Yaratıcılık: Kalbimizin Sesi

Ağustos 1, 2017

Yaratıcılık, duygulara ve hislere ışık tutar ve kalbin sesi olur. Hepimiz bu hediye ile doğarız, ancak rutin, stres, katı ve esnekliği olmayan işler yenilik ve yaratıcılık sesini tamamen susturabilir.

Yaratıcı insanlar yalnızca çizmeyi, kitap yazmayı veya etkili reklam kampanyaları tasarlamayı bilen insanlar değildirler. Yaratıcılık, aynı zamanda, alternatif çözümler bulma ve çevrenizdeki insanlarla daha iyi ilişki kurma kapasitesini de içerir.

Yaratıcı yetişkinler genellikle içlerindeki çocukla halen temas halindedirler ve dünyayı sadece siyah ve beyaz olarak görmeme yeteneğine sahiptirler.

Bugünlerde, yaratıcılık birçok şirket için işe alma sürecinde önemli bir kriter haline gelmiştir. Öyle ki, Google gibi işletmelerin seçim süreçleri bilgi teknolojisi ile ilgisi olmayan testler içeriyor. “Plastik bir tapayı kaç farklı şekilde kullanabilirsiniz?” veya “patronunuz size bir milyon dolar verirse, onunla yapabileceğiniz en iyi şey ne olurdu?” gibi sorular sıklıkla bu seçim süreçlerinde kullanılan sorulardır.

Yaratıcılık ve zeka

Yaratıcılık ve zeka arasındaki ilişki üzerine yapılan tartışmalar oldukça derin olmakla birlikte çok uzun zamandır süregelmektedir. Şu ana kadar ulaşılmış sonuç ise basit, o da kesin bir sonuca ulaşılamadığı. Zeki insanlar yüksek bir yaratıcılık potansiyeline sahiptirler, ancak her zaman yaratıcı veya özgün cevaplar vermezler. En azından bu konuyla ilgili yapılmış çok sayıda çalışmanın gösterdiği şey budur.

Yani diğerlerinden daha yaratıcı olan insanların genellikle dünyayı görme ve her şeyden önce düşünme ve hissetme alışkanlıklarının farklı bir şekilde işlediğini söyleyebiliriz.

Kişinin yaratıcılığını tek bir ölçekte ölçmek zordur. Gerçekte yaratıcılık, yaşamın birden çok alanında boy gösterir: plan ve strateji geliştirilmesi, yemek yapma, ev dekorasyonu, dans etme, enstrüman çalma, belirli bir tarzda giyinme, insanlarla etkileşim kurma, diğerlerini sevme…

Duyguların gücü

Büyük işletmelerde çalışan yaratıcı insanlar, satışları arttırmak için duyularla uyarılmış duyguların çok güçlü olabileceğini çok iyi biliyorlar. Örneğin: Mağazalarında, müşterilerin hemen tespit edebileceği farklı kokular kullanan giyim markaları vardır. Birçok eski araçta yeniden yapılan döşemeler “yeni araba kokusu” ile doludur çünkü şirketler, bu sayede müşterilerini memnun edeceklerini ve muhtemelen bunun gelecekteki satış şanslarını artıracağını biliyorlar.

Ayrıca, beyin duygusaldır ve sizi rasyonel tarafınızdan uzaklaştırıp beklenmedik adımlar atmaya iter, örneğin ihtiyacınız olmayan bir şey satın almak veya aniden bir şeylerden ilham almak gibi.

En yaratıcı insanların, öğrenmeye değer nitelikte diğerlerine kıyasla daha farklı algılama ve mantık yürütme yolları vardır. Aşağıdakileri bir düşünün:

Daha yaratıcı olmayı öğrenin

Edward de Bono, daha fazla seçeneğe olanak tanımak için analitik ve tek yönlü olarak baş gösteren yanal düşünce terimini yarattı. Yanal düşünme, fantezi kurma, metaforları kullanma ve kalıplaşmış kalıpları kırma gibi geleneksel olmayan ve farklı düşünme biçimlerini içerir.

Yaratıcılık, kendinize, duygularınıza ve çevrenizdeki uyarılara uygun bir denge kurmaya odaklanmayı gerektirir. Kendinizi bu sürece odaklayıp yeni fikirlere açık olmalısınız, ancak aynı zamanda hedefe odaklanmanız da gerekir.

Renkler, kokular, hisler. Belli renklerin ve kokuların beyinde diğerlerine kıyasla daha fazla tatmin edici bir etkiye sahip olduğunu biliyor muydunuz? Mavi ve yeşil daha sakinleştirici, vanilya ve yasemin daha rahatlatıcı, kahve kokusu ise daha uyandırıcı… Fakat aynı zamanda sadece hoş renklerle ve kokularla dolu bir odaya girmek yeterli değil. Düşüncelerinizi incelemek ve odaklanmak için doğal bir aydınlatmaya ve oturup izleyebileceğiniz bir pencereye ihtiyacınız var.

Sonuç olarak, yaratıcı insanlar, her şeyden önce, esnek düşünce süreçlerine ve açık bir zekaya sahip olan insanlardır. Yaratıcılık, kendinizi özgürleştirmek ve hayatın akışıyla daha büyük bir uyum içine girebilmek için geliştirip yararlanabildiğimiz bir yetenektir.