Kontrolümüzü Kaybettiğimizde Öfkeleniriz

12, Ağustos 2017 İçinde Duygular 92 Paylaşıldı

Öfke her zaman kötü değildir. Her duygu gibi öfke de bir amaca hizmet eder. Ancak kontrol edilebilen öfke ile hiddet arasında ince bir çizgi vardır.

Biz bu yazımızda öfkenin daha olumsuz tarafından bahsedeceğiz: işte bu en karanlık tarafımızı gösterdiğimiz zamandır. Bu şekilde dıştan gelen bir provokasyon karşısında öfkelendiğimizde bunu kasıtlı yapıyoruzdur (yani bundan kaçınmayı seçebiliriz): aslında kimse bizi sinirlendirmez, biz kendimiz sinirleniriz.

Hiddete doğru giden öfke kafamızı karıştırır

Bazı alıştırmalar yaparak kontrol altına alabileceğimiz öfke, kontrol dışı olduğunda olumlu bir şey olmaktan çıkar ve zehirli bir hal alır. Öfkenizi kontrol etmeyi bırakıp teslim olduğunuzda sorunlar başlar: bu his bizi ele geçirir, gözümüzü karartır ve mantığımıza gölgeler.

Tartışmanın kendimizi kaybetmemize neden olduğu ve meselenin başka yerlere gitmesine kadar büyüdüğü bir durum hiç de garip karşılanmayacaktır çünkü bu raddeye gelmesinin nedeni öfkenin gözümüzü karartmasıdır. Bizi en başta rahatsız eden asıl sebepler neydi unuturuz. Öfke ve hiddet duygularımızı yönlendiren bir rehber haline gelir ve böylece bir hata yapma olasılığımız daha da artar.

“Öfke, beynimizi rehin alan çok yoğun bir duygudur. Öfke bizi ele geçirdiği zaman öyle bir noktaya geliriz ki hafızamız kendini yeniden düzenler, tartışmanın ortasında neden tartışmaya başladığımızı unuturuz.”

– Daniel Goleman

Söylemek istediğimizden daha fazlasını söyleyerek ve hatta bunu çok kötü bir şekilde yaparak düştüğümüz hatadan dolayı sonrasında pişmanlık duyarız. Kibrimize ve bencilliğimize yenilerek hata ederiz (kimseyi dinlemeyiz ve yalnızca kendimizi ve kendi sorunlarımızı düşünürüz). Kısacası öfkelenerek kendimizi, nasıl ve neden geldiğimizi tam olarak anlamadığımız bir durumda buluruz, bizim de içinde olmak istemediğimiz bir durum.

Başka bir yol olduğu ihtimaline güvenin

Peki ne yapmalıyız? Öfkenin olumsuz yönünü etkisiz hale getirmenin zor olduğunun farkına vardığımızda bu soruyu sorarız. Bu yüzden, olayları algılamanın başka bir yolu olduğu fikrine güvenebilmeliyiz. Bazı koşullar sebebiyle -devamlı stres gibi- düzenli olarak öfkeleniyor olabiliriz. Bu ya da şu durumda olmanız önemli değil, bizi psikolojik ve duygusal olarak çelişki yaşamaya hazırlayan bazı yollara başvurmak ihtimallerden biri olabilir.

Önemli olan, bir noktada başımıza gelen bir şeyin bizi değiştirebilecek olduğunu bilmektir. Tartışmalar her zaman olacaktır, bir tanesinin içinde kendimizi bulduğumuzda o asabiyet hisssinin de her zaman olacağı gibi.

“Düşmanın gelmeyeceğine güvenmeyin. Onu beklediğinize güvenin. Size saldırmayacağına güvenmeyin. Saldırılara karşı koyarak yenilmez olduğunuza güvenin.”

– Matilde Asensi

Yine de zayıf noktalarımızı -bizim canımızı yakanları- gerçekten bilmek, gerektiğinde onları yönetmemize yardımcı olacaktır. Bunun için yazarak rahatlamayı, yoga yaparak aklınızı boşaltmayı ya da dünyaya karşı esprili bir anlayışın hakim olduğu daha olumlu bir bakış açısı geliştirmeyi düşünebilirsiniz.

Kontrol edilebilirin kontrolsüzlüğünün çelişkisi

Yukarıda yorumladığımız gibi başka biriyle yaşanan bir çatışmada etki-tepki ilişkisi söz konusudur ve kendimizi kontrol etmek zordur. Fakat söylediğimiz gibi en nihayetinde içimizdeki öfkeye hükmedebilen yine biziz. Bu şekilde hepimiz, kendi duygularımızın ve tavırlarımızın kontrolünün elimizde olduğunu fakat buna karşın kendimizi kontrol etmeyi başaramadığımızın çelişkisini görürüz.

Diğer yandan, bazı insanlar başkalarına sinirlenmeye daha yatkın olabilir. Çoğumuzdan daha yoğun bir şekilde öfkelenir (bağırır, kötü yanlarını gösterir ve daha kolay aşağılar). Bununla birlikte, kıskançlık gibi toplum tarafından daha kötü algılanan başka olumsuz hisleri öfke kullanarak ifade etmek de sık rastlanan bir durumdur.

“Bu hayatta kontrolünü tamamen elimizde tuttuğumuz birkaç şeyden biri tavırlarımızdır, ne ironiktir ki yine de çoğumuz tüm hayatını kontrolü dışındaymışçasına davranarak yaşar.”

– Jim Rohn

Hepimiz hata yaparız: öfke insan doğamızın bir parçasıdır ancak davranışlarımızı yöneten kişinin başka biri olmaması için kendimizi kontrol etmemiz yararlı olacaktır. Özetle en iyisi öfkeden ve düş kırıklığına sebep olan eşanlamlılarından kaçınmak olacaktır.

Bunlar da ilginizi çekebilir