İmkansız ve Hüsranlı Aşkların Acısı

· Temmuz 14, 2017

Kim yaşamamıştır ki bunu? Sadece sizin için var olduğunu bildiğiniz o imkansız aşklardan biri. İdealleştirilmiş, kıymetli, porselen gibi kırılgan. Çünkü gerçeklik duvarına asla çarpmayacaklarını biliyorsunuz. Fazlalığa rağmen onları gerçek kılan bir gerçeklik. Bugünlerde hüsranlı bir aşk acısı çekmek daha az yaşanır bir durum oldu. Yani pek çok nedenle gerçekliğin yaşamanıza izin vermediği karşılıklı bir aşk.

Bu iki aşk türü birbiriyle karıştırılmaktadır. Hatta birbiri yerine kullanırız bu kelimeleri. Oysa birbirlerine denk değildir bu kelimeler. Birazdan göreceğimiz gibi her iki sözcük de aşk duygusunun ötesine giden durumları işaret etmektedir.

İmkansız aşkların acısı

Canımızı acıtan aşk türlerinin başında imkansız aşk gelir. Birine karşı hissettiğiniz ama onda karşılığı olmayan aşktır bu. Ayrıca imkansız olabilmesi için de asla karşılık bulmayacak olması gerekir. “Senin için aynı hisleri paylaşamam.

“Pek çok insanın aşk dediği şey, bir kadın seçip onunla evlenmekten ibarettir. Bir kadını seçer, yemin ediyorum, gördüm bunu. Sanki aşkı seçebilirmişsiniz gibi, sanki aşk bir yıldırım değilmiş gibi. Kemiklerinizi kırıp sizi ortalıkta bırakan bir yıldırım.”

– J. Cortázar

Bu durumlarda insanlar genelde aşık oldukları kişinin, onlara iki duygusal ucu yaşatabilecek tek kişi olduğunu söyler. Bu kişiyi ihtiyacımız olan bütün mutluluğu bize verebilecek kişi olarak görürüz. Ama aynı zamanda mutluluğumuzu alanlar da onlardır. Çünkü sözü edilen mutluluk ancak aşk karşılık bulduğunda gelecektir.

İmkansız aşklar beraberinde bir huzursuzluk ve üzüntü getirir. O kişi için hissettiklerimizden kaçamayız ama istediğimiz gibi de ifade edemeyiz. Bu anlamda, bu tür sevgi türünü yaşamanın acısı, sevgimizin karşılık bulduğunu düşündüğümüzde yoğunlaşır.

Hüsranlı aşkların acısı

İmkansız aşkların bir diğer türü, Gabriel Garcia Marquez’in hüsranlı aşk dediği şeydir. Kolera Zamanında Aşk adlı romanında bu terimi kullanır. Derin bir şekilde hissettiğiniz ve canınızı yakan, karşılıklı olduğu hâlde dış koşullar nedeniyle bir türlü gerçekleşemeyen aşktır sözünü ettiği.

Başka bir ifadeyle, hüsranlı aşk, farklı nedenlerle ilerleyemeyecek olan mükemmel aşktır: uyumsuzluk aile baskısı, zarar vermek istemedikleri arkadaşlıklar, bağlanmaktan korkmak vb. Yani Romeo ve Juliet aşkına benzer trajik bir aşktır.

“Kaçınılmazdı: acı badem kokusu ona hep hüsranlı aşkların kaderini hatırlattı.”

– Gabriel García Márquez

Bu aşkın en kötü aşk türü olduğu söylenir, çünkü birbirini seven iki kişi hüsranı yaşayacaktır. “İstiyorum, ikimiz de istiyoruz ama yapamayız”. İkisi de diğer kişinin onu tamamladığını ve anladığını, olduğu gibi sevdiğini bilir, Aynı şekilde bu aşkın iki kahramanı engelleri nasıl aşacaklarını bilememektedir.

Hüsranlı aşkların en büyük özelliği iki tarafa da acı çektiren bir güçsüzlüktür. Bilirler ki “senin iyiliğin için benim iyiliğim için, koşullar nedeniyle ”, yolları kesişmiştir ve ancak çok büyük bir çabayla birleşebileceklerdir.

Platonik aşktan farkı

Bir aşk karşılıklı değilse ya da bir şekilde gelişemiyorsa, gördüğümüz gibi acıya dönüşür. Peki ya idealleştirme ötesine geçemeyen o aşklar? Yukarıda sözünü ettiğimiz aşk türlerinden ayırmak için buraya aldığımız platonik aşktan söz ediyoruz.

Bunlar da ünlü aşk tanrısının dünyasına giremezler. İmkansız ve hüsranlı aşkın aksine, hiç de ideal değildir. Hayalden öteye geçmez. Asla gerçek aşk gibi hissedilmez çünkü canınızı yakmaz.

“Güzelliği görme becerisini koruyanlar, asla yaşlanmazlar.”

– Kafka

Genelde düşündüğümüzün aksine platonik aşk, güzellikle ilgilidir, karşılıksız aşkla değil. Mesela Pato’ya göre aşk, bizi başka bir insanda bulabileceğimiz güzelliğin özünü tanımaya iten dürtüyle ilgilidir. Ama bu dürtü, o kişiyle gerçek bir aşk yaşamamıza neden olmaz.