Marilyn Monroe: Kırık Bir Bebeğin Psikolojik Portresi

13 Haziran, 2017

Trajik bir ölümden bir efsane doğdu.

Marilyn’in yaşadığı dönemde medyanın ünlülerin hayatına bugünkü kadar burnunu sokmadığını hatırlamak önemli. Ama Marilyn Monroe’nun etrafında oluşmuş pek çok hikaye vardı…

Fabrikadaki hücresinden Hollywood’daki hücresine

Marilyn Monroe fiziksel görüntüsüyle başkalarından ayrılmıştı. Ve bu, kolayca soyunan kadınlar ile beyaz perdede gözüken kadınların karşılaşmadığı bir dönemdi.

Fabrika işçisi olarak çalışıyordu ve bu hayattan kaçmak için Hollywood stüdyolarına geldi. Burada eskisinden de çok çalışacaktı çünkü kaderinde aktris ve model olmak vardı.

Ergenlik döneminde cinsel istismara uğramıştı, ayrıca ailesinde ruhsal hastalıklar yaygındı. Bütün bunlarla birlikte, Marilyn Monroe’nun hayatı her tür ruh hali bozukluklarını geliştirmek açısından ideal psikolojik çerçeveyi göstermekteydi.

Yetişkin hayatının, bilhassa da ölümünden birkaç sene önceki dönemin en ilginç özelliklerinden biri, zeki kişilere ve sanatçılara yakın olma arzusuydu, zira bu kişileri hiç sahip olamadığı babasının yerine koyduğu baba figürleri olarak görüyordu.

Bu figürler arasında Marilyn’in eşi olan Arthur Miller’ı anmak gerek, zira Marilyn ile en çok zaman geçiren oydu. Ayrıca Marilyn de onu şiir yazmaya başlaması ve roman okuması için teşvik etmiş, ilham vermişti.

Marilyn’in kültüre olan iştahı ve entelektüel kapasitesi hakkında bilgi toplanmış olsa da Arthur Miller, onu bir kitabı bile sonuna kadar okuduğuna şahit olmadığını öne sürmüştü. Elbette,
zekası asla inkar edilmemişti.

Histrionik Kişilik Bozukluğu: Marilyn Monroe’nun ardındaki gerçek

Onu tanıyan kişilerin anlattıkları, biyografiler ve psikoloji öğrencileri ve uzmanlarının analizlerine bakarak (temel olarak Marilyn’s, Ralph Greeson), Marilyn Monroe’nun psikolojik profilini özetlemeye çalıştık. 

Marilyn’in histrionik kişilik bozukluğundan muzdarip olduğunu biliyoruz: Marilyn’in kışkırtıcı stiliyle mükemmel uyum gösteren bazı özelliklerin ortaya konduğu bir duygusal bozukluk.

Bu bozukluğun temel özelliklerinden biri, kişinin dış görünümüyle fazla ilgilenmesi, onay görmeme konusunda aşırı hassaslık ve cinselliği sergilemekte taşkın davranmaktır.

Bu durum o raddeye gelir ki kişi, avcı-av rolü oynamaksızın ve hüsran toleransı göstermeksizin karşı cinsten biriyle sohbet edemez. Ayrıca sürekli ilgi görmek ister ve bunu elde etmek için kullanacağı araçların önemi yoktur.

Sonuç olarak bu durum depresyon ve anksiyeteye yol açar çünkü başardıkları (yani fiziksel çekiciliği nedeniyle arzu edilmek), kendisi için istedikleriyle (yani kişiliğiyle arzu edilmek) uyuşmamıştır.

Arthur Miller ile evliliğinin başarısız olduğu 1950’li yıllarda bu durum daha güçlü bir şekilde kendini gösterdi. Kendisinden kaçmak için hafifmeşrepliğini kullanan bir kadın hakkındaki gerçeği dünyaya gösterdi.

Başından beri, yalnızca ciddiye alınmak istemişti. Fakat bunu başarmak için fiziksel çekiciliğini kullandı: yüksek kültürlü adamları ayağına kapatan bir gerçekti bu kesinlikle.

Fakat nihayetinde şunun farkına vardı ki onu çekici kılan şey, Norma Jean Mortenson olarak onda gördükleri değildi. Marilyn Monroe adındaki seks efsanesiydi.

Bu gerçek onu yeni fetihler peşinde koşmaya itti. Aşırı dozda uyku ilacı alarak sonlandırdığı bir boşluğu doldurmaktı amacı.

İlginçtir ki daima büyük bir aktris olarak anılmak istedi. Yaşarken böyle tanınmamış olsa da sonraki yıllarda yeteneği nedeniyle büyük takdir gördü.

En önemli mirası bir klişe oldu: yıllarca süregelen ve hala unutulmamış bir ‘sosyal klişe’. Aptal sarışın görünümü ona hiç adil davranmadı. Ama şurası açık ki bugün ona atfedilmeye çalışılan imaj da hakkını vermiyor: doğuştan kabiliyetli olmak.

Marilyn Monroe, şiddetli duygusal mahrumiyetten muzdarip bir kadındı ve geçmişinin hayaletlerinden kaçabilmesi için sınırlı kaynaklara sahipti.

Tam zamanlı bir aktris olarak vaktinden çok önce hayatını kaybetti. Sahne ışığı ve onu gözetleyen gözler için yaşadı. Daima en güzel gülümsemesini gösterip oyunu kurallarına göre oynardı.

Resim: Ismail Mia