En Güzel Çiçek Dürüstlüktür

Aralık 22, 2017

Dürüst insanlar samimi ve kendilerine özgün olup, düşünceleri ile eylemleri arasındaki uyumlu yapı sayesinde mutluluğun tadını çıkarıyorlar. Bu insanların hayat görüşlerinde herhangi bir kusur yoktur, yaşamlarının her safhasında gerçeklikler ve temiz bir kalp hüküm sürüp, alçak gönüllülük farkındalıklarını destekler. Bu duygusal ve psikolojik özgünlük bağlamında bir yaşam tarzını tercih eden insanlar, karşılığında bir bedel ödenmesi gerektiğini bilirler. İlk bedelin ne olduğu bellidir: dürüstlük her zaman için samimiyet gerektirir ve doğru sözü konuşan bir dile ve yalanlardan nefret eden bir kalbe alışık olmayanlar için, tek taraflı bir etkiden daha fazlasını da beraberinde getirir.

“İncitmeyi bilmeyen dürüst olamaz.”

– Thomas Paine

İkinci ve belki de daha az bilinen bedel ise, iç dünyamız ile ilgilidir. Dürüst olmak, kendi sınırlarımızın ne olduğunu anlamak ve zaaflarımızın saklandığı kuytu köşelerimiz ile iletişim kurmayı gerektirir. Hepimizin kusurları, kara delikleri ve aşırı hassas olduğu alanlar vardır. Dürüst insanlar da bunların farkındadır.

Diğer bir taraftan ise, bu işin psikolojik boyutunun da, önemli bir toplumsal değer olduğunu unutmamaktır. Kişisel gelişimimiz için gerekli ve değerli bir araç olarak görülmesinin yanı sıra, toplumsal manada, bireyin mutluluk düzeyini de yükseltebilecek bir motor görevi görür.

Hepimiz, makul bir maaşı, dürüstlüğe tabi olan bir işi ve hatta bu prensibe dayalı bir toplumsal sınıfta yer almayı hak ediyoruz. Dolayısıyla, büyük değişimlerin, daha küçük kazanımlar sayesinde meydana geldiğini düşünürsek, bu değeri, kişisel evrenimizde uygulamaya koyalım. Çünkü buna değer!

baloncuklu kadın

Dürüst insanlar “psikonottur”

Astronotlar, bildiğimiz gibi, uzayın sınırlarını keşfeder, diğer dünyaları araştırır ve küçük, değerli ve mavi gezegenimizin ötesinde her ne varsa, peşinden koşar. Diğer bir taraftan, dürüst insanlar da ‘psikonottur’. Onlar, psikolojik takımyıldızları gibi samimi ve karmaşık duygusal evrenleri ile, cesur bir ustalıkla, kendi iç dünyalarının derinliklerine dalarlar.

İki yüzlü davranarak insanları memnun edeceğime, dürüst davranarak onları rahatsız etmeyi tercih ederim.

Dürüst insanlar, daha öncesinden tam kararsızlığın ve çeyrek gerçeklerin, tam yalanların kendilerini tutsak ettiği o bitmek tükenmek nedir bilmeyen öfkenin hüküm sürdüğü kişisel uçurumlarının çoğundan kurtulduğu için, diğer insanlara kıyasla daha mutludur. Kendilerini nasıl eleştireceklerini öğrenen, kusurlarını kendilerini cezalandırmadan hoşgörü ile bakabilen ve her gün, her an kendilerini biraz daha geliştirmeyi telkin eden iç seslerini dinleyen kişilerdir.

Bir insan önce kendisine karşı dürüst davranamazsa, komşusuna karşı da dürüst olamaz. Kendi evimizin önünü süpürmeden, başkalarının tozuna toprağına laf edemeyiz. Bütün bunlar, birçok çalışmanın da gösterdiği gibi, dürüst insanların neden daha sağlıklı bir bünyeye sahip olduklarını, neden daha çok mutlu olduklarını ve huzura eriştiklerini açıklamaktadır. Kuşkusuz, burada esas mesele insanın kendisini bilmesidir.

çiçeklerin tutsak ettiği kadın

Kendimize karşı dürüst olmak, içinde bulunduğumuz an içerisinde ne durumda olduğumuzu açığa çıkaran ruhsal savaşçı manasına gelmektedir. Bu savaşçı, eksik kalan, korunmasız, ve gölgeli alanlarımızı ortaya çıkarırken aynı zamanda, kendimizi iyileştirmemize ve böylece daha eksiksiz ve daha güçlü bir vizyona sahip olmamıza yardımcı olur. Böylece bu hayat yolu üzerinde gerçekten yürümeye devam edip, aynı zamanda alçak gönüllü yapımızdan taviz vermemize gerek kalmaz.

Dürüst çiçeğin hikayesi

Pedro Alonso’nun “Aydınlık ve Zeka Hikayeleri” (Stories of Light and Wisdom) kitabında, bize dürüstlük konusunda harika bir ders veren, eşsiz güzellikte bir küçük masal yer almaktadır.

Hikaye, M.Ö. 250 yıllarında Antik Çin de geçmektedir. Bu masalın ana karakteri, Kuzey Çin’de yaşayan ve imparator olmak için evlenmesi gereken genç bir prenstir. Prensin bu durumu kanun tarafından belirlenmiş olup, müstakbel gelin adayları arasından en iyisi seçebilmek için, küçük bir sınav hazırlamıştır prens.

“Hiçbir miras, dürüstlük kadar zengin değil.”

– William Shakespeare

Mahkeme kararına göre, prensle evlenmek isteyen tüm kadınların, saray avlusunda kendilerini tanıtması istenir. Bu müstakbel prensesler arasında, prensi gizliden gizliye seven bir kadın vardı. Bununla birlikte, bu kadının ne bir çekiciliği, ne bir zarafeti, ne zenginliği ne de bir güzelliği vardı. Annesi, kızını bu sevdadan vazgeçirmeye çalışsa da, müstakbel prenses adayı, kendinden emin ve cesur bir tavırla o gün herkesin huzuruna çıkmayı göze aldı.

Tüm prenses adayları avluda toplandıktan sonra, prens her birinin avucuna bir tohum bıraktı ve 6 ay içerisinde kendilerini tekrar saraya çağıracağını söyledi. Ona en güzel çiçeği getireni eşi olarak kabul edeceğini de herkese duyurdu.

Bizim genç, müstakbel prensesimiz, güle oynaya evine döndü. Kendisi harika bir bahçıvan olup, dokunduğu her şeye olağanüstü bir güzellik katardı. Bununla birlikte, haftalar ve aylar geçmesine rağmen, toprağında hiçbir şey filizlenmedi. Annesi, kızına prensi unutmasını söylerken, müstakbel prensesimiz elleri boş olsa dahi, tekrar prensin huzuruna çıkacağını ve sevdiği erkeği bir kez daha olsun görmek istediğini belirtti.

6 ay geçtikten sonra, genç prenses adayları, sarayın avlusunda tekrar toplandılar. Her birinin ellerinde, hepsi de birbirinden güzel, mükemmel ve muhteşem çiçekler vardır. Peki bunu nasıl yaptılar? Genç prenses adayımız, başkalarının ellerindeki güzel çiçekleri gördükçe ve prensin bu çiçekleri nasıl takdir ettiğini duydukça içten içe ağladı. Prens onun yanına vardığında, nazikçe ellerini, ellerinin arasına aldı.

buluşan eller

Prens, “İşte evleneceğim kadın bu” dedi yüksek ve mutluluk dolu bir sesle. Prensesimizin dili tutulmuştu. Prense seçiminin nedenini sorduklarında “6 ay önce sizin avucunuza koyduğum tüm o tohumlar kısırdı, yani yeşeremezdi. Sadece bu güzel kadın en güzel çiçeği bana getirdi: DÜRÜSTLÜK” dedi. 

Sonuç olarak, bu güzel hikayenin bize vermek istediği mesaj, gerçek manada dürüst olmanın, bir özgünlük, cesaret ve kişisel olgunluk meselesi olduğudur. Tüm bu değerleri, günlük hayatımıza olabildiğince yedirmeli ve buna göre yaşamalıyız.

Görseller: Anne Julie Aubry