Hüzünlü Bir Gün Geçirme Hakkına Sahipsiniz

22 Temmuz, 2017

Üzgün hissetmek, yüzde yüz hissetmemek, sürekli yüzümüzde bir gülümsemeyle yaşamamak ve mutsuz günler geçirmek, insan olduğumuz için doğal haklarımızdır. Kendi kendine yardım etme kitapları bize hep bundan farklı bir şey satmıştı: mutlu olmalısınız, pozitif olmalısınız; bu otoriter ve mutlakıyetçi “malısınızlar” en sonunda bizi daha kötü bir hale getirir.

Bir kere bile gülümsemeden geçirilen bir gün kayıp bir gündür… Bunun gibi bir şey daha önce bir yerde okudunuz mu? Bana kalırsa, hiçbir gün kayıp değildir, duygusal anlamda nasıl olduğumuzun bir önemi olmaksızın.

Gülersiniz, şarkı söylersiniz, ağlarsınız veya zıplarsınız; her şey insan doğanızın bir parçasını şekillendirir ve tamamıyla her şeyden bir şey öğrenebilir ya da önemli bir kendini keşif tecrübesi yaşayabilirsiniz.

Bu, ateşlenmiş olarak geçirilen bir günün kayıp bir gün olduğunu söylemek gibidir ve bunun böyle olmadığı da aşikar. İnsanlar bunca yıl ateşlenmeleri sayesinde hayatta kalmayı başarabildi çünkü bildiğimiz gibi vücudumuz ateşlenerek, yani vücut ısısını yükselterek, korunma mekanizmasının virüslerle başa çıkmasına yardım eder ve bu şekilde hastalıktan kurtuluruz.

Aynı şekilde olumlu ya da olumsuz duyguları güçlü bir bilgilendirici silah olarak görebiliriz; ruhsal olarak hastalanmak istemiyorsak, etrafımızda olanların şu anda çözülmesi gereken bir mesele olup olmadığını bize söyleyen bir güç.

Kendinize bir günü üzgün geçirme hakkını tanıyın

Psikolojide bildiğimiz gibi, bir kişinin olumsuz duyguları (hatta bazen olumlu da olabilir, örneğin coşku) aşırı yoğunlaştığında, uzun süreli ve sık tekrarlayan bir hale geldiğinde yardıma ihtiyacı var demektir.

Eğer bir gün başımıza gelen bir şey için üzülürsek, buna izin verebiliriz. Normal ve sağlıklı olan budur çünkü üzüntü, sorunumuza çözümler bulmamıza ve bu zor dönemden çıkmamıza yardım eder.

Fakat eğer ki bu olumsuz duygular her gün bizimleyse normal bir yaşam sürdürmemize ya da herhangi bir faaliyette bulunmamıza izin vermez. Ağlamaktan, kendimiz ve dünya hakkında kötü hissetmekten kendimizi alamayız ya da çok fazla olumsuz düşünceyle baş etmeye çalışırız. Daha sonra, belki de depresyonun kucağına düşmüşüzdür ve bir profesyonelden yardım almamız gerekecektir.

Meselenin anahtarı, bu parametreleri ayırt edebilmek ve bir gün azıcık tedirgin ya da üzgün hissettiğimizde kendimizi eleştirmemektedir.

İnsanlar daima yaptıkları her şeyde, nasıl biri olduklarında ve hatta duygularında bile mükemmeliyete ulaşmaya çalışıyorlar. Bu, duygusal mükemmeliyetçilik veya gereksinim olarak tanımlanan, mutluluğa ulaşma hevesinin yitirilmesi durumdur.

Sonuç olarak duygusal mükemmeliyetçilik, bize yardım etmek şöyle dursun daha fazla rahatsızlık vermeye başlar çünkü kaygılı olduğumuz için kaygılanırız ve bu şekilde ıstırap çemberinden çıkmak daha da zorlaşır.

Hissetme hakkınızı kullanın

Bize hep başkalarını memnun etmek için rahatımızı bozmamamız ve çok fazla ses çıkarmamız gerektiği öğretildi. Bu da çoğunlukla bizi hayır demek isterken evet demeye, ağlamak isterken gülümsemeye, istemediğimiz halde bir yükümlülük hissettiğimiz için emirleri yerine getirmeye zorlar.

Sonuç, o anda hissetmemiz gerekenleri hissetme hakkımız olmadığı gibi bir kural hiçbir yerde yazmamasına rağmen rağmen kendi hislerimize olan saygımızı kaybetmek olacaktır.

Bazı sınırlar koymayı öğrenmek ve birazcık da olsa kendi çıkarlarımızı başkalarınınkinden daha ön planda tutmak önemlidir. Üzgün bir gün geçirmek sonuna kadar hakkımız: 24 saati gücümüzün yarısıyla geçirdiğimiz için dünyanın sonu gelmeyecek.

Toparlanıp gücümüzü tekrar kazanmak mümkün olduğu için bir problem kalmayacaktır. Ayrıca enerjimiz tekrar gelecek ve yeniden gülümsemek isteyeceğiz, ancak şimdilik kendinize karşı sabırlı olun.

Herkes ama herkesin kötü günleri olur. Kimi zaman mantıksız davranırız, absürt korkularımız vardır ve ağlarız ama sebebini bile bilmeyiz. En mantıklı kişi bile bir insandır ve o da sinirlenir, ağlar, hisseder ya da üzgün bir gün geçirir.

Kutsal insan doğası duygulanmamıza izin verir: mutluluktan ya da üzüntüden ağlamak, en sevdiğimiz şarkıyı dinlerken tüylerimizin diken diken olması, çok uzun zamandır beklediğimiz o sarılmaya sonunda kavuştuğumuzda akıttığımız gözyaşları…

Bu nedenle bugün, doğal gelen hislerinizi açığa vurun, kendinize saygı duyun ve o anda duygusal durumunuz ne olursa olsun kendinizi sevin.

Her zaman gülümsemeniz ve neşeyle zıplamanız “gerektiğini” söyleyen duygusal mükemmeliyetçiliğe kulak asmayın. Son olarak bu sefer vücudunuzun, aklınızınızın ve kalbinizin sizden istediği şekilde davranın, bu hislerin çok yoğun, sık ya da uzun süreli olmadığından da emin olun.

Unutmayın: hüzünlü bir gün geçirmek anormal değildir; anormal olan bunu hiç yaşamamaktır. Her günün üzgün geçmesi de normal bir durum değildir, bu nedenle yardıma ihtiyaç duyabilirsiniz. Yunan bir filozofun yıllar önce söylediği gibi erdem orta yoldadır.