Kırılganlık Psikolojik Cesaretin Bir İşaretidir

Şubat 16, 2020
Kendinize kırılgan olma iznini vermek cesur bir davranıştır. Eninde sonunda, güçlü bir insan uzun bir süre boyunca sahte bir mutluluk görüntüsünü sürdürmeyi başaran bir insan değildir. Hislerinizi dışarıya yansıttığınız, hatalarınızı ve acınızı kabul ettiğinizde güçlü olursunuz.

Toplumun sizi inandırabileceği şeylerin aksine, kırılganlık bir psikolojik değerdir. Bu, bir insan olarak kendi gerçekliğinizin kabul edilmeyi hak eden bir parçasıdır. Kırılgan olarak sadece duygusal evreninizin kontrolünü elinize almak ile kalmazsınız, çevreniz ile daha derinden ve özgün bir şekilde de bağlantı kurarsınız.

Kırılgan olmak güçlü olmayı gerektirir. İnsanların özgüven ve dayanıklılığa değer verdiği bir dünyada mükemmellik zırhlarını düşürmeye cesaret eden kişiler bahse değer seviyede cesurdurlar. Kırılganlık bir zayıflık işareti değildir.

Kırılganlık isteksizlik veya keyifsizlik ile aynı şey değildir, bunu hatırlamak önemlidir, ve bir güç ya da cesaret eksikliği de değildir. Sadece insan karakterimin bir diğer tarafıdır. Esasen, sizi kendi ihtiyaçlarınıza karşı hassas kılan, doğanızın bir parçası olan bir şeydir. Ayrıca diğer insanların acısı ve duygusal gerçekliği ile empati kurmanıza da yardımcı olur.

“Çok minnettarım çünkü bu kadar kırılgan hissedişim hayatta olduğum anlamına geliyor.”

– Brené Brown

Bir el ve bir tüyün fotoğrafı.

Siz Bir Kahraman Değilsiniz, Bir İnsansınız: Kırılganlığın Gücü

Mario Benedetti bir defasında mükemmelliğin cilalı bir hatalar koleksiyonu olduğunu söylemiştir. Ancak, hadi şunu da kabul edelim: insanlar hatalarını, başarısızlıklarını ve değişimlerini kabul etmekte zorlanırlar. Bir şekilde, toplumun size en içinizde aslında korkuyor, üzgün veya gergin halde olduğunuzda bile görüntülerden oluşan dünyada gezinip aldatıcı başarı maskeleri ve iyi ruh halleri takınmanızı söylemiş olma olasılığı yüksektir.

Bundan dolayı, kültürel bir açıdan bakıldığında duygusal ve hatta fiziksel kırılganlık her zaman negatif ve utandırıcı bir çağrışıma sahip olmuştur. Mükemmellik, güç ve kararlılıktan uzaklaşıp onun yerine şüphe ve hataları bu oyunun bir parçası olarak kabul eden kişi kim olursa olsun genellikle kendisi ile ilgili kötü hisseder çünkü toplumun beklediği ve pekiştirdiği şeylere uymazlar.

Diğer yandan, Martin Heidegger gibi yazarların edebiyat, şiir ve varoluşsal felsefeden oluşan dünyalarında kırılganlık gerekli ve yapıcı bir şeydir. Robert D. Stolorow’un Dünya, Duygulanım, Travma kitabına benzer kitaplar bizlere bu “boyutun” sadece kendi varlığımızın farklı bir bölgesi olduğunu hatırlatır. Nihayetinde, siz bir insansınız: sonlu, hassas, ölümlü ve değişken.

Kırılganlık ve Güç Arasındaki Denge

Bazı aktiviteler veya zorluklar sırasında yeteneklerinizi göstermek harikadır; insanların bir şeyde ne kadar iyi olduğunuzu görmesine izin vermek çok güzeldir. Ancak, bazen her şeyi yapamayacağınızı kabul etmek de makuldür. Doğrusu, makul olmak zorundadır, çünkü gerçek budur.

Hatalarınızın sorumluluğunu üstlenmek, sizi bunaltan bazı durumlarda acı çektiğinizi veya üzüldüğünüzü göstermek ya da insanlara zor bir zamandan geçiyor olduğunuzu ve kendinize biraz zaman ayırmaya ihtiyacınız olduğunu söylemek de takdire şayandır. Bunda yanlış hiçbir şey yoktur ve gücünüzün de kırılganlığınızın da bir birey olarak sizin parçalarınız olduğunu kabul etmek sizi iyi şeyleri daha az hak eden biri yapmaz.

Dayanıklılık Psikolojik Bir Değer Değildir Ama Kırılganlık Öyledir

Dayanıklı ve hata yapmayan biri gibi görünmek sizi her zaman zirveye taşımaz, ya da en azından konu mutluluk, esenlik, saygı ve insan etkileşimi olduğunda bu böyle değildir. Hatta, bir çalışma ortamında dahi bu özellikler yükselmenin tek yolu olarak değerlendirilmezler.

Günümüzde, duyarlılık, empati ve kırılganlık gibi özellikler iyi bir çalışma ortamında sizi çok iyi pozisyonlara getirebilirler, çünkü bu özellikler bir anlaşmaya ulaşmanızı kolaylaştırır ve tüm ortamı daha insancıl hale getirir.

Beyaz elbiseli, üzgün görünen bir kadın.

Kendinize Kırılgan Olma İzni Verdiğinizde Mükemmelsiniz

Houston Üniversitesinde bir profesör olan Brené Brown, kırılganlığın; sevgi, aidiyet hissi, neşe, cesaret, empati ve yaratıcılığın doğum yeri olduğuna dikkat çekmiştir. Öyleyse, neden kendinize kırılgan olma izni verdiğinizde kusurlu olduğunuzu varsayasınız ki?

Birinin kendilerine hiç kırılgan olma izni vermemesi üzücüdür. Hatta, biri duygularını ifade etmek ve karşısındaki insanın acısını veya neşesini hissedebilmek üzere kendisini açmaya hiç cesaret edemediğinde bu daha bile üzücüdür. Bazı insanların dünyaya yetkin, dayanıklı ve boyun eğmez olduklarını, hata yapmadıkların göstermek ile ilgili takıntılı olmaları talihsiz bir şeydir. Bu dinamik sadece kusurları ve mutsuzluğu gösterir.

Cesaret hem ışıklı hem gölgedeki kısımlarınızı, hem güçlerinizi hem de zayıflıklarınızı göstermektir. Cesaret devam etmeye artık muktedir olmadığınızda düşebilmek, ve zamanı geldiğinde tekrar ayağa kalkabilmektir. Kırılganlığın gücü sizi insan yapar. Kendinizi ve karşınızdakileri olduğu gibi kabul ettiğiniz için sizi daha mükemmel yapar. Başka hiçbir şey bu kadar rahatlatıcı değildir.

  • Brown, Brene (2012). Daring Greatly: How the Courage to be Vulnerable Transforms the Way We Live, Love, Parent, and Lead.  Gotham Books.
  • Stolorow, RD (2011). Mundo, afectividad, trauma: Heidegger y psicoanálisis post-cartesiano . Nueva York: Routledge