Stephen Hawking: Yıldızların Adamı

24 Temmuz, 2017
 

Stephen Hawking şüphesiz ki günümüzün en ünlü yaşayan bilim insanıdır. İtibarını yalnızca Albert Einstein’ın kendi zamanındaki itibarıyla eşdeğer sayabiliriz. Şöhreti, başlıca evrenin başlangıcı ve bu süreci ilgilendiren fizik kanunları hakkında yaptığı katkılarına dayanır.

Bununla birlikte, genetik bir hastalıkla cesurca mücadele etmesiyle de ünlenmiştir. Ancak bu rahatsızlık onu dolu dolu bir hayat sürdürmekten alıkoyamadı.

“Yüzünü güneşe doğru çevir, böylece gölgeleri görmezsin.”

– Helen Keller

En bilinen kitaplarından biri olan “Zamanın Tarihi,” kısa sürede en çok satılan kitap oldu ve on milyondan fazla sattı. Daha sonra da filmlere yöneldi. Hawking, yalnızca bilim dalındaki başarılarından dolayı değil, bu başarıları bir sürü zorluk içinde elde edebilmiş olmasıyla da hayranlık uyandırır. Elbette hayranlığımız hassasiyetinden, cesaretinden ve üstün zekasından gelir.

Hawking, olağanüstü bir zeka

Hawking Ocak 1942’de Londra’da dünyaya geldi. Hem de Galileo’nun ölümünden tam olarak yüz yıl sonra, bu da Hawking’in sıklıkla dalgasını geçtiği bir tesadüf olmuştur. Kardeşlerinden en küçüğü Edward’a göre alışılmışın dışında bir ailenin çocuğudur. Babası doktordu ve yıllarının çoğunu Afrika’da kendini araştırmalarına adayarak geçirdi.

Hawking, matematik ve fizik okumak istediğine karar verdiğinde daha ergenlik çağındaydı. 17 yaşında Oxford’a kaydoldu. Zekasından dolayı yaşıtları arasında popülerdi ve ders çalışmaya çok zaman ayırmamasıyla bilinirdi. Bunun yerine briç oynamayı ve arkadaşlarıyla tekne yarışı yapmayı tercih ederdi.

 

Odaklanmadan ve derslerinde özel bir azim göstermeden geçen yıllardan sonra notları iyiydi. Hawking’in daha sonra seçtiği okul Cambridge oldu. Bu okulda kalmak çok yüksek bir not ortalaması gerektiriyordu. Mülakatında, “Harika notlar alırsam Cambridge’e giderim. Ortalama notlar alırsam da Oxford’da kalırım. Bana harika notlar vereceğiniz konusunda size güveniyorum.” diyerek samimiyetini belli etmişti. Sonuçta da olan buydu.

Bilim insanı olarak kariyeri bundan 25 yıldan önce, tam olarak Cambridge Üniversitesinde başladı. Belki de bizi evreni anlamaya en çok yaklaştıran çalışmaları yapan bilim adamı Hawking oldu diyebiliriz. Kara delikler hakkındaki teorik çalışmaları ve evrenin başlangıcı ve doğası hakkında daha kapsamlı bilgilere ulaşmasıyla öncü oldu ve bu şüphesiz bir devrim niteliğindeydi.

Örnek bir model

Hawking’e yirmi yaşında, “motor nöron hastalığı” ya da ALS olarak bilinen, dejeneratif bir hastalık teşhisi koyuldu. Bu hastalık onu hayatının büyük bir kısmında tekerlekli sandalyeye mahkum etti. Ancak Hawking hastalığının bilim alanında kendini geliştirmeye engel olmasına izin vermedi. Hatta bu hastalığı onu rutin görevlerden azat etmiş oldu, böylelikle tüm zamanını bilimsel araştırmalarına ayırma imkanı olabildi.

 

Hawking, fiziksel engelleri hakkında konuşmaktan çekinir ve özel hayatından bahsetmekten de kaçınır. Her şeyden önce bir bilim adamı, yazar ve bilimi popülerleştiren biri olarak hatırlanmak ister; aynı zamanda da hayalleriyle, içgüdüleriyle, arzularıyla ve tutkularıyla yaşayan, herkes gibi bir insan olarak hatırlanmak.

Hawking’e bu hastalığın teşhisi koyulduğunda yaşlılarda daha çok görülen bir durum olduğu söylenmişti, ancak o sadece yirmi yaşındaydı.Buna karşın hastalık hızlıca ilerledi ve doktorlar Hawking’e yaşamak için iki seneden fazla vermemişti. Bunun sonucunda yıldızların adamı ağır bir depresyona girdi ve bu süreci sürekli Wagner dinleyerek geçirdi.

İki yıl sonra Hawking’in sağlık durumu stabil hale geldi. Sonrasında ise üç çocuğunun annesi Jane Wilde ile evlenmeye karar verdi. Hawking, hastalığına sebep olan bu tahrip edici fiziksel gerilemenin üstesinden gelerek araştırmalarına devam etti. En sonunda 1969’da tekerlekli sandalyeye mahkum oldu. Bu durum da onu hayatta kalmak için tamamiyle bir başkasına bağımlı hale getirdi.

Kendinin üstesinden gelen bir adam

1979’da Cambridge Lucasian matematik profesörlüğü unvanı almasına karar verildi. Bu unvan daha önce Isaac Newton tarafından da üstlenilmişti. Hawking daha sonra 1985’te acil bir soluk borusu operasyonu geçirdi ve konuşma yetisini tamamen yitirdi. Tek iletişim kanalı tekerlekli sandalyesine bağlı bir ses bireşimcisiydi.

 

Hawking, Vatikan’da başına gelen bir olayı esprili bir dille anlatır. Kozmoloji kongresinin sonlarına doğru konuşmacılar Papa ile bir görüşme yapmıştı. Papa, Tanrı’nın bir işi olduğunu söylediği büyük patlama ve bunu izleyen evrenin gelişimi konusunu öğrenme hevesini dile getirdi.

Söylediğine göre Hawking, “uzay-zamanın sonu olduğunu fakat herhangi sınıfsal bir sınırlaması olmadığını” anlattığında Papa’nın bunu anlamamasından dolayı sevinç duymuş. Yani Hawking, evrenin başlangıcının ya da herhangi bir yaratılma anının hiç olmadığını söyler. Bu nedenle Papa bunun ne demek olduğunu anlamadığında ve “Galileo’nun kaderini paylaşmak istemem” dediğinde çok mutlu olmuştu.