Farkındalık İyileşmenin ve Değişmenin İlk Adımıdır

Eylül 22, 2017

Farkındalık haline ulaşmayı başarmak bir aydınlanmadır her şeyden öte. Bilinçaltında bir bilinç oluşturmak için gözlerinizi içeriden açmak ve böylece uzun zamandan beri ihtiyaç duyulan kişisel devrimi başlatmaktır.Yalnızca bu gerçekleştiğinde iyileşebilir, bizi yaralayan şeylerden kurtulabiliriz. Yalnızca bu gerçekleştiğinde hak ettiğimiz hayata doğru yol kat edebiliriz.

Pek çok filozof ve sosyolog, içinde bulunduğumuz toplumu uyuyan bir varlık olarak tanımlıyor. Hayatlarımızı “ben”lere odaklı bir şekilde yaşıyoruz. Ama bu “ben”ler tüketim toplumu aracılığıyla duygusuzlaştırılmış “ben”ler. Her zaman için başardığımızdan daha fazlasını başarmak ve sahip olduğumuzdan daha fazlasına sahip olmak isteyerek sonsuz bir memnuniyetsizlik içinde yaşıyoruz.

“Ne olduğumuzu biliyoruz, ancak ne olabileceğimizden hala bihaberiz.”

– William Shakespeare

Neden olmasın, belki de “Matrix” gibi sonsuza kadar kayıtsızlık duygusunun altında kalacak bir toplumda yaşıyoruzdur. Yemeklerin verdiği zevkle duygusal boşluklarımızı dindirdiğimiz bir iç atmosferde. Yalnızlığımızı kısa süreli ilişkilerle yatıştırdığımız… Sıkıntılarımızı, telefonlarımızdaki ya da bilgisayarlarımızdaki oyunları kullanarak görmezden gelip kendimizi kısıtladığımız… Neden olmasın…

Bazı insanların düşüncesi bu şekilde olabilir. Ancak gittikçe netleşen bir şey var. Pek çok insan aslında kendine özgü bir anlam vermeye çalışıyor varlıklarına. Bunu başarmak içinse kitap okuyarak ve terapi ile kendilerini geliştirmekten tereddüt etmiyorlar. Sıkıcı olanla bağlarını koparıp olağanüstü olanı başarmak için bir çeşit “iç ses” ya da “aydınlanma” bulabilecekleri farklı psikolojik bakış açılarından istifade ediyorlar.

Sizi bunun üzerine düşünmeye davet ediyoruz. Sizi uyanmaya davet ediyoruz!
uyanıp farkındalaşan adam

Farkındalık, kişisel gelişimimizde gerekli bir adım

Psikoterapideki iyileşme sürecinin temel taşlarından biri de bireyin ona rahatsızlık veren sorunlarının farkına varmasını sağlamaktır şüphesiz. Bir psikoloğun ofisine gittiğinizde genellikle rahatsızlığınızın ve mutsuzluğunuzun dış kaynaklarından oldukça eminsinizdir. Partnerim beni anlamıyor. Patronum beni değersiz görüyor. İşsizim ya, toplum beni unuttu.

Fakat işinde usta olan iyi bir psikolog bireyin iç “uyanışı” boyunca ona eşlik eder. Bu uyanışlar sırasında terapist hastalarına yaşamları üzerinde daha dolu ve kendine has bir kontrol sağlayacaktır. Ancak bu tam olarak kolay bir süreç değildir.

Gestalt Terapi’de “farkındalık” (bir şeyi fark etmek ya da bir şeyin farkına varmak) olarak bilinen hale ulaşmak biraz zaman alır. Nippon kültürünün “satori” olarak çevirdiği, kendimize has benliğimizi ortaya çıkmaktan alıkoyan tüm engelleri baskılamak için paslı katmanların temizlenmesini gerektiren derin anlayış süreci olarak da tanımlayabiliriz bunu. Kendimize has özümüz uyuyor haldedir.
evrende yürüyen adam
Farkındalık Piaget’nin teorilerinde de önemli bir noktaydı. Farkındalığı; hepimizin yaşadığı, gerçekliğimizin araçsal bilgisinden nesnelerin daha yakın, daha soyut ve daha önemli bir biçimde kavramsallaştırmasına geçişinin hassas ve karmaşık süreci olarak tanımlamıştır Piaget. Günümüzde bu yaklaşımlara hala rastlıyoruz. Lao Tse’nin 4 aşamada tanımladığı farkındalık ya da “iç sezi” olarak tanımlanan “uyanış” fikrinin derinlerine kök salmış yaklaşımlardır bunlar. Lao Tzu’nun tanımladığı 4 aşama ise uyku, gece uyanıklığı, kendini bilme ve nesnel bilinçtir.

Gördüğünüz gibi Plato’nun mağara mitinde tanımladığına benzer şekilde iç yolculukla alakalı her şey. Hissiyat evreninden, kendini kandırmaktan ve gölgelerden geçip çok daha yüksekte, özgür ve kendine has bir küreye varmaktır. Şimdiyse bunu nasıl başaracağınızı açıklayacağız.

Uyanışın verdiği rahatlık ya da yeniden yapılanma

Az önce Piaget’den bahsettik. Kalıtımsal psikoloji hakkında yazdığı yazılarda bizim bir hayli işimize yarayacak bir şeyden bahsediyor: bilişsel bilinç altı. Bu terim bize ilk bakışta Freud’un teorilerini hatırlatsa da, kalıtsal bilginin babası bize üzerine kafa yormamız gereken değerli bir yaklaşım öneriyor: farkındalık gerçekte bir uyanış ya da aydınlanma değil.

“Gerçek toplumsal sorumluluğunuz farkındalık geliştirmektir.”

– Alejandro Jodorowsky

İş sadece bilinç altını bilinçlendirmekten geçmiyor, bilinç altını yeniden yapılandırmak da gerekiyor aynı zamanda. Örneğin sınırlarımdan birinin farkına varabilirim: sınır koyamamam ve “HAYIR” diyememem. Bu konuyu bilinçli kılmak eğer bunun bir değişim yaratmak gibi bir amacı olmazsa hiçbir işe yaramaz. “Benliğimin” o kısmını kendimi iyileştirmek için yeniden yapılandırmak gibi. “Gölgeler” ve mutsuzluğun hakim olduğu o mağaradan dışarı çıkarak gerçekliğim üzerinde daha büyük kontrole sahip olmak için.

Şimdi bu uyanış ve yeniden yapılanma sürecini nasıl başlatacağımıza bir bakalım.
uyanış ağacı

“Farkında olmanın” üç aşaması

Farkında olmanın bu süreci basit görünebilir göze. Böyle duruyor. Yine de her şeyden öte her zaman için kendinize karşı dürüst olmanızı gerektiriyor.

Bu uyanışın ilk aşaması gözlerinizi varlığınızın en samimi ve derin kısmından açmanızı gerektiriyor. Duygusal dünyadan bahsediyoruz. Kendinize şu anda ne hissettiğinizi sorun. Hislerinizi ve duygularınızı keşfedin. Vücudunuza, baş ağrılarınıza ve o mide ağrısına da sorun… Tüm bu belirtileri kelimelere (korku, eziyet, rahatsızlık, özgüvensizlik…) dökün.

İkinci aşama dış dünyada olanları gözlemlemenizi gerektiriyor. Şu anınızı gözlemleyip görünürdekilere, bazen yüz yüze bakmayı reddettiğimiz şeylere bakın. Partnerim bana karşı soğuk davranıyor. Benim için endişelenen arkadaşlarım var. Zamanımı ve çabalarımı değmeyecek şeyler üzerinde harcıyorum… vb.

Üçüncüsü en karmaşığı. Zaten ne hissettiğinizi ve etrafınızda olup biteni biliyorsunuz. Savunma bariyerlerinizden içeri dalıp ön yargılarınıza ve tavırlarınıza ulaşma vakti. Değişmektense sahip olduklarınıza sıkı sıkı sarılmanız gerektiğini söyleyen ön yargılarınıza… Değişikliğe sebep olabileceğinden korktuğunuz için öteki yanağınızı çevirip sakin ve sessiz kalmanın en iyisi olacağını söyleyen…

Kendinizle yüzleşin. En kötü düşmanımız yine kendimiziz. Bu nedenle eğer zayıflıklarınızı gücünüze çevirmeye cesaret edemiyorsanız zayıflıklarınızın farkında olmanın hiçbir faydası yok. Sorumluluk sahibi olun, cesaretinizi toplayın ve kendinizi iyileştirin: bir değişim yaratın.