Batıl İnançlar Hayatta Kalma Şansını Artırıyor Mu?

· Temmuz 6, 2018

Batıl inanç aslında öğrenme yeteneğimizin sadece bir yan etkisidir. Gerçekler ve olaylar arasında bağlantı kurabilecek herhangi bir canlı, bir dereceye kadar batıl olabilir.

Rotter’le birlikte (1966), eğer birisi bir şeyin sonuçlarının elinde olmadığını düşünürse (yani tahmin edilemez: kader, dış güçler, şans…), bu onun dış kontrollere dayalı bir inanca veya beklentiye sahip olduğu anlamına gelir. Bazı batıl davranışlar kontrol edilemeyen durumlara karşılık gelir. Bununla birlikte, hepimiz çevremizdeki her şeyi kontrol etmenin imkansız olduğunu biliyoruz.

İnsanoğlu olarak, dünyada hayatta kalmamıza yardımcı olan yetenekleri geliştirdik ve edindik. İçinde yaşadığımız, oldukça öngörülemeyen bir dünya. İşte bu yüzden hepimizin hayatlarımızı kontrol altında tuttuğumuzu hissettiren bir tür inanç ya da yanılsaması var.
parmak çaprazlama

Uyum aracı olarak batıl inançlar

Tahtaya vurmak, parmakları çaprazlamak ya da merdiven altından geçmemek çocuk işi görünebilir. Beyninize göre en azından. İnsan beyni bunun gibi kolay şeyleri sever ne de olsa. Ve insanlar neden çalıştığını tam olarak bilmeden bunları destek olarak kullanırlar. Aynı şey batıl inançlar için de geçerlidir.

Birçok insanın, belirli şeylerde daha iyi performans göstermelerine yardımcı olmak için kullandıkları tılsımları veya ritüelleri vardır. Bu şeyler onlara ekstra bir motivasyon ya da daha fazla özgüven verebilir.

Kişisel Batıl Düşünme (PST), kendinizi hayal kırıklığından, kalp kırıklığından ve hoşnutsuzluktan koruyacak şekilde düşünmeye olan meyildir. Bu tür düşünme, Epstein’ın (1988) yapıcı düşünce olarak tanımladığı şeyin bir parçasıdır.

Kendine güven kesinlikle çok önemlidir. Bu, herhangi bir faktörün, ne kadar mantıksız olursa olsun, hayatta kalma şansınızı artıracağı anlamına gelir. Ve daha spesifik olarak, bu, batıl inancın uyumlu olabileceği iddiasının bazen doğru olduğu anlamına gelir.

Batıl inançlarla yapılan deneyler

Bu iki deneyde, katılımcılar davranışlarının güçlendirildiğini düşünürler. Ancak Koichi Ono çalışmasında, batıl davranış, tamamen tesadüfi güçten gelmez. Ve Helena Matute’in deneyi, insanı batıl inançlarına göre davranmaya itenin kontrol eksikliği olduğu teorisini doğrulamaktadır.

Nokta sayıcı deneyi (Koichi Ono, 1987)

Skinner’in güvercinlerle yaptığı araştırmalardan ilham alan Koichi Ono, üç kolu ve bir paneli olan deney odalarını kullandı. Panel katılımcıların kaç puan aldığını kaydetti. Yirmi denek olabildiğince çok puan almaya çalıştı. Ancak, Koichi Ono onlara özellikle yapmaları gereken bir eylen hakkında bilgi vermedi.

Cihazları, ara ara pekiştirici (paneldeki puanlar) ortaya çıkarmak için programladı. Ancak bu sayı kendi kendine artıyordu. Sonuç neydi? Birçok katılımcı, bir şeyler yaptıklarında puan artışı oldukça batıl inançlar sergilemeye başladılar. İçlerinden biri bu şekilde puan alacağını düşünerek zıplamaya bile başladı.

Ses deneyi (Helena Matute, 1993)

Matute bu deneyi bir bilgisayar üzerinde negatif bir uyaran kullanarak yaptı. Bu deneyde, belirli bir süre sonra susmak üzere programlanmış rahatsız edici bir ses kullandı. Katılımcıları iki gruba ayırdı.

İlk grupla, bilgisayarın klavyesini kullanarak sesi kapatmayı denemelerini istedi. İkinci gruptaki katılımcılara yaptıkları şey ne olursa olsun, sesi kontrol edemeyeceklerini söyledi.

Sonuçlar çok farklıydı. Birinci gruptaki insanlar, tuşlara bastıkları anda davranışsal bir desen oluşturdular. Bu insanlar bir kontrol yanılsaması geliştirdiler ve onları batıl inançlarına göre davranmaya yönlendirdi.

Aslında, bazı tuşlara bastıkları takdirde sinir bozucu sesi kontrol edebileceklerine inanmaya başladılar. Diğer taraftan ikinci grup, onlardan istediği şekilde, hiçbir şey yapmadı. bilgisayarıyla ilgilenen kadın

Bir kalkan olarak illüzyon

Beynimiz şeyler arasında ilişki kurmaya çalışan bir ağlar sistemidir. Kelimeleri, duyguları, olayları bağlar… bazen kişi bir davranışını olası neden olarak gördüğü zaman beyin kontrol illüzyonuna girer.

Herstein (1966), bu davranışın sadece tesadüfi takviyeden kaynaklanma olasılığının yüksek olmadığını ileri sürmüştür. En az bir kez uygulanan batıl inancın; tesadüfi takviye nedeniyle daha uzun süreceğini düşündü.

Yağmur dansları veya insan kurbanı gibi ritüelleri gerçekleştiren birçok toplum var. Şimdi bir saniye için durup düşünelim. Bu uygulamalar, sadece bireysel davranışların tesadüfi olarak güçlendirilmesinden mi kaynaklandılar, yoksa hayatta kalma şansımızı iyileştirebilirler mi?