Duygular Bizi Niçin Akıldan Çok Etkiler?

· Temmuz 10, 2017

İnsanlar; algılar, duygular, hisler ve düşüncelerin bir karşımından ibarettir. Bütün bu unsurlar bir birim oluşturur ve bu birim, dünyadaki davranışlarımıza ve varlığımıza katkıda bulunur.

Zihnimiz, davranışlarımızı hem iyilik hem de kötülük istikametinde yönetmede son derece güçlü ve yeteneklidir. Zihnimiz sayesinde, çeşitli rasyonel süreçleri gerçekleştirmenin yanında olağanüstü güçlü kuvvetleri de hissederiz: duygular.

Dolayısıyla, akıl ve duygudan oluştuğumuzu kolaylıkla söyleyebiliriz. Bazen aynı yere işaret eden güçlerdir bunlar. ‘Kalbimizin sesini’ dinlemek ya da artılar ve eksiler listesini gözden geçirmek, elimizdedir.

“Kendi hislerimize karşı ne kadar açık olursak, başkalarının hislerini okumamız o kadar kolaylaşır.”

– Daniel Goleman

Bu karar verme sürecini analiz etmiş çalışmaların pek çoğu, genelde duyguların kazandığını tasdik etmektedir. Bunun nedeni, aklın öznel tecrübelerde daha yüksekte olmasıdır. Dolayısıyla, daha fazla tecrübe, zaman ve duygularınızın çiçek açmasından ziyade nedenler oluşturmanıza yarayacak becerilere ihtiyacınız vardır.

Duygular: hava gibi uçucu ve sülfür gibi tehlikeli

‘Duygu’ kelimesi Latince ’emotus’ kökünden gelir ve ‘hareket ya da dürtü’ veya ‘beni bir şeye iten şey’ anlamına gelir. Duygular, sizi hareket etmeye iten subjektif tecrübelerdir. Gerçek bir akıl yürütme eyleminden değil, dünyayı algılama şeklimizden doğarlar. Kısacası, faydalı olarak algıladığımız bir şey bizde zevk duygusu uyandırır. Aynısı, tam tersi için de geçerlidir.

Pek çok insan davranışı duygulara bağlıdır. Duyguların, verdiğimiz kararlar üzerinde büyük etkisi vardır.

Mesela, uzman psikolog Rob Yeung’a göre korku çok güçlü bir duygudur. Bu yüzden iletişimi etkilemek üzere ve siyasi stratejilerin etkili olması için kullanılır. Ayrıca utanç ve kibir de insanları manipülasyona açan duygulardır.

Duyguların kökenini keşfetmek…

Teoride duygular kesin değildir ama gerçekte çok kesin olabilir. İnsanların doğuştan getirdiği bir özelliktir ve hayattaki tüm yargı ve kararlarımıza işler. Bize düşen, duygularımızı inkar etmek değil, onları belirleyip kendi avantajımıza olacak şekilde iletebilmektir.

Duyguların, insan davranışına nasıl egemen olduğunu gösteren pek çok örnek vardır hayatta. Mesela, daha sabırlı olması gerektiğini düşünen bir kişi, kuyrukta sıra bekleyebilmeli ya da bir gecikmeye hoşgörü gösterebilmelidir. Aksi halde çaresizlik hissederek amaçlarını unutabilirler.

Duygular genelde bilinmeyen nedenlere itaat eder. Kahvemiz soğumuş bir şekilde geldiğinde neden sinirlendiğimizi bilemeyiz. Özellikle, aklımız bize bunun önemli bir şey olmadığını söylüyorsa. Mesela, kalabalık karşısında konuşma korkumuzu göz ardı etme eğilimindeyizdir. Günün sonunda kontrol edilebilen bir durumdur bu.

Gerçek şu ki duyguların gücü, tamamen kökleri ve gelişimlerinin belirsizliğinden kaynaklanmaktadır. Daha dağınık ve bazen de anlaşılmaz bir parçamızdır bunlar. Ne var ki derinden derine her duygu, ayakta kalma, türlerin korunması, savunma ya da saldırı ve benzeri iç güdülerimizin şeklini alır.

Akıl ve duygu arasında bir uçurum var mı?

Gerçek şu ki duyguyu akıldan ayıran kesin bir sınır ya da bariyer yoktur. Aslında her şey insan zihninin birlikte hareket eden boyutlarından ibarettir. Duygular, belli düşüncelere yol verir ve düşünceler de duyguları yaratır.

Her duygu, belli dereceye kadar düşünülür. Bu derece düşük olduğunda akıl karıştırıcı, tutarsız duygulara yol açar. Üzerinde pek düşünüp taşınmadığımız duygular, bozuk bir gerçeklik algısına yol açar.

Kendini ‘oldukça rasyonel’ şeklinde tanımlayan kişiler, bu mantıktan kaçamaz. Yeterince yakından bakarsanız, duygularınızı hayata akıtmayı reddetmek, muhtemelen sahip olduğunuzu sandığınız ‘kontrolü kaybetme’ şeklinde derin bir korkudan kaynaklanır.

Aynı şekilde, hiç akıl izi taşımayan tamamen duygusal eylemler, öyle ya da böyle absürttür. İnsanlar, bir tür kimyasal yoluyla serebral fonksiyonu engelleyen ya da bir tür beyin yaralanması yaşamadıkça serebral korteksini inkar edemez ya da göz ardı edemez.

Akıl ve kalp arasında dengeyi kurmak

Duygular, ‘dizginlerini ele almak’ gereken gereken kaçkın atlar değillerdir. Bunlar bizi insan yapan şeylerdir. Dünyamızı anlamlandırmamıza yardımcı olur. ‘Silinmesi’, inkar edilmesi ya da değersizleştirilmesi gereken şeyler değillerdir.

Tam tersine: hissedebilmek, insan olabilmek demektir. Sadece duygular temelinde aşk, fedakarlık, büyük hayaller ve eylemler kurulabilir. Ne var ki, duygularımızı ‘çiğ’ halde bırakmamız gerektiği anlamına gelmez. Duygularımızı düşünmeksizin onları tecrübe etmeye kalkmamalıyız.

Hissettiklerimize dikkat ettiğimizde denge sağlayabilir. Duygularımızı savunmak için değil, bize faydalı olacak duyguları iletebilmek için. Bu demektir ki korkuyorsam, en iyi seçenek bu duyguyu kabul etmektir. Onu keşfetmeli ve yararıma olacak bir güç haline dönüştürmeliyim. Neden olmasın? Mesela, kalabalık karşısında konuşmaktan korkuyorsanız, size yardımcı olabilecek muhteşem teknolojik araçlardan faydalanabilirsiniz. Böylece korkunuzla yüzleşebilirsiniz.

Duygular, bizi akıldan çok etkiler çünkü beynimizin daha ilkel ve derin bir bölümünde yer alırlar. Varlığımızın temelindedirler. Akıl ise duygularınızı yontarak yatıştırabileceğiniz bir kaleme benzer. Böylece daha iyi bir hayat sürebiliriz.