Isabel Allende: Olağanüstü Bir Yazarın Hayatı

· Mayıs 26, 2019
Bu yazıyı okuyun ve Isabel Allende ve onun hayatı hakkında daha fazla bilgi edinin.

Isabel Allende, eserleri otuz beş dile çevrilmiş Şilili bir yazardır. Kitabının 70 milyondan fazla satılmasıyla birlikte, dünyanın en çok okunan İspanyol yazarı kabul edilmiştir. Alende, ayrıca, diplomat Tomás Allende Pesce’nin kızı ve 11 Eylül 1973 tarihinde askeri darbe ile indirilen önceki Şili başkanı, Salvador Allende’nin de kuzenidir.

Isabel Allende, yazdığı yazılarla kadınsı her şeyin içindeki olağanüstü güzelliği ortaya çıkarır ve büyülü bir biçimde okurlarındaki genellikle bastırılmış ve örtük olan bu nitelikleri çağırır. Büyük siyasal bir karmaşanın olduğu bir dönemde, patriyarkal ideolojik ilkelere karşı edebi aktivizmi benimsedi ve kadınlara kişisel uyanışlarına ve kendilerini keşfetme yolunda büyük bir manifesto verdi.

Isabel Allende, mükemmel duyarlılığıyla, dünyadaki güzel olan her şeye, insanlığa ve güzelliğe koşulsuz sevgiyi iletebildi. Hakikaten, onun eserlerini okumak ya da dinlemek ruhları ferahlatır.

Allende, her zaman, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeye odaklandı. Bir yazardan daha fazlası olarak, o, sevgiyi ve güzelliği silahı olarak kullanan bir aktivisttir. Bu yazıda, onun yolculuğu ve bazı eserleri hakkında konuşacağız. Amacımız, birçok insanı etkilemiş bu harika kadını saygıyla anmaktır.

Isabel Allende ve erken yılları

Allende, babasının diplomat olduğu dönemde yaşadığı Lima, Peru’da doğdu. Daha sonra anne ile babası boşandı ve bunun sonucu olarak annesi ve kardeşleriyle birlikte Şili’ye taşındı. Bir süre, anne tarafından büyükbabasının evinde yaşadılar. Büyükbabası, Isabel’i yaşamındaki çok önemli açılardan etkilemiş otoriter bir figürdü.  Eğitimini tamamladıktan sonra ondan Paula ve Nicolás adında iki çocuk sahibi olduğu ilk eşi, Miguel Frías ile tanıştı.

Isabel, 1967 yılında bir kadın dergisi olan Paula‘da editör oldu. Onun makaleleri, kadın rolünün Şili toplumundaki yerine odaklandı. Bu kadınlar komik bir biçimde ironiktiler ve bu nedenden dolayı da oldukça tartışmalıydılar. Bu sırada, Şili’de birçok değişiklik gerçekleşmekteydi. Katolik, muhafazakar ve patriyarkal toplumda kadınların özgürleşmesi yönünde modern bir devrim ve bir hareket gerçekleşmekteydi.

isabel allende konferans

Isabel Allende : kariyeri ve sürgün dönemi

En meşhur askeri darbeden sonra, Isabel Allende Venezuela’ya sürgüne zorlandı. Biz gazete ve okulda çalışarak yaşadığı bu ülkede 13 yıl kaldı. Bu ülkede kaldığı sürede, büyükbabasının ciddi sağlık sorunları olduğu haberini aldı.

Şili’ye, büyükbabasının yanına gitme imkanı olmadığı için Isabel, bu Latin Amerikalı kadın için benzeri görülmemiş bir edebi başarı haline gelen bir mektup yazmaya başladı: Ruhlar Evi. 1993 yılında Billie August, bu eseri büyük ekrana taşıyarak çok başarılı bir iş gerçekleştirdi.

Isabel Allende, ilk romanın yakaladığı başarıdan sonra, bir kez daha mükemmel bir başarıya ulaşan iki kitap daha yazdı: Aşktan ve Gölgeden ile Eva Luna. Daha sonra, üçüncü kitabının yayınlanmasından kısa bir süre sonra okuldaki işinden ayrılıp kendini tamamen yazmaya adamaya karar verdi.

Isabel, ilk eşinden boşandıktan sonra Amerikalı avukat William Gordon ile evlendi ve 1988 yılından beri burada yaşamaktadır.

Kızı Paula’nın ölümü ve Isabel’in uyanışı

1992 yılında, 28 yaşındaki kızı Paula trajik bir şekilde Madrid’teki bir hastanede yaşamını yitirdi. Bu, Isabel’i derin bir üzüntü durumu ve içinden çıkamayacağı bir çaresizlik noktasına gelinceye kadar etkiledi. Bu uzun ve acı dolu dönemde Isabel, çok sevdiği kızına bir hediye olarak Paula romanını yazdı. Bununla ilgili diğer birçok kadın nedeniyle bu kitap diğer bir büyük başarı haline geldi.

Paula, tıpkı Ruhlar Evi gibi, mektup olarak, kızına olan sevgisinin bir göstergesi ve aynı zamanda Isabel’e artık kızının hayatta olmadığını kabul etmeyi öğrenmesini sağlayan bir yol olarak başladı. Kızı hastanedeyken yazmaya başladı. Paula, sadece kızına yazdığı bir mektuğ değil, ama aynı zamanda kendi ailesinin hikayesini anlatma yoluyla yazdığı bir otobiyografik anlatıdır.

“Ölüm diye bir şey yok, kızım. İnsanlar sadece biz onları unuttuğumuzda ölürler”, annemin gözlerini yummadan kısa bir süre önceki sözleriydi. “Eğer beni unutmazsan, her daim seninle olurum.”

– Isabel Allende, Paula

Allende, bu romanda her şeyi ortaya çıkardı. Bu anlatı, ülkesinin durumuna, ailesinin dramlarına ve gezilerine ve diğer şeylere dair bir bağlamda takip etmektedir. Her fırsatta, yazmanın iyileştirici gücü hakkında yorumda bulundu ve yazmak, yaşadığı şeylerle yüzleşmesine yardımcı oldu. Paula aracılığıyla, Allende’nin koşulları ve kızının ölümünü nasıl kabullendiğini anlıyoruz. Bazı durumlarda, Paula‘yı yazmasının onun için terapötik bir egzersiz ve gerçeğin bir yansıması olduğu düşünülebilir.

Paula‘nın satışlarından elde edilen parayla, kızının anısına Isabel Allende Vakfını kurdu. Dört yıl sonra, depresyonun üstesinden geldiği bir süreçteyken Afrodit‘i yazdı. Bu kitap tamamen yaşamı kutlamakla ilgili: canlı hissetmek ve duyuların keyfini çıkarmak. Birçok kişi Afrodit‘i bir “yaşam şarkısı” olarak görür, halbuki asıl ton şükranlık ve duygusallık etrafında döner.

allende gulumserken

Kadınlığın şaşırtıcı yansıması

Isabel Allende’nin bütün çalışmaları bize, Dante’nin sevilen ilham kaynağı, mükemmel derecede idealize edilmiş “ilahi kadın”ı pekiştiren Beatrice (Bice)’i hatırlatmaktadır. Varoluş olgusuyla birlikte, onu daha çok sevilen biri yapan bir kadındı. O, kendilerini sevenlerin bir yansıması olarak hizmet eden kadınlara atıfta bulundu. Kişinin kendi kutsal doğası ile bağlantılı olduğu “muhteşem öteki”. Yaratıcılığın, ilhamın ve kendi en iyi yönlerinin ortaya çıktığı, yükseldiği ve insan potansiyelinin ötesine geçtiği aynanın arkasındaki kaynak. Dante, Beatrice’ni “kutsal kadın” olarak görmüştür.

Hem kişisel hem de profesyonel anlamda, Isabel Allende, Dante’den öğrendiğimiz bu geleneksel “kutsal kadın” modelini tamamen değiştirdi. Bunun yerine, edebi eserlerinde bencil olmayan bir şekilde kendilerine aşık kadınları yansıtan yeni bir ayna yarattı.

Isabel Allende’nin çalışmaları boyunca, sayısız kadın kahraman buluruz. Örneğin, Canavarlar Kenti‘nde, bir kadın baş karakter olmadığı halde, çok temel bir role sahiptir. Bu duruma şunu da eklemek mümkün ki, Canavarlar Kentindeki kadın yaşlıdır ve buna rağmen onu hiçbir şey durduramaz.

Şilili yazarın bir diğer önemli özelliği Latin Amerika ile ilgili düşünceleridir. Latin Amerika adetleri, gelenekleri, mevcut ikilemleri ve yerel kabileleri her zaman ona ilham kaynağı oldu. Isabel Allende, dünyanın güzelliği ve her toplumun çekici yanı için minnet doluydu.

“Unutulmaması gerekenleri yazın.”

– Isabel Allende