"Seversen Acı Çekersin, Sevmezsen Hastalanırsın"

21 Temmuz, 2017

“Seversen acı çekersin. Eğer sevmezsen hasta olursun.” Sigmund Freud’un en popüler sözlerinden biridir. Bu cümleler Freud’un “Narsisizme Giriş” yazısında geçer ve bu ibaresi şu sıralar tüm sosyal iletişim ağlarında dolaşıyor. Çoğu insan bunu romantik bulsa da gerçek bundan çok daha fazlasını barındırmaktadır.

Hem Sigmund Freud hem de psikanalizin doğruluğu sayısız defa sorgulandı ve hala sorgulanıyor. Kendisine en sık yapılan eleştiri ise çalışmalarının “bilim dışı” olması üzerinedir. Buna rağmen Freud’un birçok teorisi psikiyatri gibi sıkı disiplinler dahil tüm beşeri bilimleri etkiledi.

“Şansı yaver gitmemiş biri uçurumun derinliğini pek de umursamaz.”

– Lord Byron

Sadece çok az kişinin sevginin insan gelişimindeki önemini tartıştığı bir gerçektir. Gözlerimizi bu dünyaya açtığımız andan itibaren bir yoksunluktan dolayı acı çekeriz: bir başkasının eksikliği. O diğer insan bunu mümkün hale getirmek için orada değilse, sizin için hayatta kalmanın ya da büyümenin başka bir yolu yoktur.

Bir başka deyişle, eğer hayata başlarken az miktarda bir sevgiye de sahip olmadıysak, bu durum iyice imkansızlaşır. Biri ihtiyaçlarımızı gidermeli, aksi takdirde ölürüz.

İnsanoğlu daima ama daima başkalarına muhtaçtır. Eksiktir. Bazen öyle olmadığına inansak da doldurulması imkansız olan bir boşluğa sahiptir. İşte bunun nedeni sonsuza kadar umutsuz bir yalnızlığa mahkum olmamızdır. Yapabildiğimiz kadarıyla içten ve sevgi dolu bağlar kursak da gerçek şu ki; yalnız doğarız, yalnız yaşarız ve nihayetinde yalnız ölürüz.

Eğer seversen acı çekersin

Aşkta acı çekme birçok farklı şekilde kendini gösterir; sevip de sevilmemekten başlayan ve aşkın aslında hiçbir şeyi çözmediği gerçeğine kadar uzanan bir aralıktadır. Öyle ya da böyle acı çekmeden sevmenin bir yolu yok. Peki neden böyle olmak zorunda? Aşk neden sadece mutluluğa sebep olmuyor? Bu mazoşist bir düşünme şekli değil mi?

Delicesine sevmek takıntılı bir durum ama aynı zamanda bize diğer tecrübelerle zor elde edilen yaşama hissini de veriyor. Delicesine sevmek hem hastalıklı hem de tatlı. Bu durum “Kolera Zamanında Aşk”ta geçen “aşkın belirtileri koleranınkilere benzerdir” ifadesiyle en iyi şekilde gösterilebilir.

Evet, aşık olmak zevk alarak acı çekmektir. O diğer kişi yanınızda değilse acı çekersiniz, her şeyin sona ereceğinden şüphe ettiğiniz an sanki ölecekmişsiniz gibi hissedersiniz. Bilirsiniz ki o kalbinizi çalan insanın yanında olabilmek adına her şeyi yaparsınız. Sevdiğin kişiyi kaybetme korkusu aşık olma hissinin yerine geçer. Duyulan heyecan sinsi şüphelerle birleşir.

Bu coşkulu aşk bittiğinde başlarda bir çeşit çelişki yaşarsınız. “Bir şey” gitti ve sanki “bir şey” daha önce olduğu gibi değil artık. O insanı hala sevdiğinizin farkındasınız, fakat bu aşkın da sınırları var. İşte o zaman acı çekmeye başlarsınız, çünkü artık o romantik ve ölümsüz aşkın yanılsamasına da veda etmeniz gerekmektedir.

Sevmezsen eğer hastalanırsın

Bir kişi başkalarıyla sevgi bağları kurmakta zorlandığında, hem ruhsal hem de zihinsel olarak oldukça korunmasız ve hassas olur. Gizlilik, takıntılı bir şekilde izole olma isteği, başkalarının duygu veya düşüncelerini anlamada ve onlarla iletişim kurmada yaşanan güçlük bir şeylerin iyi gitmediğine işaret eder.

Kişinin benliği hastalanır. Yalnızca kendisiyle ilgisi olan şeyler önemliyse ve başkalarını etkileyen şeyleri anlamada büyük güçlükler çekiyorsa, bu kişinin kendi narsisizmine saplanıp kaldığına inanmak için oldukça fazla nedenimiz vardır. Ancak bu konu, ahlaki anlamda sorgulanması gereken bir mesele de değildir. Daha çok, bu kişinin hasta olduğuna ya da hastalanacağına dair rahatsız edici bir işarettir.

Başkalarıyla iletişime geçmekte isteksiz olduğumuzda ya da kendimizle başbaşa olmamız gerektiğinde hepimizin aşamaları vardır. Ancak bu durum kalıcı bir hale geldiğinde sorunlar başlar. Hayata karşı güçlü bir ayrılma hissi ve ölümü temsil eden her şeye dair bir çeşit eğilim vardır.

Sanki kişi kendi benliğinin hastalığına yakalanmış gibidir. Kişinin kendisi üzerine aşırı odaklanması nihayetinde saplantı içinde endişeye neden olur.Aynı zamanda verimsiz geçmiş ve çok da anlamı olmayan bir ömür ile sonuçlanır. Veya kendimiz dışındakilere sanki birer araçlarmış gibi muamele ederiz, bizim amaçlarımıza hizmet eden kişiler olarak. Bu koşullar altında bu etkenler, hepimizin ulaşmak için çabaladığı bir ihtimalden bizi iyice uzaklaştırıyor: iç huzuru bulma ihtimali.