Her Önyargı, Bizi Gerçeklikten Uzaklaştırıyor

Nisan 1, 2017

Bir kızın elinde iki elma vardı. Annesi geldi ve kızından bir elma istedi.

Kız, hemen elmaların önce birini sonra diğerini ısırdı. Annesinin yüzündeki tebessüm dondu, hayal kırıklığını gizlemeye çalıştı. Sonra kız, elmalardan birini annesine vererek dedi ki: “İşte, Anne, ikisinden en tatlı olanı bu.”

Bu küçük öykü, temelsiz ön yargıların sonuçlarını ortaya koyuyor. Öyle ki masumiyeti ve iyi kalpliliğiyle, niyetini en dokunaklı şekilde gösteren bir kızı bile yargılama hatasına düşebiliriz.

Çoğu zaman, gördüğümüz şey gerçeğin kendisi değildir. Aslında tecrübemiz veya bilgimizin pek önemi yoktur. Önyargılardan uzak kalmaya çalışarak karşımızdakine açıklaması için fırsat tanımalıyız.

Acele yargıya varmanın tehlikesi

Durumları ve insanların davranışlarını önceden yargılamak, hayal kırıklığı tehlikesini beraberinde getirir. Gerçek şu ki beklentilere kapılan kişi düş kırıklığına uğrar. Ancak umutla yaşarız ve beklentilerimizden kaçamayız.

Bu anlamda, sonuçlara atlamak sadece izole hatalara neden olmakla kalmaz, aynı zamanda ilişkilerimizde de gerçek felaketlere neden olur. Bu, pireyi deve yapmak olarak açıklanabilecek bir durumdur.

Bu noktaya gelmek, konuyla ilgili inançlarımıza; ancak her şeyden önce, duygusal durumumuza bağlıdır. Bazen duygularımız, kararımızı körelten kanıt eksikliğini görmemize izin vermez.

Bunun olabileceğini bilerek, her şeyi daha iyi görmek için biraz zaman tanımalıyız kendimize. Aynı zamanda, durumu en doğru şekilde değerlendirebilmemize yardımcı olacak farklı bilgi kaynaklarına bakmalıyız.

Özür dilemenin değeri

Bazen hata yaptığımızda gururumuza yenilir ve başkalarına karşı haksızlık yaparız. Genelde haksız olduğumuzu fark etmek bizim için güç bir iştir ve dahası, hatamızın asıl nedeni yanlış yargılarımızdır.

Bu durum yalnızca ilişkilerimize zarar vermekle kalmaz; tahminlerimizin kendine özgü bir kehanet olmasına neden olabilir. Mesela, hikayemizdeki anne öfkelenip kızını azarlamış olsaydı, kızdan tepki olarak elmaların ikisini de vermemesini bekleyebilirdik.

Tabii ki bunun da sayısız açıklaması olabilir: kız kızmış olabilir, donup kalmış olabilir ya da annesinin sahte yargısı nedeniyle çok üzülmüş olabilir. Bununla birlikte, gördüğümüz gerçeklik çok farklıdır.

Başkaları hakkında kötü düşünüp bunu ifade ettiğimizde, etkilenen tarafların tüm olası cevaplarını ve açıklamalarını engellemiş oluruz. Her durumda, bunun en ciddi doğrudan sonucu, olayın fikirlerimizi veya hipotezlerimizi doğrulaması değil, hatamızı fark etmemizi ve özür dilememizi zorlaştırmasıdır.

Ancak bazen özür dilemek için fazla gururlu ve kibirli olup kırgınlık tuzağına düşüyoruz. Kaç defa gerektiği halde özür dilemedik? Ve kaç defa önyargılarıyla canımızı yakan bir kişiden boş yere bir açıklama ya da özür bekledik?

Elbette bunları yaşadığınız birçok durum olmuştur; aslında, varsayımlarımızdan veya başkalarının varsayımlarından dolayı muhtemelen çok şey kaybettik. Dolayısıyla, gururumuzun zaferi bizim için büyük bir kayıp haline gelmiştir.

Gerçek şu ki, eğer istersek, gerçeklik sınırında gerçekten paralel bir dünyaya girebiliriz, ancak buna değmez. Açıkçası bu durumlardan kaçınmaya çalışmak, yalnızca bir ölçüde seçebileceğimiz bir şeydir. Bunun gerçekleşmesi, adil olma ve her şeyin üzerinde doğru olanı yapma fikrine dayanır; ve bu her zaman en çok istenen ve en zenginleştirici seçenektir.