Sakin Deniz Hiçbir Zaman Usta Bir Denizci Yetiştirmedi

27 Temmuz, 2017
 

Eğer denize bakma fırsatınız olduysa, belki de denizin, kimsenin olmayıp aynı zamanda da herkesinmiş gibi hissedilen yerlerden biri olduğunu düşünmüşsünüzdür. Deniz hayatın yansımasıdır, bazen kucaklamayı bırakır ve diğer zamanlarda ele avuca sığmaz.

Deniz sakin olduğu zamanlarda her iyi denizci rahattır ve güzelliğini seyreder. Bu açıdan bakıldığında tehlike yoktur, sadece huzur vardır.

Ancak bazen dalgalar kayalara şiddetli bir şekilde çarpar ve fırtına hiddetini denizde gösterir. Daha sonra hayatta kalabilen denizci, rahatlığından feragat eden ve evi tehlike altındayken bu korkunç dakikalarla yüzleşmeye karar verendir. Denize meydan okuyan her kimse, hiddetiyle de yüzleşmeye hazırlanmalıdır.

Rahatlık bölgesi gelişmemize izin vermez

Dünya üzerindeki yaşamda da benzer bir şey gerçekleşir. Deneyimler ve öğretiler, bilhassa rahatlık bölgesinden çıkabilen kişilere gelecektir. Belirsizlikle yüzleşmek için rahatlık bölgesinden ayrılmak kesinlikle hayatın bir dürtüsüdür.

Aslında çoğu zaman başımıza gelenlerden sorumlu olmadığımızı düşünürüz, oysaki gerçekte biz, her şeyi talihe ve kadere bırakmayı tercih ettiğimiz için öyle sanarız. Bunu bir rutin haline getirdiğimiz andan itibaren hiçbir şeyi değiştiremeyeceğimizi hissetmeye başlarız, halbuki yanlış yapıyoruz.

 

“Hayat denizde bir yolculuk yapmak gibidir: sakin ve fırtınalı günleri vardır; önemli olan kendi gemimize iyi bir kaptan olmaktır.”

– Jacinto Benavente

Rahatlık bölgesinde kalmaya devam ederek olgunlaşmaya ve öğrenmeye devam etme fırsatını kaçırıyoruz. Gemi kazası yaşamış gibi yıkılma ihtimali, onunla beraber bir şeyler öğrenip olgunlaşabilmemiz, rüzgarlara dayanmamız, spontane gelişen ve bizi sarsan şeylere göğüs germemiz için gereklidir, ruhumuza dokunabilmek için daha ötesine gitmek isteriz; daha önce hiç dokunmadığımız ve arzu ettiğimiz bir şey.

Güvende hissetme

Bir dengeye ulaştığımızda gelen güvende olma hissi bir tuzak olabilir. Güvenlik hissi yaşadığımızda doğrudan ya da dolaylı yoldan değişim gerektirecek her şey korku uyandırır. Ancak unutmayın ki korkular hükmetmek için var, onların size hükmetmesi için değil.

Güvenceye almanın önemli bir adım atmış olmak demek olduğunu bilmek ama fırtınalı bir denizin kanunlarını öğrenmeye cesaret etmek cesurluk göstergesidir: ancak sınır tanımadan aramaya cüret eden kişi hayatındaki her durumda yeterlilik gösterebilir.

Risk almayarak bir şey kaybetmezsiniz fakat herhangi bir şey kazanmazsınız da

 

Bahsettiğimiz gibi, yeni şeyler keşfetmemize imkan sağlayacak kararlar verirken başarısız olmaktan kaçınmak için risk almamak pasifliğe ve eylemsizliğe yol açar. Bununla birlikte başarı yakalama ihtimalini de ortadan kaldırmış oluyoruz.

“Yalnızca fazla ileri gitmeyi göze alanlar ne kadar ileri gidebileceklerini öğrenme ihtimaline sahiptir.”

– T. S. Eliot

İnsanlar günlük hayatta kontrol sahibi olma ve denge kurma eğilimindedir, mutluluğun duygusal anlamda iyi hissetmekle geleceğini düşünürler. Bu şekilde düşündüğümüzde psikolojik gelişimin risk almayı da gerektirdiğini unuturuz: denemeye cesaret etmezseniz o çok istediğiniz işi nasıl alacaksınız? O işi alamayacağımızı düşünmek ve olduğumuz yerde sabit durmak, kontrolü elimize verecektir ancak tatmin vermeyecektir.

Bu anlamda “elimizdeki bir kuş çalılıkta duran iki kuşa bedeldir” söylemini duymaya alıştık ve buna tamamen inanıyoruz; böyle tavsiyelerin bilinçaltımıza yerleşip hareketsiz kalmamıza ve istediklerimizi elde etmek için mücadele etmememize neden olduğunu anlayamıyoruz.

Ve denizci, denizin gaddarlığının ölümle sonuçlanabileceğini bildiği gibi bu durumla yüzleşmenin hayatın tadını tam anlamıyla çıkarabilmenin tek yolu olduğunu da bilir ve bu tahribattan onu koruyan şeyi sever.