Ruhumuzun İyileşen Ama İzi Kalan 5 Yarası

Mayıs 22, 2017

Bu dünyaya geldiğimizden beri geçen zaman içerisinde, hayatımızda çok fazla değişiklik olmuştur. Bu değişikliklerin kimisi bizi mutlu ederken, kimileri ise o denli bir mutluluk kaynağı olmamıştır. Biz ne kadar kaçınmayan çalışsak da, hepimiz kaçınılmaz bir şekilde peşimizi bırakmayan bir ‘tecrübeler çantası’ taşıyoruz.

Bizi mutlu eden her şeyi hatırlamak istediğimizde, yaşadıklarımızı unutmamak için bu ‘tecrübeler çantasına’ sığınıyoruz. Bu hatıraların bize verebileceği acılardan dolayı, bir tür ‘kabul edilmiş amnezi’ yaşıyor gibi oluyoruz. Her bir insanın çantasında, hem gurur duyulacak ve hem de biz öyle olduğunu hiç düşünmemiş olsak da, bizlere acı çektiren anılar taşımak zorunda da kalıyor.

Sizler için bu çantada, herhangi bir kitabın veya fikrin sunabileceğinden daha fazla bilgelik vardır. Çocukluğunuzdan beri peşinizden sürüklediğiniz şeytanlarınızı ve size zarar verdiği anları taşır bu çanta. Kendinizi en çok evinizdeymiş gibi hissettiğiniz ve en çok yersiz yurtsuz hissettiğiniz zamanları bilir bu çanta. Sadece size özel olan bu çanta, en derin yaralarınıza ve en samimi tecrübelerinize kadar yaşadığınız her şeyi içinde barındırır.

Karşılaştığınız her durum, sizi siz yapan etmenlerden biridir. Yaşadıklarınız, sizi bazen mutlu edecekken, kimi zaman ise umutsuzluğa sürükleyebilir. İşte bu zor zamanlarda, kabuk bağlayan yaralarımız tekrar açılır.

Aldığımız yaraların sadece yaşadığımız belli deneyimlerinden sonra meydana geldiğine inanıyor olabiliriz. Ancak, bazen, kabuk bağlayan yaraların bir kez daha açıldığını hissedebiliriz. Bunun meydana gelmesinin nedeni, başka yaraların da tekrar acımasına neden olabilmeleri ve bu yaraların doğasında bizim dikkatimizi çekme çabasının olmasıdır.

Dolayısıyla, zamanla atlatabileceğimiz yaralarımız varken, bunların izi asla solmaz. Bu izler, bize bir şeylerin ya da birinin zarar ya da acı verebilme ihtimalinin olduğunu hatırlatır. Sizler için bu tekrar kanayabilen yaralardan bir kaçını sıraladık:

1. Aşağılanma

Birisi, farklı şekillerde onurumuzu rencide edecek hareketlerde bulunduğu zaman, kendimizi aşağılanmış hissederiz. Bu, ister birebir konuşmalarda ister toplum içerisinde olsun, bir çeşit karalama kampanyası şeklinde vuku bulur ve toplum içerisinde meydana gelen aşağılanma hadiselerinin üstesinden gelinmesi zordur.

Aşağılanmış hissinin sonuçları arasında, kişinin kendine duyduğu saygısının zedelenmesi, başkalarına karşı duyduğu güvenin azalması ve hayattan ve dünyadan beklentilerinin olumsuz yönde değişmesi yer alır. Birisi sizi küçük düşürdüğünde, sanki size ait bir şeyleri en acımasız yolla almış gibi hissedersiniz kendinizi.

Aşağılanma durumu, fiziksel görünüş, ekonomik durum, cinsiyet, ırk, zeka düzeyi ve fiziksel ya da ruhsal hastalıklar temelinde meydana gelebilir. Belli bariz kişisel özelliklerimize karşı yapılan apaçık bir saldırı ya da uzun bir zamana yayılan bir hastalık tedavisinden kaynaklanan durum nedeniyle meydana gelebilir. Bu durumun bizde yarattığı gelgitleri aşmak, psikolojik etkilerinden ötürü oldukça zor bir durumdur.

“Mizaha ne kadar önem verdiği ile övünen her insanın, ne kadar aptal olursa olsun, her bir bireyin kendi haysiyetini ciddiye aldığını ve kimi insanın dürüst ve sadık bir biçimde dile getirilen çelişkileri kabul etmesine rağmen, kimsenin dalga geçilmeyi göze alamayacağını göz önünde bulundurarak hareket etmesi, birçok sıkıntıyı ortadan kalkabilir.”

– Santiago Ramón ve Cajal

2. Hayal Kırıklığı

Birisi bizi hayal kırıklığına uğrattığı zaman, tüm beklentilerimizi ve umutlarımızı yok eder. Bu gibi durumlarda şok, öfke, sürpriz ve kalp ağrısı karışımı bir şeyler hissederiz. Yaşadığımız hayal kırıklığı, bir aile üyesinden, bir çocukluk arkadaşından, iş arkadaşınızdan ya da sadece bazı ilkeleri olduğunu, bize ve diğer insanlara karşı saygılı davrandığını düşündüğümüz sözüm ona iyi bir insandan meydana gelebilir.

Böylesine bir hayal kırıklığı, bizi öfkelendirip, hatta depresyona sokabilirken, başka insanlara olan güvenimiz ise oldukça azalır hatta tamamen bir süre sonra tamamen ortadan kalkabilir.

3. İhanet

Birisi bize ihanet ettiği zaman,o kişinin bunca zamandır kendisi hakkında söyledikler, uğruna savaştıkları, bize karşı olan hisleri sadece bir yalan olarak ortaya çıkmamakta, aynı zamanda, söylediklerinin ve yaptıklarının tam tersi olmaktadır.

Genellikle, birisi bize ihanet ettiği zaman, bunun nedeni, o insana güvenmemiz, ne olursa olsun sözüne inanmamız ve hal, hareket ve tutumlarının içten ve dürüst olduğunu düşündüğümüzdendir. Ama acı gerçeği sonradan öğrendiğimizde, durumun tamamen bunun zıddı olduğunu anlarız.

İhanete uğradığımızı anladığımızda ilk ne hissederiz? Böyle bir şeyin başımıza geldiğine inanamamak, büyük ihtimalle öfke, üzüntü ve aşağılanmış hissi. İhanete uğrayan insan şüphesiz ki, o aydınlanma anı sonrası, bu ifade ettiğimiz duyguları yaşayacak ve o anı sık sık hatırlayacaktır. Bununla birlikte, şunu da unutmamalıyız ki, ihanet eden kişi, bu yaptığı kötülüğü ömür boyunca vicdanında bir yük olarak taşıyacak ve adı lekelenecektir.

Bu söyleyeceklerimiz kesin bir teselli olmayacak olsa da, hayatınıza devam etmek ve bunun gibi yaraların ve acıların üstesinden gelmek için, hayatın bir noktadan sonra, iyiliği ödüllendirip, kötülüğü cezalandıracağını hatırlamalıyız.

“İhanet etmenin düşüncesi bile iğrençtir.”

– Félix María Samaniego

4. Kayıtsızlık

Çoğu insan, bu yaraların en acı veren taraflarının kayıtsızlık olduğunu söyler; ancak bu durumu hiç de hak etmeyen birinin başına geldiği zaman ise, acı daha da büyür. Birisini görmezden gelmek, onların var olduğunu inkar etmek olduğu için acı verir.

Başkasına bilerek acı çektirmek için, bir çeşit kasıtlı kayıtsızlık durumu meydana gelebilir. Örneğin, belirli bir grubun, birine ya da bir şeye karşı bilerek zarar verme amacı ile kayıtsız kalması ya da, ne reddetmeyi ne de kabullenmeyi ortaya koyan,hedefteki kişinin söylediklerinin ya da hissettiklerin herkes tarafından yok sayıldığı bir tutum.

Bizim için önem arz eden insanlarda, herhangi bir neden verilmeksizin gördüğümüz kayıtsızlık durumu sebebiyle, herhangi bir açıklamaya, özre ve belirli durumlardan ötürü meydana gelen değişikliklerin ne olunduğunun söylenmesine bile layık görülmeyen, değersiz insanlar olarak hissederiz kendimizi.

Birine karşı yapılabilecek en kötü kayıtsızlık hali, o insanın varlığını görmezden gelmektir. Örneğin, çocuklarının beslenme, sevilme ve büyütme gibi temel ihtiyaçlarını yok sayan anneler ve babalar gibi.

“Kendi türümüze karşı işleyebileceğimiz en büyük günah, onlara karşı nefret beslemek değil, onlara karşı kayıtsız olmaktır; bu insanlıktan çıkmanın en temel göstergesidir.”

– George Bernard Shaw

5. Kayıp


Bu, daha önceki durumlarda olduğu gibi, kasıtlı olarak incitmek ya da önceden tasarlanmış bir acı çektirme olayı değildir. Sevdiğimiz insanlar, bize bilerek zarar vermek için ölmeyi tercih etmezler. Yine de, bu güzel insanlar, bu dünyadan göçüp gittiklerinde, kendi dünyamızın bir kısmı da onlarla birlikte kaybolur.

Dürüst, sevmeye uğraşan ve gerçekten sevilmeyi hak eden insanları bulmakta zorlandığımız bir dünyada yaşıyoruz. Böyle bir insanın kaybedilmesi, özellikle hayatımızın önemli bir bölümünü bizimle paylaşmışlarsa, sahip olduğumuz tüm sevgi ve hatıralar açısından yıkıcı etkilere sahip olabilir.

Bu tür acılar üstesinden gelebilsek bile, en savunmasız olduğumuz, kendimizi bir yerlere ait değilmiş gibi ya da üzgün hissettiğimiz, varlığımızın belli yönlerini birbirine bağlayamayacağımız zamanlarda, bize acı vermeye devam edip, kapanmayan bazı yaralar hala var olmaya devam eder. Bu gibi durumlarda, en büyük tesellimiz olan o güzel ve özel insanın artık bizimle birlikte olmadığı acı gerçeği, acı kaybımızdan uzun bir süre sonra bile daima zor olacak.