Kendinizi Kinden Kurtarın

Ocak 1, 2017

Garez zamanla sabitleşen bir acı ve öfke duygusu yaratır. Geçmişte ne olduğundan ya da gelecekte ne olabileceğinden kendimizi soyutlarız, kin beslememize sebep olan durumun bize hissettirdiklerinin değişmesine izin vermeyiz.

“Kardeşime garez duyuyorum çünkü onun yardımına ihtiyacım olduğunda benimle ilgilenmedi, endişelenmedi, ne yaptığımı umursamadı bile.” “Sevgilime kin besliyorum çünkü bir yıl önce o önemli kararı alırken benim fikrimi önemsemedi”…

Böylece karşımızdaki kişiye ilgimizi gün geçtikçe azaltır, onların ne dediğini ya da ne yaptığını hiç umursamamaya çalışırız. Buna rağmen bizi kızdıran kişiye duyduğumuz kırgınlık, öfke ve çektiğimiz acı geçmez, bu duygulardan kendimizi soyutlayamayız.

Kin duygusu kalıcı olabilir. Kelimenin İngilizcesi olan resentment kelimesi Latin kökenlidir, -re tekrar anlamı taşırken, sentire hissetmek anlamına gelir. Kin duygusu, çözümsüz sorunları, geçmeyen acıları ve gün geçtikçe artan kızgınlıkları hapsettiğimiz küçük bir mağara gibidir. Eğer dikkatli olunmazsa bu duygu bir canavar gibi büyüyüp içimizi kemirmeye başlar.

Genelde kin, toplum tarafından pek önemseyen bir duygudur. Ancak her duygu gibi kinin de varlığının bir nedeni vardır, ayrıca kin, çözülmesi zor bir sorunun varlığına işaret eder.

kin-kizgin

Kin duygusu ve hissettirdikleri

Kin, bizi kızdıran ya da altüst eden bir olay yaşayıp, öfke ve acımızı ifade etmediğimizde ortaya çıkar. Kinci insanlar genelde aşırı hassas olan, acıyı da öfkeyi de çok yoğun yaşayıp sağlıklı bir şekilde ifade etmeyi öğrenmemiş kişilerdir.

Duyguların bastırılmasıyla başlayan süreç, hissedilenlerin abartılması ve büyütülmesiyle devam eder. Kin mağarasında depolanan acı ve öfke büyür ve içimizdeki canavarı kışkırtır. İfade etmediğimiz, içselleştirmediğimiz duygular içten içe bizi zehirler. Diğer insanlarla iletişimimiz kopar, duygularımız kronik hastalığa dönüşme noktasına gelir.

Kırgın ve küskün hissettiğimizde, neden böyle hissetiğimizi kendimize sormak yardımcı olabilir. Kendimizle ilgili pek çok şey düşünebiliriz. Bu düşüncelerin bazıları daha barışçıl hissetmemizi sağlayabilir ama hislerimizi önemsemezsek işler kötüleşecektir.

Duyduğumuz öfke ve acının yanı sıra bir de kendimizi suçlamaya başlarsak, “kötü” hissederiz. Sevilmeyi ve desteği hak etmediğimiz duygusuna kapılıp öz saygımızı yitirebiliriz.

Kindar duygulardan kaçınmak için, sağlıklı ve verimli şekilde öfkemizi yansıtmayı, hissettiğimiz acıyı doğru tanımlamayı bilmeliyiz.

Ne yazık ki pek çoğumuz, ne öfkemizi uygun bir şekilde ifade etmeyi biliyoruz ne de bu duygu nedeniyle ortaya çıkan enerjiyi nasıl yöneteceğimizi. Sinirlendiğimizde, çoğunlukla beklenti içindeyizdir. Gerçekler beklentilerimizi karşılamadığında, duygusal açıdan bir enerji dalgalanması hissederiz. Olasılıkları göz önünde bulundurmalı, canımızı sıkan sorunları çözmek için daha güçlü olmalıyız.

Güçlü olup, kendimizi yargılamadan hissettiğimiz acıyı ifade etmek için çaba gösterdiğimizde, bu, içimizde kin beslemekten vazgeçmemizi sağlayacak. 

Ancak halihazırda kindar ve küskün hissediyorsak, bunu geriye çevirmek zordur. Böyle durumlarda, bizi kızdıran durum hakkındaki fikrimizi değiştirmeye çalışmalıyız. Kendimize saygı duymaktan vazgeçmeden, hislerimize ve neye ihtiyacımız olduğuna kulak vermeliyiz. Kırgın ve kızgın olduğumuzu görecek, bunu karşı taraftaki insana uygun bir şekilde anlatmanın yolunu bulacağız.

Bu, düşünmeden hareket etmek yerine, bilinçli olmak ve duygularımızı tanımakla ilgili. Ayrıca hem içinde bulundukları şartlar hem de kendimizi doğru ifade etmememiz nedeniyle, herkesin bize istediğimiz ya da ihtiyaç duyduğumuz şeyi veremeyeceğinin de farkında olmalıyız.