Frida Kahlo ile Aşk ve Hayat Üzerine

Mart 9, 2017 İçinde Duygular 11 Paylaşıldı

Frida Kahlo hayatını büyük bir duygusal yoğunlukla yaşamıştır. Zamanını aşan öğretiler ve tartışmalı cazipliklerle dolu hayatı; bir sevgi, mücadele ve umut hikayesi olarak, kabul edilen sınırların ötesinde başka bir hayatın mümkün olduğunu dünyaya göstermiştir.

1907’de Meksika’nın Coyoacán şehrinde Yahudi kökenli-Macar, İspanyol ve Meksika yerlisi bir ailenin ferdi olarak dünyaya gelen Frida Kahlo, hem ilk hem de ikinci kocası olan ünlü Diego Rivera ile fırtınalı aşk ilişkisi ve bir ressam ve şair olarak büyük yetenekleri ile dikkat çekmiştir.

Feminizmin bir sembolü olarak Frida Kahlo

Kurallara aykırı, tabuları yıkan, kendini içinden geldiği gibi resmeden ve bu sayede de hayran olunan, çatlak bir kadındı Kahlo. Kendine bakmayı, eril özelliklerini abartmayı ve dünyanın, maçoluğun muazzam baskısı altında ezildiği bir çağda, feminizmi savunmayı başardı.

Frida Kahlo, erkek hakimiyetini reddedip, kendi kendine yeten bir kadın imajı yaratmaya çalıştı. Kendisini feminizm ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin bir sembolü olarak geliştirdi. Sanatına ve eylemlerine yansıttığı gibi, her insanın bu hayat yolunda aynı statüye sahip olması gerektiğine inandı.

Bir ifade biçimi olarak sanat

Her ne kadar zıtlıklar, sanat hayatı boyunca sürekli olarak ortaya çıkan bir tema olsa da, hayatının büyük bir bölümünün, kaderin ölümcül pençesinin Kahlo’yu hiç de hak etmediği bir yalnızlık durumuna mahkum ettiği çocukluk dönemi ile şekillendiğine hiç şüphe yoktur.

Aşktan aldığı dersler, sanatında, özellikle de kendini resmettiği çalışmalardaki acılarında daha belirgin bir şekilde göze çarpar. Kendini çizerken, yaşadığı zorlukları ve kendi mizacını nasıl kabul ettiğini göstermiştir Kahlo.

Biseksüel ve kendisini nasıl seveceğini bilmeyen bir erkeğe aşık olan Frida, hayatımızı aşkın acısıyla yaşamanın mümkün olduğunu öğretmiştir. Diego Rivera ile olan tutkulu ve alışılmadık ilişkisi, her iki tarafın da birbirini aldatmasına, bir boşanmaya ve birçok ayrılığa rağmen yaşamaya devam etmiştir.

Aşktan alınan dersler

Frida, 1939’da yaşadığı boşanma ve daha sonraki “yeniden evlenme” durumu ile ilgili olarak şunları yazmış: “Yeniden evlendik ve şimdilik her şey iyi gidiyor. Daha az kavga ediyoruz, daha çok karşılıklı anlayış gösteriyoruz ve benim tarafımda, Diego’nun kalbinde bir yeri olan diğer tüm kadınlara karşı daha az öfke var.”

Sadakatsizliğin birbirlerine acı verdiğine şüphe olmasa da, aşağıdaki alıntı hem Frida’nın hem de Diego’nun, toplumun beklentisine göre değil, kendilerine göre ilişkilerini tanımladığını göstermektedir: “Ben Diego’yu ‘kocam’ olarak adlandıramam, çünkü bu çok saçma olurdu. Diego, hiç kimsenin ‘kocası’ olamamış, olamayacak da. Kimsenin sevgilisi de olamaz, çünkü Diego’da cinsellik hakimiyetinden daha fazlası var.”

Diego, çabuk kızan eşi Kahlo’yu saf bir şiir olarak tanımlamıştır. Aşağıdaki alıntılar, birbirlerine olan karşılıklı hayranlıklarını yansıtmaktadır: “Şimdiye kadar tanıştığım en harika kadını sevebilecek kadar şanslıydım. O, benim için saf bir şiir ve bir deha idi. Ne yazık ki, sadece tek başına Kahlo’yu nasıl seveceğimi bilmiyordum, çünkü her zaman yalnızca tek bir kadını sevemedim. Ona aşık olmak, başıma gelen en güzel şeyidir.

Kahlo ve Reviera, evrensel çapta bir açıklama getirilemeyen bir duygu olan aşkın sonsuz saçmalıklarının bir özetidir. Frida’nın, meşhur bir kadın avcısı olan bir erkeği neden sevdiğini kimse anlayamasa da, aşkın mantıkla bir ilişkisi olduğunu da kimse iddia edemez zaten.


İnsanlar onları fil ve güvercin olarak adlandırırdı. Rivera, 42 yaşında ve 136 kiloydu, Kahlo ise 22 yaşında ve 44 kilo. Rivera’nın onu aldatırken, Kahlo’nun onu tarif edilemez bir şekilde sevmesi… Kahlo’nun ona tapmasına rağmen, Rivera’nın hayatındaki tek kadın olamaması… Tüm bu zıtlıklara rağmen, birlikte olmayı başarıp, dünya tarihine isimlerini yazdırdılar.

Hayattan alınan dersler

Kahlo’ya eziyet eden tek şey sadece ilişkisi değildi. Yaşamı, hayatının ve hayallerinin büyük bir bölümünü mahveden, örneğin bir anne olmak gibi, talihsizlikler ve hastalıklarla doluydu.

Frida, bilinçli bir şekilde acı çekmeyi, sonsuza dek hatırlanacak bir söz ile ifade etmiştir: “Kederlerimi boğmak için içiyorum, fakat onlar da yüzmeyi öğrendiler.

Aynı şekilde, Diego Rivera’nın aşağıdaki alıntısında belirttiği gibi, her bir kadının içindeki güç sınırsızdır: “Şuna eminim ki kadınlar ve erkekler aynı türden gelen canlılar değil. İnsanlığı meydana getiren kadınlardır. Erkekler ise hayvanların bir alt türüdür… aşk için tamamen yetersizlerdir ve kadınlar tarafından, daha duyarlı ve zeki bir canlı türüne hizmet etmeleri için yaratılmışlardır.

Kısacası, Frida Kahlo’nun yaşamı, “her şey bir tarafa, en çok kendimizi sevmeye ihtiyacımız olduğunu” ve kendi acılarımıza “yeter artık!” diyebilecek tek kişinin kendimiz olduğunu öğretiyor. Gerçekten kendimiz olabileceğimiz ve hayat tarzımızı yaşayabileceğimiz tek yol budur.

Acıyı dindirmeye çalışmak, kendimizi yiyip bitirmektir.

Bunlar da ilginizi çekebilir