Sezginin Gizemleri

22 Temmuz, 2017

Sezgi, bilginin çeşitli alanlarında her zaman ateşli bir tartışma konusu olmuştur. Çok sayıda siyasi kararda ve sayamayacağımız kadar fazla bilimsel keşifte öne çıkmıştır. Ancak, bir problemi sezgimizle çözdüğümüz zaman çoğu kişi için, sadece zihnimizde bir çakma olarak ya da bir dizi rastlantısal tesadüfler olarak açıklanır.

Genellikle, sezgi bir sır perdesinin altında açığa çıkar. Bunun sebebi, onun bilgiye erişmemizi sağlayan bir algı çeşidi olması fakat nasıl meydana geldiğini bilmiyoruz. Sezgi, daha önce fark etmediğimiz bir şeyi fark etmemizi sağlar. Hatta aslında bildiğimiz ama unuttuğumuz, bilinçli bir şekilde farkında olmadığımız şeylerin farkına varmamızı bile sağlar.

“Kanıtlamamızı sağlayan mantıktır, fakat keşfetmemizi sağlayan sezgidir.”

– Henri Poincaré

Herkes hayatında bir noktada sezgisel anlamayı tecrübe eder. Çoğu zaman, onu saf dışı bırakırız çünkü mantık barındırmadığına inanırız. Öte yandan, sezgi için tam bir tanım olmasa da, bu onun var olmadığı anlamına gelmez.

Bir bakıma, sezgi doğrunun direkt algısıdır. Herhangi bir mantıksal açıklamadan bağımsızdır. Bu bilgi, bildiğimizi bilmeden ifade edilir. Beyin ve kalbin dengeli bir birleşimine gerek duyar.

Sezgiye bir bakış

Sezgimizin bize dediği şeyi yapabiliriz ve deneyimleme sürecinde, deneme ve hatalarımızdan, çoğunlukla sezgisel hareket etmeyi öğreniriz. Sezgisel zihnimizin akışı için kendimizle iletişim kurmaya çalışırken sessizliği keşfetmek hayati önem taşır. 

Sezgi, yücelmeyi anlamamızı sağlar ve bazen takip etmemiz gereken yolu ortaya çıkarır. Her şeyin gerçek anlamını bulmak ve zihnin engin doğasını anlamak için gerçeği tanımamıza, öğrenmemize ve tecrübe etmemize izin verir. Sezgimizi geliştirmek istiyorsak, dikkatimizi eğitmeliyiz.

Sezginin tuhaflığı mantığa karşı gelmeden, onun ötesine geçer. Tabii ki onun yerine geçmez, fakat onu tamamlar ve bazen ondan önce gelir. Kendimizi yaratıcıya bağlarız ve o bizi bilinen sınırların ötesine götürür. Aynı zamanda onu mantıksal ya da mantık dışı dünya ile de sınırlandıramayız.

Açıkça görülüyor ki, sezginin gelişimine engel olan ya da katkıda bulunan faktörler vardır. Örnek olarak, kararsızlık, mantık, hata yapma korkusu, güven eksikliği ve kendimizi takdir etme eksikliği sezgiyi engeller. Diğer taraftan, harekete geçme, dikkat, sakinlik, açık zihin, algı ve öğrenme ona katkı sağlar.

Özel gözlemler

Hemen karar alınması gereken durumlar vardır. Böyle zamanlar hafızamızda depolanan anılar zihnimizde aktive olur ve çözmemiz gereken şeyle direkt bir ilişki kurar. Bu anılar duygusaldır ve geçmişimizdeki doğru ve yanlışlarla ilişkilidir. Tabii ki bu anılar şimdiki zamanda aldığımız kararları belirleyecektir.

Örnek olarak, bize bir iş teklifi sunulduğunda. Beynimiz, depolanmış tüm iş tecrübelerine döner ve en uygun olduğunu düşündüğümüz seçeneği seçeriz. Bu dizinin gelişimi bilinçli bir şekilde gerçekleşir. Bu sebeple, bizi bu karara götüren sebepleri açıklayabiliriz.

Buna karşın, bu kararın bilinçaltında da verildiği durumlar vardır. Eğer sonuç pozitif ise, sezginin ürünü olduğu iddia edilir ve bunun doğru yol olduğunu neden bildiğimizi açıklayamayız. Bu bağlamda, sezgi bir çeşit içeriden gelen bir sestir ve bilinç ya da akıl yürütme aracılığıyla oluşmaz. Ama geçmişteki tecrübelerimiz ve onlarla alakalı duygularımızla ilişkilidir.

Sezgi ve tecrübe

Son yüzyılın sonlarında farklı alanlardan profesyonellerin geliştirdiği çalışmalar, ilgi çekici sonuçlar verdi. Örneğin, mesleklerini icra etmek için daha çok zamana sahip olanların çoğunlukla sezgisel oldukları bulunmuştur. En şaşırtıcı şey ise, sezgilerinin çok nadiren yanılmalarıdır. “Klinik göze” sahip olduğunu söyleyen doktorların durumunda da bu böyledir.

Tabii ki, daha çok tecrübe bize, çok aşırı bir nedenselliğe gerek duymadan, daha büyük bir başarı olasılığı verir. Bazı insanlar sezgi yönünden doğru olmanın nadir görülen bir şans olduğuna inanır. Cevap ise hayırdır. Kalıcı olarak bilinçaltımıza dahil ettiğimiz deneyimler, sezgilerimizi keskinleştiren şeylerdir. Tesadüf değil, doğru sonuçlara ulaşmanın başka bir yoludur.

Bir duygu ile ilişkilendirilmiş eski deneyimlerimiz, sezgisel aldığımız kararları etkilen şeylerdir. Bu süreç bilinçaltımızda gerçekleşir ve herkesin kendi kişiliği ve inançlarına göre değişiklik gösterir. Bu nedenle, diğerlerine göre daha sezgisel konular buluruz. Dünyanın çoğu için sezgi bir gizem olmaya devam etse de, sezginin her gün işleyen bir gerçek olduğu da ortadadır.