Arzy Deneyi: Kafamızın İçindeki Hayaletler

Şubat 28, 2020
Daha önce hiç, etrafta kimse olmasa bile biri varmış gibi hissettiğiniz oldu mu? Bu yazımızda, yaygın görülen ve hepimizin yaşayabileceği, hayal ürünleriyle kendini gösteren bir algı yanılsamasından bahsedeceğiz. Bu hayal ürünlerinin altında, beynimizin ne kadar narin olduğu hakkında büyüleyici bir hikaye yatıyor.

Arzy deneyi, daha önce sadece birkaç kişinin cesaret edebildiği bir şeyi kanıtlamaya çalışmıştı. Gölgeler görmek ya da başka birinin varlığını hissetmek gibi algıdaki bu bozulmalarla ilgili her şeyin uzun süre boyunca paranormal olaylar olduğu düşünülmüştü. Fakat beyni anlamaya yönelik geliştirilen yeni keşif teknikleri sayesinde bunların çoğuna artık bilimsel bir lensten bakabiliyoruz.

Herkes hayatında bir kere de olsa izleniyormuş hissine kapılmıştır. Kendinizi algılarınızdan şüphe ettiğiniz bir durumda bulmanız sizi “deli” yapmaz. Beynimiz algıları düzenlerken öyle kompleks süreçlerden geçer ki, bunun işeyişindeki en ufak bir hata bile algıda kaymalara sebep olabilir.

Arzy deneyi

İsviçre Lozan’daki Federal Teknoloji Enstitüsünde profesör Sharar Arzy, sanrıların beyindeki çoklu duyusal asimilasyonla ilgili bölgelerden geldiğini ve böylece fizyolojik bir yönü olduğunu yaptığı bir araştırmayla kanıtlamayı başardı.

Yanınızda kimse olmasa da birinin varlığını hissetmek, hem psikiyatri hastaları hem de akli dengesi yerinde olan kişilerce tarif edilen bir deneyim.

Arzy deneyi: üzgün kadın

Bu araştırma nasıl yapıldı?

Arzy bu deneyde, deneklerden biri üzerinde odaklı elektriksel uyarım uygulayarak onu odada başka bir gölde olduğuna inandırmayı başardı. Üstelik bu deneyi daha önce hiçbir mental problem geçmişi olmayan bir denek üzerinde yapmıştı.

Arzy bunu, sadece deneğin beynindeki temporoparyetal bağlantı bölgesini (TPJ) uyararak başardı. Bu bölgeyi her uyardığında denek arkadasında bir gölge olduğu hissine kapılıyordu.

Çeşitleri

Arzy deneği başka pozisyonlara sokarak da deneyi tekrarladı ancak denek hangi pozisyona geçerse geçsin gölgenin her seferinde tam arkasında durduğunu hissediyordu. Yani gölge tamamen kendi bedeninin bir yansımasından ibaretti. 

İşte TPJ uyarılması sebebiyle çoklu duyusal ya da duyusal motor işleminde meydana gelen bir aksamanın sonucunda bu fenomen ortaya çıkıyor. İşin asıl ilginç yanı, TPJ’yi önceden öz-işlem ve benlik ile öteki arasındaki ayrımla ilişkilendiriyor olmamız.

TPJ’nin rolü

Adından da anlaşıldığı üzere, temporoparyetal bağlantı bölgesi beynin paryetal ve temporal loblarının birleştiği kısımdır. Paryetal lob, vücudun somatosensori ve motor eşleştirme işlemiyle güçlü bir bağlantı içindedir.

Temporal lob ise dilsel işlemlerle ilgilenir ve duygusal işlemleri gerçekleştirilmek üzere subkortikal bölgelerle bağlantı kurar. Ancak bu iki lobun birleştiği nokta olan TPJ, çoklu duyusal asimilasyonun gerçekleştiği bir yer olmasının yanı sıra öz-işlemin bilişsel tarafıyla da ilişkilidir.

TPF ve beden dışı deneyimler

Arzy’nin deneyinde beynin bu kısmını yoğun bir şekilde çalıştırmaya odaklanmasının sebebi buranın şu işlemleri yürütüyor olmasıydı:

Bu deneyde Arzy TPJ’yi uyardığı zaman denek gölgeyi kendisinin bir yansıması olarak değil, başka bir varlık olarak algılıyordu. Bu fenomen, temporal lobun dilsel benlik algısındaki rolünden kaynaklanmaktadır.

Başka biri var hissi

Arzy’nin deneyiyle ilgili ilk aklınıza gelen soru şu olabilir: böyle bir kopukluğu nasıl fark edemiyoruz? Fark etmemiz mi gerekiyor? Deneyde denekler, kendi dışındaki birinin varlığını gerçekten hissettiğini söylüyor. Buradan çıkarılan teori, beynimizin “benlik algısı”nın son derece hassas olduğunu ve sandığımız kadar sarsılmaz olmadığını destekliyor.

Herhangi bir yapısal, elektriksel ya da işlevsel değişiklik kolayca algıda yanılsamalara yol açabiliyor. Yani benlik algımız ya da kendi bedenimiz ile öteki sayılan her şey arasındaki ayrımı algılayışımız sandığımız kadar sağlam değil.

Amigdalanın rolü

Amigdala, beyindeki limbik sistemin bir parçası olan subkortikal bir yapıdır. Bu sinir sisteminin yapısı, duygusal deneyimlerimizin işlenme sürecinin temel parçalarındandır.

TPJ uyarılmasının yarattığı değişim beyninize yabancı hissetmenize yol açıyor ve bu yüzden ilk tepkiniz de korku oluyor. Ne de olsa kendi bedeninizi kendinizden ayrı bir şey gibi hissettiğiniz bir deneyime aşina değilsiniz. Bunun sonucunda amigdala negatif bir duygusal tepki veriyor fakat bu da halüsinasyonları daha kötü bir hale getirebiliyor.

beyindeki amigdala

Bu algı bulanıklığı ne tür bir deneyim yaratır?

Bu deneyim çeşitli şekillerde olabilir. Tıbbi açıdan bakarsak en çok yaşanan durum “beden dışı deneyimler” oluyor diyebiliriz. Bunlardan en yaygın olanları:

  • Uçuyormuş gibi hissetmek.
  • Kendi bedeninize dışarıdan bir gözle bakmak.
  • Bir ötekinin varlığını hissetmek.
  • Düşüncelerin ve rüyaların gerçekmiş gibi deneyimlenmesi.

Bu deneyimler akıl hastalığı belirtisi midir?

Arzy’nin deneyinde gösterdiği gibi, bu beyninden kopma deneyimi daha önce ailesinde akıl hastalığı geçmişi olmayan birinin de başına gelebilir.

Ancak insanların, beynin işleyişindeki aksaklıklar sebebiyle tuhaf şeyler yaşadığı durumlar da var. Örneğin:

  • Uyku felci. Bu durum hipnagojik ve hipnopompik sanrılarla ilişkilidir. Kişi uyku halinden çıkarken bedeninin kontrolünü kazanmadan önce zihinsel olarak uyandığı zaman uyku felci yaşar. Hareket etmeye çalışsa da kaslarının felç halinde olması sebebiyle yapamaz. Bunun sonucunda da beynin hareket algısında bir bozukluk olur.
  • Epilepsi ve şiddetli migren. Beyindeki elektriksel değişimler Arzy’nın deneyinde açıkladığına benzer etkiler yaratır.
  • Nörodejeneratif hastalıklar. Bunda halüsinasyonlar oldukça sık yaşanır. Sinir dokularının bozulmaya başlamasıyla duyusal asimilasyon problemleri baş gösterir. Bunu deneyimleyen yaşlılar genelde sevdiği bir arkadaşının ya da aile üyesinin varlığını hisseder.

Duyularınızın sizi yanıltarak deliriyormuş hissine kapılmanıza sebep olduğu vakalarda ise şu faktörler etkilidir:

  • Aşırı stres.
  • Uykusuzluk.
  • Duyu yoksunluğu.

Beynimiz ne kadar büyüleyici!

Arzy deneyi en şüpheci okurları bile şaşırtacak bulgulara sahip. Kendi bedeninin farkında olma yetisi aslında sandığınızdan daha kompleks ve hassas bir süreç.

Fakat hepsi bu kadar değil. Uzun yıllardır bunun “paranormal” bir şey olduğunu düşünmemiz de problemin bir parçası. Ancak artık bilim bize durumun bu olmadığını kanıtlamış bulunuyor.

Yürürken bir gölge görmek ya da cansız bir mankeni insan sanmak gibi şeyler sadece ufak çaplı birer halüsinasyon örneği. Bunların hepsi akıl sağlığınızın durumuyla hiçbir alakası olmayan ufak algısal hatalardan ibaret. Elbette bunun nereden kaynaklandığını anlamak da kendimizi daha iyi anlamamıza katkı sağlayacak bir şey.