Doğum Cesareti

16 Ağustos, 2020
Bir insan yaşantısı boyunca kendisini pek çok kez doğum esnasındaki tecrübelerine benzer durumlar içinde bulur. Bunlara örnek olarak büyük ayrılıkları, önemli vedaları ya da ciddi başlangıçları gösterebiliriz.

Doğum anlık bir şey değil, aslında bir süreçtir. Ve bu süreç insanın hayatı boyunca birden fazla kez meydana gelir. İnsanlar için doğum, içinde bulundukları bir durumu ya da sahip oldukları bir şeyi sonsuza dek bırakmak  anlamına gelir. Yani diğer bir insanı bize bağlayan tüm bağları kesmek… Bilinmeyen bir dünyaya girmek ve bu dünyada tek başına olduğunuzu kabullenmek… İşte bu nedenle de yalnızlık bizi tanımlayan ve geleceğimizi belirleyen en önemli özellik olarak ön plana çıkar.

Hayatımız boyunca kendimizi pek çok kez doğum esnasındaki tecrübelerimize benzer durumlar içinde buluruz. Çok büyük ayrılıklar, vedalar, önemli başlangıçlarla yüzleşmek vb.

Bu tür durumlar harika olduğu kadar korkutucudur da. Bunlar sahip olduğumuz ya da bulunduğumuz her şey için bir test niteliği taşımaktadır. Hayat bizi sıklıkla bu tür durumlarla yüzleşmek durumunda bırakır. Ancak doğum aynı zamanda gönüllü olarak yaşanan bir süreç de olabilir. Yaşantımızda büyük bir çevrimin sona erdiğini ve yeni bir sürece başlamamız gerektiğini hissettiğimiz durumlarda verdiğimiz kararlar işte bu tür durumlara örnek olarak gösterilebilir.

“Doğmakla meşgul olmayan, ölmekle meşguldür.”

– Bob Dylan

Yeni doğan bebek ağlıyor

Doğum Travması

Doğum travması konusunda bugüne dek pek çok şey yazılmış ve söylenmiştir. Ancak aynı zamanda bu süreçle ilgili aslında pek az şey bilinmektedir. Fetüsün doğum esnasında aşırı derecede acılı ve sıkıntı verici anlar yaşadığı tahmin edilmektedir. Bulunduğu ortamı yırtıp çıkmak, pek çok zorluk ve engelleri aşarak yeni bir dünyaya ulaşmaya çalışmak oldukça dramatik bir andır. Kelimenin tam anlamıyla o anlarda hayatımızı riske atarız.

Çığlıklar ve ağlamalar artık dünyaya geldiğimizin işaretidir. Artık biz de bir birey haline gelmiş oluruz. Sonsuza dek yalnızlığa fırlatılmış ve bir süredir annemizle ortak yaşamın keyfini sürmüş olan birer birey. Bu yeni tanıştığımız bize dünya son derece düşmanca gelir. Artık içinde yaşadığımız sıcak ortam ortadan kaybolmuştur.

Bu yeni aşamada soğuk ve açlık vardır. Yeni duygular vardır. Bunlar anne karnındayken hiç tecrübe etmediğimiz şeylerdir. Daha önce herhangi bir şey istemeye gerek duymamıştık. Ama artık bunu yapmamız gerekir. İsteklerimize ve yaptığımız çağrılara cevap verebilirler, vermeyebilirler de. Bazen ihtiyaçlarımızı anlayabilirler. Ancak bunun tam tersi de gerçekleşebilir. Tam anlamıyla güvenli bir ortamdan belirsizliklerle dolu yeni bir ortama gelmiş bulunuruz.

Tekrar Tekrar Doğmak

Hiçbir zaman o ilk doğum anındaki kadar yardıma muhtaç olmayız. Ancak yine de tekrar tekrar doğmak zorunda kalırız. Elbette doğum sürecinin getirdiği travma havasını da aynı şekilde tekrar tekrar solumamız gerekir. Bu aslında hayatın kaçınılmaz döngüsünün kendisidir.

Tekrar ve tekrar iki çatışan kuvvetin içimizde yaşadığını hissederiz. Bunlardan biri bilinen sınırların ötesinde uçsuz bucaksız bir dünya bulunduğunu söyler. Bu kuvvet bizi sürekli olarak keşfetmeye ve riskler almaya davet eder. Diğer kuvvet ise zaten bizi bildiğimiz şeylere yönlendirir. Belirli şeylere bağlı kalmanın avantajlarını anlayarak bunlara uygun hareket etmemizi ister.

Kelebek

Çoğu kez bir seçim yapma şansına sahip olamayız. Hiç kimse bize hiçbir şey söylemeden kendimizi yeni bir ortamda ve yeni bir dünyada buluveririz. Örnek olarak sevdiğimiz birinin ölümü beklediğimiz ya da kabullenmekten başka bir şey yapabileceğimiz bir durum değildir. Yaşantımızda bu tür şeyler olur ve bu durum kendimizi yeniden şekillendirmemiz gereken tanımadığımız ve düşmanca bir boyuta sokar. Bu durum önemli her türlü kayıpta ya da normal şartlar altında değerlendirildiğinde radikal olarak nitelendirilebilecek her türlü değişimde geçerlidir.

Büyük Bir Adım…

Bazı durumlarda bu gebelik sürecinin, yeniden ne zaman ve nerede doğacağımıza karar vermenin sorumlusu kendimiz oluruz. Bu durum, tüm harika yönleri ve tüm sınırlarıyla bireyselleşme sürecini en sonunda tamamlamayı kabul ettiğimizde gerçekleşir.

Örnek olarak bu durum anne ve babamızın evinden ayrılmaya karar verdiğimizde gerçekleşir. Ya da tüm yalnızlığımıza ilaç olacağını düşündüğümüzü sandığımız bir ilişkiyi sonlandırmaya karar verdiğimiz anda da benzer bir durum yaşarız. Aynı zamanda yaşadıklarımızın son derece ağır olduğunu ve belki de evimizden binlerce kilometre ötede tanımadığımız yeni bir ortamda yeniden hayata başlamak gerektiğini anladığımızda da aynı durum gerçekleşir. Aynı şey bir bağımlılığımızı ardımızda bıraktığımızda ya da artık yanlış olduğunu anladığımız bir hayalin peşinden koşmaktan vazgeçtiğimizde de yaşanır.

Şafakta yürüyen bir kadın

Bir tür travma yaşamadan yeniden doğmak imkansızdır. Bu tür süreçlerin sakin, huzurlu ve tam olarak ölçülebilir biçimde gerçekleştiğini düşünmek doğru olmayacaktır. Tam tersine bunlar belirli bir şeye mal olacak kararlardır. Bedeli de gözyaşlarıyla, yabancılıklarla, şüphelerle ve enerjinin tüketilmesiyle ödenir. Ancak tıpkı ilk kez doğduğumuzda, yani dünyaya geldiğimizde olduğu gibi dar bir tüneli geçtikten sonra bizi bekleyen kocaman bir dünya bulunmaktadır.

Her birimizin içinde yeni dünyaları keşfetmek için binlerce kez yelken açmaya hazır kaşifler bulunmaktadır. Aynı zamanda evi terk etmek üzere kapıyı her açışında annesini hatırlayan o küçük ve korku dolu çocuğu da içimizde taşımaya devam ederiz. Yeniden doğmak zaman ve çaba isteyen bir süreçtir. Ancak orada bir yerlerde yapabileceklerimizle dolu bir dünyanın bizi beklemekte olduğunu aklımızdan çıkarmamalıyız.