Dökmediğim Gözyaşlarım, Göz Ardı Ettiğim Üzüntüm

· Aralık 17, 2016

Duygularımızı bastırmak hepimizin yaptığı, bazılarımızın daha fazla yaptığı bir şeydir. Bazen çocukluktan bu yana bize öğretilen bir şeydir; içimize ekilen bir fikirdir: “Ağlama, büyük çocuklar ağlamaz. Güçlü insanlar asla gözyaşlarını göstermez.”

Belki şimdi bir yetişkin olarak, hep tenha köşeler arıyoruz, biraz içimizi boşaltabilmek, ses verip acımızı dışa vurabilmek için… Böylece kendimizi bu yüklerden kurtarıp yalnızlıkta teselli buluyoruz, herkesin içine fark ettirmeden çıkıp ilerleyebilmek için…

Fakat bazı insanlar bu duygusal boşalmadan kaçınmakla kalmaz, belki yetiştirilme tarzından belki de kişilikleri gereği, hiç hissetmemeyi seçerler. İhanet, unutulma ve üzüntü, bir gülümseme maskesi altında saklıdır ve iç seslerine diğer yanaklarını dönerler.

Duygusal bastırma, duygusal kabullenmenin tam tersidir. Saklayan biri, onu kişi olarak tanımlayan duygu ağının labirent gibi doğasını anlamak istemeyen biridir, çünkü kırılganlığımızı itiraf etmek aynı zamanda güçlü olmayı öğrenmek demektir. Zayıflığı inkar etmeye karşılık onu bilmek gibidir.

Duygusal bastırma: Dipsiz kuyuya atılan adım

Duygusal bastırma, tepkilerinizi, iç güdülerinizi, tutkularınızı ve duygularınızı sınırlamak ya da baskılamak anlamına gelir. İçinizdekileri sadece dış gözlerden değil kendinizden bile saklama sürecidir. Niçin? Sebebini anlamak bazen güç olabilir, fakat psikologlar gerekçe olarak eğitimsel kalıpların yanı sıra sosyal, psikolojik hatta biyolojik süreçleri ileri sürmektedir.

Bastırmanın zıttı duygusal empatidir. Bu, kendimiz ve başkaları için dahil etme, yakınlık ve empatiden ibarettir. Duygusal zeka, sahip olabileceğimiz en faydalı, en değerli yetenektir.üzüntü-1-600x541

Öyleyse niçin üzüntümüzü susturmayı seçeriz? Niçin duygusal bastırma bazen işimize gelir?

  1. Bir savunma mekanizmasıdır. “Eğer senin ihanetine ya da başka bir kabahatine tepki göstermezsem ve tepki yerine ne hissettiğimi düşünmek için durmadan devam etmeyi seçersem, bana verdiğin acıyı algılamaktan kurtulabilirim, ve o acı beni etkiliyormuş gibi görünemez.
  2. Bir kendini koruma stratejisidir. “Üzüntümü ve acımı saklarsam, başkalarına bir kurban gibi görünmekten kurtulmuş olurum. Duygusal acımı göstermek, savunmasız olduğumu ve kontrolümü kaybettiğimi göstermek demektir, bu da herkesin kabulleneceği ya da başa çıkabileceği bir şey değildir.
  3. Duygusal cehalet. Size şaşırtıcı gelebilir, ama her nasılsa, acıya, başarısızlığa ve hayal kırıklığına maruz kalmamış kişiler vardır. Örneğin bugünün toplumundaki çoğu genci düşünün, her ihtiyaçlarını karşılayan bir kültürde eğitilmektedirler ve bu da onların günlük sıkıntılara karşı çok az bir tahammül geliştirebilecekleri bir ortamdır. Kendileri için önemli bir şeyin kaybını ya da başarısızlığını yaşadıklarında ise, en büyük olasılıkla hissedecekleri duygu, boğulma ya da basitçe “kilitlenme”dir. Böylesi durumlarda kişiler ya inkar yolunu ya da duygusal destek almayı seçerler.

Bugün akıtmadığınız göz yaşları, yarın dipsiz boşluklar haline gelecektir. Kabullenilmemiş üzüntü, sizi içine düşebileceğiniz bir uçurumun kıyısına getirir ki, bu da hastalık ya da travma şeklinde ortaya çıkabilir.uzay-2-600x222

Üzüntü ve hayal kırıklıklarıyla nasıl yüzleşmeliyiz?

Şunu anlamalıyız ki mutluluk bir garanti süresiyle gelmez. Yaşadığımız anı bütün gri tonlarıyla birlikte kabul etmek, daha uyumlu ve duygusal denge içinde yaşamanın yoludur. Burada üzüntü, hayatın ve büyüyüp olgunlaşmanın bir parçası olarak kabul edilir.

Bazen iç gerçekliğimizle dışımızdaki gerçekliği ayırma yetisine sahip oluruz. Bunun sebebi nedir? Duygularımızdan ve iç dünyamızdan kopar, bir iyi olma maskesi ardına saklanırız. Fakat ardından migren ağrıları, bitkinlik ve kas ağrıları gelir; bunların birer belirti olduğunu bilmeden ağrı kesicilerle dindirmeye çalışırız.

Mutsuzluğun belirtileri, dökebilecekken dökmediğimiz gözyaşlarının belirtileri, kabullenip yönetmediğimiz üzüntülerin belirtileri-şimdi bizi rehin alan belirtiler…

gün batımı-3

Bugün dökebileceğiniz gözyaşlarını asla yarına bırakmayın. Öfkenize yol açın, kederinizi haykırın ve saklamak yerine başarısızlıklarınızın sorumluluğunu üstlenin. Duygusal kabullenme, her gün uygulamamız gereken bir tür boşalmadır.