Bana Doğru Olduğuna İnandığın Şeyi Söyle, Ben de Sana Yanlışını Söyleyeyim

26 Temmuz, 2017
 

Hepimiz şu lafı duymuşuzdur: “Bana doğru olduğuna inandığın şeyi söyle, ben de sana yanlışını söyleyeyim”. Bu sözü, birisi bir erdemi kendisiyle eşleştirdiği zaman kullanırız. Ancak, çok da uzun bir süre geçmeden, kendi karakterleri ile övündükleri durumun, söyledikleri her şey ile çeliştiğinin farkına varırız. Bu durumda, yaptıkları şeyin, kendilerine yakıştırdıkları sıfatın basit bir “reklam” gösterisinden öteye gidemedikleri ortaya çıkmaktadır.

Aynı mantık,  neyi, ne zaman, nasıl yaptıkları veya yapacakları işler hakkında gururla böbürlenerek konuşan her bir insan için geçerli olmadığını unutmayalım.  Onları bu durumdan kurtaran bir tutum var. Tutumlarında her zaman için bir “artı” ögesi olduğu gerçeği yadsınamaz. Bu özelliği çok güçlü bir şekilde ve çok sık olarak vurgularlar. Sanki söyledikler sözcükleri birer bayrak gibi dalgalandırıp, abartılarını insanların gözüne sokarlar.

“Her insanın karakterinde üç farklı katman vardır: Gerçekten sahip olduğu karakter, dünyaya gösterdiği karakter ve bireyin sahip olduğunu düşündüğü karakter.”

– Alphonse Karr

Aslında bu mekanizma içerisinde yer almaya alışmış biri, bu durumun kendisi çekip çevirdiğinin farkında bile değildir. Aksine, birey, aslında kendisini birer örnek olarak kullandığı bazı fikirleri veya değerleri teşvik etmenin hakiki bir uğraş olduğunu düşünür. Olayın derinine inerek, savundukları fikri, başkalarına kabul ettirmek için, doğru olduklarına inandıkları için savunurlar. Bütün bunları, gerçekleştirdikleri somut eylem ve argümanlarla, bir vaaz havasında kanıtlamaya çalışırlar.

 

Sürekli olarak ne olmak istediğinizi dile getiriyorsunuz, kim olduğunuzu değil

Büyük laflar edip de, tutum ve davranışları, söylediklerinin tam tersi olan birisi aslında kendi savunma mekanizması içerisinde sıkışıp kalan biridir. Bahsedilen mekanizma, “reaktif oluşum” olarak adlandırılır. Bastırılmış bir arzuyu önlemek için kullanılan bir davranış pratiğidir. Başka bir deyişle, bireyin bir arzusu vardır ama bu arzunun peşinden giderse, kendisini küçük düşürebilir. Ve bu bilinçsiz dürtülere karşı, kendisini savunmak için, istediğinin tam tersini yaparak, kendisini zorlamaya başlarlar.


Bu durumun örnekleri sonsuzdur. Patlayana kadar yemek yemeyi isteyenler, bu arzunun sonucunda çok kilo alacaklarını ve toplum tarafından hoş karşılanmayacaklarını düşündükleri için, kendilerini dizginlemek zorunda kalıyorlar. Böylece, kendilerini çılgın bir şekilde diyetlere adayıp ve abur cuburu yiyecekten saymazlar. Veya çok yoğun cinsel arzuları olan, ancak bunu birer günah emaresi olarak gören kişiler de söz konusudur. Bu nedenle, saflık ve iffet adına bir savaş başlatırlar.

Nefret ettikleri veya hoşlanmadıkları bazı insanların ilgisini çekmeye istekli olan insanlar ile hayatın herhangi bir evresinde karşılaşmak çok da zor değildir. Birey yalan söylemiyor veya öyleymiş gibi davranmıyor. Ahlaki olarak kendine uyarlanmış bir sansür yüzünden, kendi duygularını tanımaktan aciz bir hale geliyor.

Reaktif oluşum, örneğin, toplumsal düzen veya temizlik gibi belirli bir hedef için kullanılabilir. Fakat aynı zamanda, bireyin kişiliğinin bir parçasını oluşturan bir davranış kalıbı haline de gelebilir. Bu durumda, neredeyse tüm bireylerin gerçekleştirmiş olduğu eylemi, bu maske ile korumaya yönelik olan “sahte kişilik” formu gelişir. Bu insanlar “olmadığı biri gibi davranma” sınıfa girerler.

 

Bunları kendinizi savunmak için yapıyorsunuz

Arzunun ifade edilmesini engelleyen durum, son derece sert bir ahlak anlayışına sahip bir vicdandan ya da korktuğunuz bir güçten veya vazgeçmekten çekindiğiniz bir alışkanlıktan kaynaklanır. Gerçekten bunu yapmaya hiç niyetiniz olmasa da, olmadığınız bir şey ya da insan gibi davranmanızın nedeni de budur. Reaktif bir oluşum mekanizmasının hayatınıza girmesine izin veren şey, sözcüklerinizin veya eylemlerin ne kadar abartılı ya da vurgulanmış olduğudur. “Hayır” çok küstahken, “Evet” ise aşırı abartıya kaçar. Bu davranış şekilleri, sizi karşıt yöne doğru götüren gizli bir arzunun işaretleridir.


Şu anda, sosyal ağlar bu mekanizmalar için son derece orijinal bir katalog görevi görmektedir. Bazen, bu teknoloji ürünlerinin, her bir bireyin olmadığı bir şeyi ‘olmuş’ gibi göstermesi adına oluşturuldukları çok açık bir şekilde belli oluyor. Gülümseyen fotoğraflarını gördüğünüz insanlar, aslında göründükleri kadar mutlu değiller. İnsanlar gezdikleri yerleri, yeni işlerini ve başarılarını ön plana çıkarıyor. Ancak kendi özel hayatınıza ait dakikaları ve değerleri başkalarının görmesini istiyorsanız, sizin ile ilgili tam olarak oturmamış bazı şeyler olduğu aşikardır.

Reaktif oluşumlar, obsesif kişiliklere yol açabilir. Siz kendinizi, olmadığınız biri olarak görüyorsunuz ve bu tek taraflı aldatmayı devam ettirmek adına, her zaman tetikte olmanız gerekiyor. Kendinize sürekli göz kulak olmanız ve oluşturduğunuz karakter ile ilgili herhangi bir şüpheye yer vermemeniz gerekiyor. Bastırılmış arzularınız tekrar tekrar ortaya çıkacağı ve sizi kuşatacağı için, bu sürekli yalan durumu sizi bir süre sonra yıldırabilir.

 

Bilinci yerinde olmayan arzunuzu kontrol altında tutmak için ortaya çıkan bu saplantı neticesinde büyük sıkıntı yaşayabilirsiniz. Ortaya çıkmaya çalışan kişiliğiniz ile sizin onu kontrol altında tutmaya çalışmak için sarf ettiğiniz çaba sebebiyle meydana gelen savaşta, hayal edemediğiniz bir yangın çıkabilir.

Bu koşullarda gücünüz azalabilir ve kendinizi sizi zorlayan davranışlara sokabilirsiniz. Bu nedenle, içerikleri her ne olursa olsun, arzularınızın, sadece kabul gördükleri zaman zararsız bir hale gelebileceklerini unutmayın. Daha sonradan, bilinçli olarak, bu arzular ile yaşayıp yaşamayacağınıza karar verebilirsiniz.