Bastırılmış Duygular

30 Ocak, 2017

Hayatımızın belli dönemlerinde duygusal bakımdan tıkandığımızı hissedebilir, hislerimizi nasıl ifade edeceğimizi bilemeyebiliriz. Ruh halimizi tanımlamakta güçlük çekebilir, hissettiklerimizi hatlarını kestiremediğimiz bir hayaletten ibaret sanabiliriz.

Mesele şu ki farklı nedenlerle hayatımızın belli dönemlerinde duygularımızı bastırırız. Sanki bütün hislerimiz bir kafese tıkılmıştır da kaçmamak için direnmektedir. Bu esnada içimizde büyük bir huzursuzluk oluşur ve bu durum yalnızca bedenimizi değil başkalarıyla olan ilişkilerimizi de etkiler.

“Hepimiz kendi havamızı yaratır, duygusal evrenimizde gökyüzünün rengini kendimiz belirleriz.”

– Fulton J. Sheen

Hiç Böyle Bir Şey Yaşadınız Mı?

Bir an için düşünün …

gokte-balonlar

Belki aylarca göz yaşı dökemeden, içinizdekini dışa vuramadan ya da paylaşamadan üzüntü içinde dolaşıp durdunuz. Belki adaletsiz bir durum karşısında kendinizi güçsüz hissettiniz ama sessiz kaldınız. Bir hayal kırıklığı sebebiyle öfkenizi nasıl teşhis edeceğinizi bilemediniz, başkasının duygularını incitir korkusuyla sevincinizi gösteremediniz ya da nasıl hissettiğinizi, ne istediğinizi ve hayatınızın hangi yönde ilerlediğini bilmediğinizi düşündünüz.

Her şeyi içinize attınız, hazinesini koruyan biri gibi zehre sımsıkı tutundunuz.

Durum ya da yaşadığınız olay ne olursa olsun, kendinizi tam anlamıyla ifade edemediniz. Duygularınızı bastırdınız. Sonunda tıkandınız ve her şey içinizde birikti.

Duygularınızı bastırmak, üzerinizde bir yük oluşturur. Bu kaldıramayacağınız kadar ağır ve tehlikeli bir duygusal yüktür ve olumsuz etkileri bazen vücudumuz üzerinde de gözükür.

Daha derine inmeliyiz

İster bilinçli ister bilinçsiz olsun, hissettiklerimizi tanımayı ve yaşamayı bırakırsak, kendimizle bağlantımızı koparmış oluruz.

Duygular, gereklidir ve faydalıdır. Hissetmenize izin vermelisiniz. Duygularınızı göstermek bir ayrıcalıktır; çünkü duygular, bizi kendimizi tanımaya ve ne istediğimizi öğrenmeye götürecek köprüdür.

Çoğunlukla hepimize daha çocukluk çağımızda duygularımızı bastırmamız öğretilmiştir, duygularımızı ifade etmenin tehlikeli olduğu ve bu nedenle bunları inkar ya da kontrol etmenin normal olduğu telkin edilmiştir. Yani duygularımızı bastırıp zihnimizin bilinçsiz kısımlarına itmeyi daha çocukluktan öğrenmişizdir.

Fakat duygularımızı, ifade etmeden aşmak mümkün değildir. Bir şekilde içimizde, bedenimizde yer tutar, bizi işgal ederler.

zihin

Sorun, bastırılmış duyguların hayatla baş etmede bir yöntem haline gelmesidir, Bunun sonucunda yetişkin bir kişi, duyduğu acılara karşı duygusal tıkanmayı bir koruma aracı olarak karşılamayı normal olarak kabul eder.

Bu yüzden, hiç geçmeyen acılarla yüklenmeye devam ederiz, gerçek ihtiyaçlarımızı engeller ve onların yerine sahte ihtiyaçlar koyarız, gelişmemize izin vermez ve kendimizi kısıtlarız.

Hissettiklerimizden kendimizi koparırız ve bunun için sorumluluk da almayız. İç sesimiz, sağır kulaklarca duyulmaz, yüzeysel bir şekilde adeta oto-pilotta gibi yaşarız.

Ayrıca duygularımızı yaşamak bizi korkutsa, duygusal düzeyde neler yaşadığımızı ifade etmek zor gelse ya da acı çekmek istemesek bile, bunu yapabilmek iyileşmemiz için son derece önemlidir.

Daha önce söylediğimiz gibi sorun; duygularımızı bastırdığımızda, yaralarımızı görmediğimizde, uyuyor gibi uyuşuk bir şekilde yaşadığımızda ortaya çıkar. Çünkü hislerimiz, duygularımız enerjidir ve bunları ifade etmezsek sonunda elimizde hiçbir şey kalmaz. 

kelebek

Arada sırada, özellikle de içinde bulunduğumuz durum bizim için kritik öneme sahip olduğu zamanlarda ne hissettiğimizi kendimize sormak, tamamen dürüst bir şekilde hislerimiz ve yaşadıklarımız üzerinde düşünmek iyi olacaktır. 

Mutlu bir hayat yaşamak için bütün duygularımızı kabullenmemiz gerek. Ama bunları aşırı bir şekilde ifade etmemek için de dikkatli olmalıyız. İşin sırrı, dengeyi, orta yolu bulmak.

Önemli olan ne ölçüde hissettiğimiz değil, duygularımızın neyin göstergesi olduğunu anlayabilmektir.