Ayna Teorisi ve İlişkilerin Kaderini Belirleyen Yaralar

· Mayıs 30, 2018

Bir insanla bağlantı kurduğunuzda neler olduğunu hiç merak ettiniz mi? Bir süre sonra, kişiliklerinin beğenmediğiniz yönlerini gördüğünüz oldu mu? Jacques Lacan’ın ayna teorisinin bu süreci hakkında söyleyecekleri bir şey var.

Lacan’a göre, kimliğimizi başkalarına yansıtarak inşa ederiz. Dolayısıyla, başkalarıyla olan ilişkilerimiz, kendi kişiliğimizin sevdiğimiz ya da sevmediğimiz özelliklerinin yansımalarıdır.

Ayna teorisi nedir?

Tıpkı aynaya baktığımızda vücudumuzun ve görünüşünün hoşumuza gitmeyen yerlerini gördüğümüz gibi kişiliğimizin de kabul etmek istemediğimiz yönleri vardır. Diğer insanlarda en çok nefret ettiğimiz şeyler aslında kendi içimizdedir, en azından sembolik bir şekilde. Başka bir deyişle, başkalarında hoşlanmadığımız şeyler aynı zamanda kendimiz hakkında da sevmediğimiz şeylerdir.

Sürekli olarak kendi özelliklerimizi yansıtıyoruz ayırıyoruz. Ve genellikle kendi gölgelerimizi – hatta güçlerimizi – göremediğimizden, yaşam bize ilişkiler denen nimetleri verir. İlişkilerimiz bize içimizde neler olduğunu gösterir. İnsanlar aynalar gibi davranıyor, bizi yansıtıyor ve kim olduğumuzu görme şansı veriyor.

göğe uzanan ağaç insanlar

Doğrudan veya ters ayna

Ayna teorisi doğrudan veya ters bir şekilde hareket edebilir. Bir örnek verelim. Diyelim ki bir arkadaşınızın bencilce davranışlarına katlanamıyorsunuz. Aslında doğrudan bir şekilde, görmeyi reddettiğiniz kendi bencil parçanızı yansıtıyor olabilirsiniz. Öte yandan, tersine, sizin ne kadar özverili olduğunuzu da yansıtabilirler. Belki sürekli başkalarıyla ilgileniyor ve kendinizi unutuyorsunuz. Her iki durumda da, kendinizi tanımak ve büyümek istiyorsanız bu yansıtmalar değerli bilgilerdir.

Patronunuzun sizden çok fazla şey talep ettiğini düşünebilirsiniz. Ama belki de siz kendinize karşı çok talepkar ve mükemmeliyetçi davranıyorsunuz. Patronunuz, bu durumda, kendinize karşı davranışlarınızın sadece bir yansımasıdır. Alternatif olarak, çok gevşek davranıyor ve hayatınızda biraz disipline ihtiyaç duyuyor olabilirsiniz. Hepimiz dengenin bir erdem olduğunu biliyoruz.

Duygusal yaralar

Yarayı bandajla sarmak, tedavi değildir. Yaralandığımızda acı içinde ağlarız. Sonra da yarayı temizleyip iyileşebilsin diye sararız. Sarmadan kendi hâline bırakmayız çünkü o şekilde iyileşmeyeceğini biliyoruz. Tam tersine, iyice iyileşene kadar yaraya dikkat ederiz.

Hepimizin duygusal yaraları var. Duygusal yaralar, hayatımızdaki acı verici anlardan gelen ve henüz kabul etmediğimiz duyguların, düşüncelerin ve hareket tarzlarının tümüdür. Bu yaraların mahkumları olmuş hâldeyiz. Esenliğimiz, bu duyguları ve düşünme biçimlerini bilgelik ve deneyime dönüştürmeye dayanır. Bizi daha iyi bir insan olmaya teşvik etmelerini sağlamayı gerektirir.

kafasında siyah kuşla ağlayan mavi ağaç kız

Yaralarınız ne yansıtıyor?

Onları unuttuğumuz takdirde yaralarımız, bilinçdışımızın bir parçası olur ve düşüncelerimizi, ruh halimizi ve davranışlarımızı etkiler. Ve sonra içeride, kalbimizde delikler açar. Sonra sizinle aynı deliklere, aynı yaralara sahip biriyle tanışır ve bağ kurarsınız. Yaralar aynalıdır ve iyi bir şey yaşanır bunun sonucunda. Ama dikkatli olmalısınız, çünkü bunun gibi yaralar insanları ayırabilir de.

Yaralar iyileşmezse, er ya da geç ilişkiyi bozacaktır. Güvensizlik, korku, kıskançlık, sahiplenme… Sanki yaşam, nasıl büyüyeceğinizi göstermek için size yansımalar göndermeye çalışıyor gibidir. Bu işaretleri anlamaz ve size söylediklerine dikkat etmezseniz, büyüyemezsiniz.

Tam tersine bu yaralar büyümenizi engelleyecek ve ilişkilerinizi zayıflatacaktır. Bu yüzden ayna teorisini aklımızda tutalım ve kendimiz hakkında edinmemizi sağladığı değerli bilgilerden yararlanalım. Dikkat edelim ve büyüyelim.