Büyük Gözler: Kadınlar ve Sanat Dünyası

Aralık 19, 2018

Büyük Gözler (2014) muhtemelen Tim Burton’ın meşhur tarzını en az yansıtan filmidir. Hakikaten yönetmenin alıştığımız yapımlarından çok farklı çünkü bu film, gerçek olaylara dayanıyor. Bu yüzden, Burton’ın tarzını hiç yansıtmayan bir filmden bahsediyoruz.

Margaret Keane’nin hikayesi, ressamların eserlerine büyük hayranlık duyan yönetmen Tim Burton’a çok yakışıyor. Sorun şu ki film ilerledikçe Burton’ın tarzını daha az görüyoruz. Başka bir şey görmeye başlıyoruz. Bu noktada, bunun bir sorun olup olmadığını sormaya değer. Yönetmenin kendine özgü estetik anlayışıyla yapacağı bir filmi sabırsızlıkla bekleyen birçok Burton hayranı için bu durum bir sorun sayılabilir. Film ayrıca yeni bir Ed Wood bulmayı bekleyenler için de sorunluydu.

“Resimde ‘Keane’ yazıyor. Ben Keane’im, sen Keane’sin. Şu andan itibaren biz biriz.”

– Walter Keane, Büyük Gözler

Ancak yine de bu filmden bazı bölümleri ele alabiliriz. Burton hakkında düşünmeyi bırakıp filmin kendisine odaklanalım. Burton filmlerine sadık olmayanlar için bu yazı harika bir keşif olabilir.

Büyük Gözler çok dikkat çekici bir film değil, ama kötü bir film de değil. Büyük Gözler filmi Margaret Keane’nin dünyasını, sanatını ve kadınlarının sanat dünyasında geçerlilik kazanma mücadelesini ele alıyor . Yani Büyük Gözler, Makas Eller filmi gibi değil. Çağdaş sanat tarihimize ait bir hikâye.

Büyük Gözler ve Kadınların Boyun Eğişi

Sanat dünyasında yeteneğiyle zirveye ulaşmış pek az kadın vardır. İster edebiyat, felsefe ve sinema,isterse resim veya heykel söz konusu olsun, gerçek bu . Akla gelen ancak birkaç kadın ismi var.

Tarih boyunca kadınlar arka plana itilmiştir. Ataerkil toplum kadınları gizlemiş ve erkekler dünyasında çok az kadın kolay bir yol yürüyebilmiştir. Bunun nedeni kadınların daha az yazması, resim ya da felsefede iyi olmamaları değil, hep arka plana itilmiş olmalarıdır.

“Kimse kadınların yaptığı resimleri satın almaz.”

– Walter Keane, Büyük Gözler

Birçok kadın bir sanat eserini yayınlamak için erkeklere özgü takma adlar kullanmak zorunda kalmıştır. Örneğin, Harry Potter serisinin yazarı kendi ismi Joane’i kullanmak yerine adının baş harfleriyle J.K. Rowling ismini kullanmıştır. Kadın olduğunu saklamak ve kendine bir belirsizlik sağlamak için böyle yapmıştı.

Burton, Büyük Gözler filminde eserlerinin sahibi olduğunu gösterebilmek için zor bir mücadele vermek zorunda kalan Amerikalı ressam Margaret Keane’ın gerçek hikayesini sunuyor. Margaret, kendine has tarzını yansıtan resimlerini, kocası Walter’ın soyadı olan Keane adıyla imzalıyordu. Bu yüzden insanlar resimleri yapanın Walter Keane olduğunu düşünüyordu.

Walter Keane, tabloları satmaktan sorumluydu. Karısının işini yönetiyor ve bu eserlerin sanatçısı olduğunu ilan etmişti. Filmde Christoph Waltz’un oynadığı Walter’i bir manipülatör olarak görüyoruz. Çok karanlık bir tarafı olan baştan çıkarıcı bir adam.
manipülasyon

Büyük Gözler ve manipülasyon

Yetenekli oyuncu Amy Adams’ın canlandırdığı Margaret, daha önce bir evlilik yapmıştır. Bu evlilikten kızı Jane olmuştur. 50’li ve 60’lı yıllarda, kadınların bir eşe ve istikrarlı bir aileye sahip olması oldukça önemliydi. Toplum boşanmış bir kadını küçümsemekteydi.

Çocuklu bir kadının bir eş bulması kolay bir iş değildi. Bu nedenle Margaret “etkileyici” Waste Keane’a kolaylıkla aldanır. Margaret, döneminin kadınıdır; masum ve teslimiyetçidir. Ayrıca büyük bir sanatsal yeteneğe sahiptir.

İlk başta Margaret, Walter’ın etkisine kapılır. Eserlerinin beğenilmesinden ve para kazanmaktan mutluluk duyar. Bununla birlikte,zamanla gözündeki perde iner. Walter’ın nasıl bir manipülatör olduğunu görmeye başlar. Sonunda gerçekler açığa çıkacaktır. Bütün bu olaylara medya da dâhil olur, çift birbiriyle mahkemede yüzleşecektir.

“Ben asla özgürlükle hareket etmedim. Önce bir kız evlat idim, sonra bir eş ve anne oldum. Tüm resimlerim Jane’den ilham almıştır çünkü bildiğim tek şey o.”

– Margaret Keane, Büyük Gözler

Büyük Gözler, kadınların uyanışı

Margaret yaşadığı peri masalından uyanır ve Walter’a karşı mücadelesine başlar. Resimlerinin sahipliğini kazanmak için sürekli bir gerilim dönemine girer. Yıllarca süren mücadeleden sonra açtığı davayı kazanmayı başarır ve o “büyük gözlerin” gerçek sanatçısı olduğunu gösterir.

Dünya uzun yıllar gölgelerde yaşadı. Keane’nin eserlerini satın alanlar bu resimleri aslında Margaret Keane’in yapmış olduğuna inanamadılar. Margaret’in kendi tablolarının sahipliğini üstlenememesi onu kendi eseri olan bir kafes içine sıkıştırmıştı.

“Hristiyanlığı merkeze alan bir eğitim gördün. Bizi ne öğrettiklerini biliyorsun: Erkek, evin reisidir. Belki senin kararına güvenmeliyim.”

– Büyük gözler

Sonunda, bütün bu olanlardan bunalan Margaret Walter’dan boşanır ve kendi eserlerinin sahipliğini üstlenir. Walter ile ilk evlendiğinde bu sürecin ne kadar zor olacağına dair hiçbir fikri yoktu, benlik saygısının ne kadar azaldığını da fark edememişti.

O zamanlar kadın devrimi yeni başlamaktaydı ve bunlar, daha sonra yaşanacak her şeyin meydana getirdiği buzdağının sadece görünen kısmıydı.

Ataerkil düşünce yapısının hâkim olduğu bir dönemde Margaret, manipülatif kocasını dizginleyememişti. Bu nedenle, mücadele yıllarca sürdü.

Margaret Keane’nin mücadelesi, sanat dünyasına girmeye çalışan bütün kadınların mücadelesidir. Onun için bir uyanış, bir yeniden doğuştu. Burton, bizi yakın bir gerçekliğe yakınlaştıran bir film sunuyor. Margaret’in mücadelesi, aynı zamanda maçoluğa karşı bir mücadeleydi zira toplumun geri kalanı da bu olguya karşı savaşmaya başlamıştı.

kadınlar

Margaret Keane’nin resimleri

“Bence gözlerinde bir şeyler görüyorsun. Gözler ruhun penceresidir.”

– Margaret Keane

Margaret’in resimlerinin en önemli özelliği yaptığı etkileyici, büyük gözlerdi. Resimler, Margaret’in kendisi gibi giderek daha üzüntülü bir ifade almıştı.

Sanki bir savaştan çıkmış çocukları gösteriyordu bu resimlerde. Ruhun derinliklerini, insan hislerini yansıtan gözleri vardı. Bunlar çok etkileyici resimlerdi ama bir müzede sergilenecek türden değildi.Pek çok kişi bu resimleri değersiz bulacaktı.

Büyük Gözler filmi ve Margaret Keane

Tıpkı Burton, Alaska, Joan Crawford (Margaret’e kendi portresini yaptırmıştır) gibi Margaret Keane’nin de kendinehayran kitlesi vardı.

Gerçek şu ki, birçok insan Keane’nin resimlerini alıp koleksiyonuna koydu. Bununla birlikte, Margaret Keane yüksek sanat kültüründe belli bir seviyeye ulaşmak için kitsch denen ucuz sanat türünde resimler yapmış bir ressam olarak görülmüş ve dışlanmıştır.

Susan Sontag, yazdıklarında bundan bahseder.Gerçek şu ki, “zamanın geçişiyle birlikte, banal olan fantastik hale gelebilir” derken yanılmamıştı. Burton’ın bu filmde aktarmak istediği şey buydu. Acı çekmiş, eserleri için savaşmış ve takdir edilmeyi hak etmiş bir sanatçıyı betimlemek.

“Tek istediğim bunların benim resimlerim olduğunu tüm dünyanın bilmesiydi.”

– Margaret Keane