Daha İyi Bir İnsan Olmak İstemenize Neden Olacak İlham Veren 11 Film

· Şubat 23, 2018

Bazı ilham veren filmler insan ruhunun mucizevi yönünü adeta kanıtlar niteliktedir. Hepsinde insanların olağanüstü koşullarda verdiği şaşırtıcı tepkileri görürüz. Ayrıca sınırların sadece zihnimizde olduğunu da gösterir.

İlham veren filmler çoğu zaman gerçek hayattaki olaylara dayanır. Bazıları tarihin ünlü figürlerini anlatırken diğerleri de sonradan efsaneye dönüşen anonim “kimse”lerin hikayesini anlatır.

“Güzel şarap güzel bir film gibidir: sadece bir an sürer ve ağızda muhteşem bir tat bırakır; her yudumda yeni bir tat verir ve filmlerde de olduğu gibi her tatta yeniden ve yeniden doğar.”

– Federico Fellini

Bu her jenerasyondan insana dokunmuş ilham veren 11 filmin bir listesidir. Bu liste belirli bir sıraya göre düzenlenmemiştir. Bu fimlerden herhangi biri en başta yer alabilir. Hazır mısınız?

Umudunu Kaybetme, en unutulmaz ilham veren filmlerden biri

Will Smith ve Thandie Newton’ın başrollerinde yer aldığı 2006 yapımı bu film gerçek hayatta yaşanmış olaylara dayanır. Film, bir borsa ticareti şirketinde çalışma hayali kuran serbest satıcı Chris Gardner’ın hikayesini anlatır. 5 yaşındaki oğlu da ona bu macerada eşlik eder.

Umudunu Kaybetme filminden bir kare

Bu hikayenin ilginç kısmı ise baş karakterin kendini içinde bulduğu olağanüstü koşullardır. Kahramanımız evsizler barınağında bile yaşar ve son derece uzun mesai saatlerine tabi olup bazen uykusuz kalarak işe gider. Hedefine ulaşması nederdeyse imkansızdır. Ancak yeteneği ve sağlam iradesi sayesinde hikaye mutlu sonla biter.

Ölü Ozanlar Derneği

Bu unutulmaz Robin Williams filmi şiir sanatına ve öğretmenlere yapılmış en dokunaklı saygı gösterilerinden biridir. Bu film 1989 yılında çıkmış ve artık gerçek bir klasik haline gelmiştir. Harika sinematografisinin yanı sıra filmde Walt Whitman’ın muhteşem eserlerini de görürüz.

Film, bensersiz bir öğretme stiline sahip olan bir öğretmenin hikayesini anlatır. John Keating tutkuyu basit analizden üstün tutan bir öğretmendir. Bu tutumunu elitist ve tamamen özel bir okulda uygulamaya çalışır. Öğrenciler filmin mantrası olarak gösterilen şu mesajla dünyaya yeni bir gözle bakmayı öğrenir: “Carpe Diem” ya da “Anı yakala”.

Çocuklar şiirin özünü keşfeder: dünyaya farklı bir gözle bakmak. Bu onlara kişilik ve cesaret kazandırır, dayatılan değerleri reddetmeleri için cesaretlendirir. Film sonunda mantığa aykırı bir şekilde biter, tıpkı hayatın kendisi gibi.

Zoraki Kral

Bu ünlü filmde aktör Sir Colin Firt’i İngiltere kralı Kral George VI rolünde izliyoruz. Bu kral zor bir problemle boğuşmaktadır: kekemeliği. İleride İngiltere kralı olacak York Dükü’nün bu zorluğun üstesinden gelmesi gerekmektedir. Avustralyalı Lionel Logue’nin yardımları sayesinde bunu başarır.

Birtakım kargaşalar sonucunda Yok Dükü kendini bir krizin içerisinde bulur. Dükün kardeşi Kral Edward VII sıradan bir vatandaş ile olan evliliğini feshetmeyi reddererek tahttan çekilir.

Zoraki Kral

Tahtı George’un devralması gerekiyordur. Üstüne bir de Almanya’ya savaş ilan ettiklerini radyo yayınında yapacağı bir konuşmayla beyan etme görevi verirler. Sert bir sesle konuşması ve kelimelerinin güçlü olması gerekmektedir. Bu son derece önemli bir tarihi olaydır. Bu onun vereceği bir nevi “son sınavı” olur.

Yaşamak İçin

Dramatik fakat gerçek olaylara dayalı bir başka ilham veren film daha. “And Dağları’na Trajedi” olarak bilinen, Şili’nin dağlarında 1972 yılında gerçekleşen bir kazanın hikayesini anlatır. Uruguaylı ragbi takımını taşıyan uçak dağa çarpar ve sağ kurtulan 36 kişi, kurtarma görevlileri gelene kadar son derece zorlu koşullar içinde yardım beklemek zorunda kalır.

Sonunda sadece 16 genç sağ kurtulabilir. Hayatta kalmak için insan eti yemek zorunda kalmışlardır. Filmin en dikkat çeken kısmı ise “Nando” Parrado’nun tavrıdır. Nando dağın kayalıklı bir alanından nerdeyse hiçbir erzak olmadan, oldukça tehlikeli koşullara rağmen geçmeyi başaran bir çocuktur. Bunu grubu kurtarmak için yapmıştır. Tıp öğrencisi Roberto Canessa da ona eşlik etmiştir.

Film insan iradesine ve dayanışmanın inanılmaz gücüne bir övgüdür. Ayrıca sağ kurtulanların karşılaştığı ahlaki ikilemleri de işler. Daha sonra çoğu insan hayatta kalmak için aldığı insan eti yeme kararını sorgular.

Forrest Gump

Bu film tüm zamanların klasiklerinden biridir. Birçoğundan farklı bir konuya odaklanır: zihinsel engelli olmak. Sonuç olarak, hayatı başarılı bir şekilde yaşamanın bir sürü yolu olduğunu gösterir. Bazen yapmanız gereken tek şey kendinize basit bir hedef koymaktır.

Forrest Gump ikonik bir hikayedir. Zihinsel engelli bir çocuk bütün engellerine rağmen herkesin büyük bir başarı olarak nitelendireceği şeyler başarır. Ancak çocuğun en çok değer verdiği şey sevgi, ailesi ve arkadaşlarıdır. Ayrıca birçok önemli tarihi ana tanıklık eder ve insanın geçici hevesleriyle yüzleştiği inişli çıkışlı bir hayat yaşar.

Forrest Gump Tom Hanks

Onu kısıtlayan engellere rağmen Forrest Gump hayatına bir anlam kazandırmayı başarır. Muhteşem bir hayat yaşar ve birçok kişinin de hayatını değiştirir.

Akıl Oyunları

Bu film gerçek bir hikayeden alınmıştır ve John Nash’in hayatını anlatır. John Nash, 1994’te Ekonomi dalında Nobel Ödülü alan bir matematik dehasıdır. Filmde Nash’in paranoyak şizofren rahatsızlığının kurbanı olma süreci anlatılır. Bu tam da kariyerinin zirvesindeyken başına gelir.

Asıl ilginç hikaye bundan sonra başlar. Elektroşok tedavisi görmeye ve zihnini uyuşturan ilçlar kullanmaya başlar. Fakat Nash ve karısı zihinsel bir hastalıkla yaşamanın farklı bir yolunu bulur. 

Sevgi ve sosyal ilişkiler sayesinde eski akli dengesine tekrar kavuşabildiğini keşfederler. Büyük bir titizlikle beynini geliştiren fakat kalbini ihmal eden böyle bir zekaya bir tek bu yardım edecektir. Ona dersliklerde öğrenemeyeceği şeyleri sevgi öğretir.

Piyanist

Yönetmeni Roman Polanski olan 2002 yapımı bu filmde Adrien Brody’i başrolde izliyoruz. 2. Dünya Savaşı’nın acımsızlıklarını gördüğümüz bu filmde savaşın kendisini ya da görkemli bir kahramanlık hikayesi izlemiyoruz. Bunun yerine film, baş karakterlerin korku ve çaresizlik içinde bile yaşama tutkusunu kaybetmemesinin yüceliğini işler.

Film Władysław Szpilman adında Polonyalı bir Yahudi’nin toplama kampından kurtulma hikayesini anlatır. Tüm ailesini kaybetse de nazi soykırımının olağanüstü koşullarına rağmen hayatta kalmayı başarabilmiştir. Hayatına müzikle bir anlam kazandırmakta bulduğu teselli ile yaşamaya devam etme isteği sayesinde hayata tutunabilmiştir. Savunmasız kalmasına rağmen işkence, hastalık, yalnızlık ve acı gibi zorluklara katlanabilmiştir.

piyanist

Philadelphia

Philadelphia Amerika Birleşik Devletlerinin özgürlüğünü ilan ettiği yerdir. Bağımsızlık ve adalet sayesinde özgürlük buradan yayılmıştır. Filmin burada çekilmesi de bir tesadüf değildir. Film 1993’te vizyona girdiğinde homoseksüellik ve AIDS henüz halkın gözü önünde tartışılan konular değildi.

Film, homoseksüel ilişki sebebiyle AIDS hastalığına yakalanan kişilere yönelik önyargılarımızı sorguya alır. Baş karakter Andy Beckett (Tom Hanks) patronları aleyhinde tanıklık etmek zorundadır. Çünkü patronları Andy’nin HIV pozitif olduğunu öğrendikten sonra yasa dışı bir şekilde işine son vermiştir.

Çalıştığı avukatlık bürosu ve genel anlamda yaşadığı toplum farklı cinsel kimliği olan kişileri kabul etmiyordu. Onlar bunu açıkça bunu kabullenmeseler de duruşma sırasında Andy bunun doğru olduğunu kanıtlar.

Bugün Aslında Dündü

Komedi ile drama karışımı bu ilham veren filmde gerçeklik ile kurgu arasında ince bir çizgi bulunur. Öncelikle absürd gelebilecek bir olay örgüsüne sahiptir. Bir adam her gün uyanır ve aynı günü tekrar tekrar yaşar. Zaman ilerlemez. Her seferinde aynı güne uyanır ve güne aynı şekilde başlar.

Her günü birbirinden farklı yapan ise adamın etrafındakilere verdiği tepkilerdir. İlk başta bunu kabullenemez.

bugün aslında dündü

Yavaş yavaş bu tuhaf deneyimin ne anlama geldiğini fark eder. En sonunda da bu başına gelebilecek en güzel şey olur. Artık nasıl yaşayacağını öğrenmiştir ve zaman tekrar akmaya başlar.

Samsara

Hindistan, Almanya, İtalya ve Fransa ortak yapımı bu film 2001 yılında vizyona girmişti. Dağlarda üç yıl boyunca yaptığı derin meditasyonlardan sonra manastırına geri dönen Budist bir keşişin hikayesini anlatır. 5 yaşından beri keşiş hayatı yaşayan bu adam dış dünyayla ilgili neredeyse hiçbir şey bilmez.

Geri döndükten sonra bir taşın üzerine oyularak yazılmış şu soruyu görür: “Bir damla suyun hiç kurumamasını nasıl sağlarsın?” Birkaç gün geçtikten sonra bir kadınla aşk yaşamaya başlar. Bu da bugüne kadar inandığı bütün değerleri sorgulamasına sebep olur.

Manastırı bırakır ve sıradan bir insan gibi yaşamaya başlar. Aşka dayalı bir ilişkinin varoluşuna getirdiği mucizeleri ve ızdırapları keşfeder. En sonunda, taşın üzerindeki bilmecenin cevabını bulur: “Onu denize atarak.”

Esaretin Bedeli

Bu film sabır ile sonuna kadar direnmeye özel bir vurgu yapar. Tim Robbins ile Morgan Freeman’ın başrollerinde yer aldığı bu duygusal film, karısının ölümünden dolayı haksız yere hapise giren bir adamın hikayesini anlatır. 

Andy diğer mahkumlardan farklı olarak eğitim görmüş bir adamdır. Fiziksel gücünden ziyade bilgi birikimi sayesinde cezaevindekilerin saygısını kazanır. İnsanlar üzerindeki etkisini mahkumları okumaya teşvik etmek için kullanır.

Aynı zamanda da 20 sene boyunca her gün kaçış planı yapar ve en sonunda planını başarıyla uygulayıp kaçar. Film, bir insanın bu kadar negatif bir ortamda bile değerlerine ve inandığı şeylere sadık kalabilmesini anlatır.

esaretin bedeli

Bütün bu ilham veren filmler hümanistik film sevenlerin bayılacağı birer mücevherdir. Bazıları kült klasikler arasına katılmış filmlerdir. Neredeyse hepsi ilk çıktığı zamandan beri birçok ödül kazanmıştır: ancak onları en değerli kılan şey insanlığın özünü bu kadar başarılı bir şekilde yansıtmalarıdır.