Duygusal Enerjinizi Tüketen 5 Durum

· Ağustos 2, 2018

Hepimiz duygusal enerjimizi tüketen bazı durumlarla karşılaşmışızdır. Bu durumlar bizleri bir şekilde derinden etkilemeyi başarır. Bu olayları atlattıktan sonra ise harcadığınız çabaların karşılığını alamadığınızı düşünürsünüz.

Duygusal enerji, dayanma gücünü ifade eden yeni bir terimdir. Dayanma gücü ise duygusal olarak tükenmeden önce sahip olunan güçtür. Herhangi bir durumun bizi tükettiğini hissetmemizin nedeni önemsiz fakat çaba gerektiren meselelerdeki tüm dayanma gücümüzü yok etmesidir.

“Hayatı seviyor musun? Öyleyse zamanı çarçur etme, çünkü hayat ondan ibarettir.”

– Benjamin Franklin

Duygusal enerjimizi tüketen birçok durum vardır. Bu durumlardan mümkün oldukça kaçınılmalıdır, çünkü bizden çok şey götürürler ve karşılığında çok az şey verirler. Bizi gerçekten önemli olan şeylerden ve bizi güçlendiren şeylerden uzaklaştırırlar. Hadi, şimdi bu durumları inceleyelim ve onlardan nasıl uzak durabileceğimizi öğrenelim. İşte duygusal enerjinizi tükenen 5 durum:

1. Önemsiz meseleler hakkında tartışmak

Tartışmak kendi görüşlerinizi açıklamak ve başkalarının fikirlerinden yararlanmak için mükemmel bir yoldur. Bizden farklı düşünen kişilerle yapıcı bir diyalog kurmak kendimizi geliştirmemizi sağlayan nadir şeylerden biridir. Bakış açımızı genişletir ve düşünme yeteneğimizi güçlendirir. Ayrıca iletişim yeteneklerimizi geliştirir.

tartışan iş arkadaşları

Fakat, bazen iki insan anlamsız bir tartışma yaşadığı zaman, tek amacın “diğer kişiyi yenilgiye uğratmak” olduğu ve kendi fikrini zorla kabul ettirmeye çalıştığı çok farklı bir durum ortaya çıkar. Bu gibi tartışmalar genellikle tatsızlıkla sonuçlanır. Enerjinizi boşa harcarsınız ve en kötü tarafınızı gösterirsiniz, ayrıca bu bir kibirlilik meselesidir.

2. Şikayet etmek de duygusal enerjinizi tüketir

Şikayet etmek ve başkalarının şikayetlerini dinlemek duygusal enerjimizi tüketen durumlardır. Hepimiz zaman zaman bir şeylerden şikayet ederiz. Bu oldukça normal bir durumdur. Fakat şikayet etmek bazen alışkanlık haline gelir veya yaşam tarzına dönüşür. Hiç bir çözüm üretmediği halde aynı problem hakkında sürekli şikayetçi olmaya devam ederiz. 

Şikayet etmek, acizlik ve güçsüzlük tavrı geliştiren bir iletişim türüdür. Hayatımızdan memnun değilizdir, fakat hayatımızı değiştirmek için yapabileceğimiz şeylere odaklanmak yerine hayatımızdaki negatif şeylere odaklanırız. Bunun için zamanımızı boşa harcamaya değmez. Şikayet etmek sadece sorumluluklarımızı aksatmamıza neden olur.

3. Dedikodu

Duygusal enerjimizi tüketen durumlardan biri de kendi hayatımızla ilgilenmek yerine başkalarının hayatına burnumuzu sokmaktır. Bu tür “röntgencilik”, sosyal kimlik eksikliğinden başka bir şey değildir. Başkaları hakkında dedikodu yapan kişiler, başkalarında kendilerini ararlar. Fakat asla bulamazlar.

Bu davranışın en kötü yanı ise, genellikle dedikodusu yapılan insanların acımasız bir eleştiri yağmuruna tutulmasıdır. Başkalarını gözlemleriz ve özel hayatlarına dahil oluruz, ve bunu yaparken sadece onları aşağılamayı düşünürüz. Dedikodu yapmaktan daha büyük bir zaman kaybı olamaz. Sadece enerjinizi tüketmekle kalmaz, sizi de küçük düşürür.

4. Sürekli endişelenmek

Bir şeyler hakkında sürekli endişelenmek kafa karışıklığına ve etkisizliğe yol açar. Seçeneklerinizi karşılaştırmanız gerekir ve bunu yapmanın tek yolu artıları ve eksileri incelemektir. Asıl sorun tüm seçenekleri tekrar tekrar incelemenize rağmen bir türlü karar veremediğiniz zaman ortaya çıkar.

Duygusal enerjimizi tüketen durumlardan biri de kompülsif şüphedir. Kısaca kompülsif şüphe, sürekli düşünüp durmamıza rağmen aklımıza sadece “ama” ve “eğer” bağlaçlarının olduğu cümlelerin gelmesidir. Doğru cevabı veya doğru kararı bulmaya çalışırken derin düşüncelere kapılırız. Fakat, çoğu cevabın sadece düşünce ve eylem birleşince ortaya çıktığını unuturuz.

kafada soru işaretleri

5. Onaylanma ihtiyacı

Biz insanlar sürekli olarak başka insanların onayını almaya çalışırız. Ve, yaşam vizyonumuzu bulanıklaştıran şeyler hakkında endişelenerek çok fazla zaman harcarız. Diğer insanların bizi beğenip beğenmemesini önemsemeden kim olduğumuzu keşfetmek yerine zamanımızı sadece diğer insanların yapmamızı istediği şeyleri yaparak geçiririz.

Bu şekilde davranarak sadece vaktimizi boşa harcıyoruz. İnsanlar sizi kabul edebilir de etmeyebilir de, ve bazen bunun sebepleri kontrol edebileceğinizin çok daha ötesindedir. Eğer sarışınsanız, sarışınsınızdır. Eğer İsviçreli iseniz İsviçreli’sinizdir. Aslında genellikle reddedilen şeyler daha çok arzulanan şeylerdir. Bu nedenle, başkaları tarafından onaylanmak için zamanımızı boşa harcamaya değmez.

Bu gibi duygusal enerjinizi tüketen durumları hayatınızdan çıkarmalısınız. Bu davranışları genellikle kafamız karıştığında veya kendimizi güvensiz hissettiğimiz zaman yaparız. Hayatınız çok değerli. Zamanınız da.. Hayatınızı güzelleştirmek için en ufak bir katkısı olmayan bu şeyleri yaparak zamanınızı boşa harcamayın.