Kim Olduğumu Biliyorum ve Hiçbir Şeyi Kanıtlamam Gerekmiyor

· Ekim 18, 2017

Kim olduğumuzun net bir şekilde bildiğimiz zaman, başkalarının kendimiz hakkındaki iyi görüşlerine ihtiyaç duymayız artık. Hiç bir şeyi ispatlama ihtiyacı olmadan, sadece kendi kararlarımız ile, bilgeliğin ve onurun olduğu bir yaşam sürmekten daha rahatlatıcı, daha özgür ve daha renkli bir kavram ya da olgu yoktur bu hayatta.

Hiçbir ön yargı olmadan ve reddedilme ya da yargılanma korkusu yaşamadan, kendimizi ifade ediş şeklimiz ve duygusal zekamız ile kendi benliğimizi ve sahip olduğumuz karakteri keşfetme seviyesine çıkmak kolay bir iş değil, kabul ediyoruz. Sözde, herkesin kendini hazır edemeyeceği bir iç devrim sürecidir bu olay. Bunun nedeni zihinsel yapımızda yatmaktadır ve zihinsel yapımız daima kendi kabulü yerine başkalarının görüşüne odaklanmıştır.

“Ben böyleyim ve bu halimden de mutluyum.”

Gösteriş meraklısı bir toplumda yaşıyoruz. Dünya, birisinin genel beklentilerin, doğrunun ve yanlışın standardının ne olduğunu belirlediği ve geriye kalan bizlerin bu standartlara uymak için çabaladığı komik bir tiyatro sahnesine benziyor. Her geçen gün ve farkında bile olmadan, uydurma hikayelerin yardımcı oyuncuları oluveriyoruz: bu oyunların bizim kimliğimizle, değerlerimizle veya ilkelerimizle hiçbir ilgisi yoktur.

Kendi kimliğimizin bize ne kültürel olarak miras kaldığını ne de genler yolu ile bize aktarıldığını unutmamalıyız: bu kimle zaman içerisinde inşa edilmiştir. Tıpkı her birimiz çevremizdeki dünyanın içselleştirilmiş bir yansımasını yaşadığımız gibi, kendimiz ile ilgili teori ve kavramları da zaman içerisinde inşa ediyoruz. Bu inşa sırasında kendimizden nefret de edebiliriz ya da kendimizi tamamen sevmemizi de sağlayabiliriz.

Biz her zaman ikinci seçeneği tercih edeceğimizi hayal edelim. Kendimizi muhteşem hikayelerimizin baş rol oyuncularına dönüştürelim.

Kırmızı rujlu kadın ve papyonlu kedisi

Bir şeyi kanıtlamayı bırakıp yaşamaya başlayın

Her birimize okumayı, yürümeyi ve sağlıklı beslenmeyi öğrettiler. Hastalandığımızda bir doktora gitmeyi ve hastalığımızı tedavi etmek için bize yazılan reçetedeki ilaçları nasıl kullanacağımızı biliriz. Ama, kendimizi psikolojik açıdan nasıl zinde tutacağımızı veya daha da kötüsü kendimizi nasıl seveceğimizi neredeyse kimse öğretmez ya da anlatmaz.

Birçok kişi, mutlu olma yeteneği kendisinde var olmadığına inandığı veya buna inandırıldığı için bir psikologa gitmeye karar verir. “Elimi attığım her şey yitip gidiyor”, “herkes beni terk ediyor” ya da “başlattığım her ilişki sonradan çer çöp oluyor” ve benzeri gibi ifadelerin altında yatan bir sebep şu şekilde özetlenebilir: “Ben kendimi sevmeyi unutmuşum.

Öte yandan, ilginçtir ki, kim olduğumuza karar verme zamanı geldiğinde ya da ilişkilerimizi açıklarken, kendimizden daha çok başkalarına odaklanma eğilimimiz baskın gelir. Bizler hayatı sevgi ve bağlılık, karşılık, kefilsiz şartsız sevgi göstergesi ile aynı duyguyu, enerjiyi ve hissiyatı hissedeceğimizi düşünerek, herkesi kendimiz gibi düşündüğümüz için böyle davranırız.

Birçok kişi, mutlu olma yeteneği kendisinde var olmadığına inandığı veya inandırıldığı için bir psikologa gitmeye karar verir.

mavi saçlı aşırı makyajlı kadın

Bu dinamiğin ortasında, gösterdiğimiz çaba ile bu çaba karşılığında almak istediğimiz ödül arasında, çok basit bir şekilde unutulan bir şey var:  Varlığımız, başkalarına verdiğimiz şefkat fikrine dayanmıyor, karşılığında göreceğimiz güzelliği de kapsıyor. Başkalarına sağlıksız şekilde bağlanmanın ortasında, gerçek benliğimiz, takdir edilmeyi, özgürleştirilmeyi ve sahip olduğumuz karakteri kabul etmeyi bekliyor.

Üzüntü ve umutsuzluğun belasından korunmanın sadece sevgi ile meydana gelebileceğini unutmamalıyız. Ancak o zaman korku ve çekinceler olmadan kendimizi sevebileceğiz.

Zihninizin tavan arasını temizlemeye başlayın

Kim olduğumuzu, neye değdiğimizi bilmek ve gerçekten dolu dolu yaşamaya başlamak için zihnimizin tavan arasını temizlemekten başka bir yol yoktur. Neden mi? İnanmak zor olmasına rağmen, o özel mekanda, başkalarının bize verdiği “eski mobilyalar” gibi pek çok işe yaramaz eşya kalmıştır ve odayı havalandırarak içeride tıkılı kalan tozu dışarı atmaya ihtiyaç vardır.

“Bir gün düşebileceğin en derin kuyuya düşüp, sınırlarını göreceksin. İşte o an, kişisel devrimin başlayacak.”

-Walter Riso

Bir sonraki adımda, bunu nasıl başaracağımızı açıklayacağız. Bu stratejilerin kişisel gelişiminiz için yararlı olacağından eminiz.

her uzvu ile evini temizleyen kadın

Gerçekten kim olduğunuzu hatırlamanın esasları

Temizleme işlemine çok basit adımlarla başlamalıyız: yani, o  çatı arasına koymadığımız, orada olmasına bizim karar vermediğimiz her şey. Bu şeylerin bir çoğu, çocukluğumuzda, beynimiz henüz bize bildirilen şeyleri nasıl değerlendiremeyeceğini bilemediği zamanlardan bize yadigar kalmıştır.

  • Annelerimizin ve babalarımızın bize öğretmiş olduğu değerleri ve bilgileri bir düşünün ve sizin önemli olduğunu düşündüğünüz ve hissettiğiniz değerler ile bunları karıştırmayın.
  • İçimizdeki temizliğin ikinci adımında koyu köşeleri süpürüp, kendi üzerimizdeki o olumsuz enerjiyi uzaklaştırdığımız zaman geliyor. Genellikle, “Ben bunu yapamam…”, “hayatımın bu aşamasında buna değmez…”, “Ben bunu yapmak için gelmedim bu dünyaya” gibi cümleler çıkar bu tozlu raflardan.
  • Dahası, zihnimizin çatı arasını istila etmiş o insanları da artık ‘süpürmek’ gerekiyor. Bu insanlar çok iyi kamufle olur, çok iyi saklanır, kendilerini korku, kararsızlık, ön yargı ve sürekli olarak kabul edilme ihtiyacı şekline sokar. Onların kim olduğunu iyi belirleyin  ve onlara geldikleri gibi çıkmalarını söyleyin.

Son olarak, bu temizleme süresi içerisinde, o çatı arasının rahat ve huzurlu bir mekan olması adına, temel ve gerekli mobilyaların zaman içerisinde buraya ‘taşınması’ gerekecektir. Ki bu da kendine has ve sağlıklı bir durumdur. Bu mobilyalardan kasıt, öz güven kanepemiz, kendini bilme masamız, değerlerimizi oturttuğumuz sandalyeler ve onurumuzu simgeleyen ve kimsenin üzerine basamayacağı yoğun renkler ile bezeli halımızdır.

İstediğimiz yaşamı bugünden inşa etmeye başlayalım, kim olduğumuz ile gurur duyalım, kendi hikayemizin baş rolünü oynayama cesaret gösterecek kadar güçlü bir zekaya ve kişiliğe sahip olmaktan mutluluk duyalım.