla beyinli adam

Aptal oldukları için mi bu imamın boş vaatlerine kanıyorlar? Hayır, hiç de değil. Bir eğitim almaları durumunda çok ilerleyebilirlerdi. Ama sorun şu ki okuyamadılar ve tüm yaşamları boyunca onların ihtiyaçları iktidardaki insanlara hiçbir şey ifade etmedi.

Bir insan çaresiz hissederse, teklif edilen kaçış aynı sonuca sahip olsa bile, bir şeye tutunur. Imam, bu çocukları hayatlarını feda etmeye ikna ederek terör tohumlarını eker.

Terörle mücadelenin en iyi yolu nedir?

Hem Doğu’da hem de Batı’da meydana gelen barbarca terör eylemlerinin çözümünün, bu çocukların destekleyici topluluklara dahil edilmesini teşvik etmek olduğu açıktır; zamana, çabaya ve paraya eğitimlerine yatırım yapmak, böylece böyle bir çaresizlik hissetmemek ve öykülerdeki imam gibi insanlar için kolay bir av olmalarını sağlamak.

Terörizme uzun vadeli çözüm, belirli alanlarda güvenliği güçlendirmemek ve sorunun kökenini göz ardı etmek değildir. Güvenliği arttırmaya çalıştıkça, daha fazla sorun olacak. Bu, radikallerin çocukları savaşta olduklarına ve  savaşmaktan başka kaçışlarının olmadıklarına ikna etmesini daha kolay hale getiriyor; ancak elde edebileceği tek cesaret, düşmanlarını yok etmek için kendi hayatlarını sona erdirmek.

Temel nedeni ele almalıyız: karşılaştıkları fırsatların eksikliği. Böylelikle, aşırılığın yayılması çok daha zor olacak. Eğitim sunalım ve çocukların eğitime ulaşmasını kolaylaştıralım. Panjurları kapayıp ışığı engellemek yerine bir fırsat penceresi açalım. Bu onlara hayır demek için güç verecektir.

Yaşamlarından memnun ve mutlu hissederlerse, birilerinin onlara güven ve emniyet vermesini beklemek zorunda kalmazlar.

Daha küçük bir ölçekte düşünürsek, kaç defa öyle umutsuz hissettiniz ki duygularınızdan kaçıp olabilecek en kötü kararı aldınız? Hepimiz haklı olarak yargıladığımız o çocukların yerine kendimizi koyarsak çözümü bulmaya daha yakın olacağız.

Editörün notu: Unutmayın, birçok psikolojik araştırma, birinin koşullarının eylemleri üzerinde muazzam bir güce sahip olduğunu göstermiştir. Masum öğrenciler,zorbalara dönüşebilirler. Tıpkı Stanley Milgram’ın ünlü Stanford hapishanesi deneyinde olduğu gibi.

Bu makalenin amacı, son zamanlarda internette dolaşan “göze göz dişe diş” mesajları üzerinde düşünmektir. Olayın ilk duygusal etkisinden sonra bu tür tepkiler anlaşılabilir, ancak bu saldırılara kesin bir son verecek olası bir çözüm sunmaz.