Üzüntü Neden Daha Uzun Sürer?

Mart 23, 2021
Hayatımızın bazı dönemlerinde üzüntünün sanki her şeyi kapladığını hissederiz. Bazen haftalar ve hatta aylar boyunca bu duyguyu ve elbette etkilerini yaşamak zorunda kalırız. Peki üzüntü neden bu kadar uzun süre devam eden bir duygudur?

Üzüntü neden insanı diğer duygulardan daha uzun süre etkisi altına alır? Pek çoğumuz mutlaka bu durumun farkına varmışızdır. Üzüntü duygusu ortaya çıktığında zihnimize adeta çok kötü bir yol arkadaşı gibi çöker. Bu duygu tıpkı solgun bir tül gibi üstümüze çöktüğünde çevremizdeki her şey bir anda gri tonlara bürünür. Bizi günler, bazen de haftalar boyunca dış dünyadan saklanarak kendi kabuğumuza çekilmeye zorlar.

Antoine de Saint-Exupery, üzüntünün bize yaşadığımızı hatırlattığı sürece bir etkileşim olmadığını, bir etkisinin bulunmadığını söylemiştir. Bu belki de doğrudur. Aslında çok az duygunun varoluşun anlamı konusunda bu denli belirgin bir örnek olduğu söylenebilir. Sadece bir hayal kırıklığından çok öte insanın kayıpları ile yüzleşmesi, pişmanlıkları ile başa çıkmak zorunda kalması ve bir daha hiçbir zaman geri gelmeyecek şeylerin bıraktığı izler, üzüntünün çok yoğun yaşanan bir duygu olmasına verebileceğimiz örnekler arasında yer alır.

Bunların yanında kesinlikle farkında olduğumuz bir şey daha vardır. Bu duyguyu kolayca söküp atmak, ondan kaçmak ya da beğenmediğimiz bir hediyeyi bir kenara atar gibi uzaklaşmak mümkün değildir. Üzüntü, şaşkınlık, neşe, sıkıntı, iğrenme ya da kızgınlıktan bile çok daha uzun süre etkisini sürdüren bir duygudur. Ancak bunun böyle olmasının bir nedeni vardır. Şimdi bu konuyu birlikte analiz edelim.

üzgün bir adam

Üzüntü Neden Diğer Duygulardan Daha Uzun Süre Etkisini Sürdürür?

Pek çok duygu gibi üzüntü de insanda kötü bir etkiye neden olur. Üzgün olduğumuzda ne yapmamız gerektiğini bilemez ve sanki en kötü düşmanımızmış gibi bir an önce ondan kurtulmak isteriz. Bunun da ötesinde eğer birisi üzgün ve moralsiz halimizin farkına varırsa, sıkça söylenen ancak yanlış bir biçimde kullanılan şu ifadeleri söylemekten asla geri kalmayacaktır: “Biraz neşelen artık, böyle üzülmene değmez. Hayat gerçekten de çok kısa.”

Ortak inanışlarımız nedeniyle bu duyguyu zayıflıkla ilişkilendiririz. Belki de bundan ötürü böyle bir durumla son derece mantıksız şekillerde başa çıkmaya çabalarız. Bu bağlamda, duygular konusunda yapılan çalışmalarda öncü psikologlardan biri olan Paul Ekman’a göre, eğer bu tür psikofizyolojik durumları daha iyi anlasaydık psikolojik evrenimiz çok daha iyi olurdu.

Öncelikle, Ekman’ın Daniel Goleman ile birlikte yazdığı Knowing Our Emotions adlı kitapta açıkladığı gibi üzüntünün diğer duygulardan daha uzun süre etkisini sürdürmesinin özel bir nedeni bulunmaktadır. Çünkü üzüntü pek çok diğer duygunun bir araya gelmesi sonucu ortaya çıkar. Yani bu hiçbir zaman tek başına görülmeyen bir duyguyla karşı karşıya olduğumuz anlamına gelir. Üzüntü tıpkı bir şişenin mantarı gibidir. Çıkardığımızda öfke, kızgınlık ve hatta korku gibi duyguların tamamı ortaya çıkar.

Bu gerçeği anlamak ve “üzüntünün nelerden oluştuğunu bilmek”, bu olumsuz duygunun üstesinden gelebilmek adına bize yardımcı olacaktır. Ancak bununla birlikte bu duygusal durumun neden daha kalıcı olduğunu açıklayan daha fazla faktör bulunduğunun da altını çizmek gerekir.

Üzüntü, Sebebi Olan Faktörlerle ve Bizim Yorumlama Biçimimizle Orantılıdır

Beş yıldır her şeyinizi verdiğiniz bir ilişki yaşıyorsunuz. İşlerin yolunda gitmesi için çok çaba sarf ettiniz ama sonunda durumu kabullendiniz. En iyi yol o kişiden ayrılmak. Ayrılıklardan ve özellikle de uzun süre mücadele ettiğiniz bir aşkın ardından hissettiğiniz tek şey sonsuz bir üzüntüdür. Ve bu durum sizi aylar ve belki de yıllar boyunca bırakmayacaktır.

Öte yandan sizinle aynı durumu yaşayan başka biri ise verdiği kararı bir tür rahatlama olarak görebilir. Bu küçük örnek bizlere aslında her şeyin son derece basit olduğunu göstermektedir. Üzüntü diğer duygulardan daha uzun sürer çünkü bu duyguyu harekete geçiren nedenler daha önemlidir. Yani üzüntüyle ilişkili olan olaylar aynı zamanda travmatik olabilirler. Ancak bunlara rağmen her şeyin aslında bunları tecrübe eden kişilerin yorumuna bağlı olduğunu da unutmamak gerekir.

Bunların da ötesinde, gerçekleri nasıl gördüğümüze ek olarak bir de sorunlarla başa çıkma konusundaki yeteneklerimiz de önemli bir faktördür. Bazı insanlar zorluklarla mücadele konusunda daha dayanıklı ve güçlüdürler. Diğer bir kısım insanlar ise kendilerini son derece savunmasız hisseder ve bu olumsuz duyguyu çok daha uzun süre hissetmek durumunda kalırlar.

Aynı Noktada Dönüp Durma Tehlikesi: Düşünceler Üzüntüyü Beslediğinde

Leuven Üniversitesi tarafından duyguların daha iyi anlaşılması için derinlemesine bir çalışma yapılmıştır. Bu bağlamda, neşe, korku, utanç vb. psikofizyolojik gerçeklerin ortalama olarak ne kadar sürdüğü araştırılmıştır. Sonuçta mutluluğun aslında düşündüğümüz kadar da uzun süren bir duygu olmadığı açık bir biçimde ortaya konmuştur.

  • Korku, şaşkınlık, sıkıntı ya da iğrenme gibi duygular çok kısa sürmüştür. Ancak yapılan tüm analizlerde her zaman etkisini en uzun süre devam ettiren bir duyguya rastlanmıştır: üzüntü.
  • Araştırmacılar bu durumun neden kaynaklandığını anlamak istemişler, üzüntünün neden haftalar ve bazen aylarca hayatımızdan çıkmadığını merak etmişlerdir. Bu sorunun cevabı düşünce tarzımızda gizlidir.
  • Sürekli olarak aynı noktaya gelme ve üzüntüyü tetikleyen uyarıcıları durmaksızın düşünme nedeniyle bu olumsuz duygudan sıyrılmak daha zor olmaktadır.

Bizi hayal kırıklığına uğratan, değer verdiğimiz bir şeyi kaybetmemize ya da acı çekmemize neden olan faktörleri düşünmeden duramamak sadece daha uzun süre üzülmemize neden olmaz, aynı zamanda duyduğumuz üzüntünün yoğunluğunu da artırır.

Ayrıca bir gerçek daha vardır. Bazen bu duyguyu ortada özel bir sebep olmadan da hissederiz. Ancak bu tür durumlarda da düşüncelerimiz acı ve olumsuzluk derecesini yükselten bir kazan gibi kaynamaya devam eder.

üzgün bir kadın

Üzüntü Neden Diğer Duygulara Göre Daha Uzun Sürer? Direnç Faktörü

Üzüntünün diğer duygulara oranla daha uzun sürmesinin diğer bir nedeni ise gösterdiğimiz dirençtir. Duyguyu kabullenmeyi reddetmek onu kontrol altına almayı daha da zorlaştıran bir etkendir.

Bu bağlamda, hissettiğimiz her duygunun var olduğunu onaylamak sağlıklı bir durumdur. Yani yaşadığımız anormal durumlarda karmaşık duygular içine düşmemiz son derece doğaldır. Bu duyguları anlamak, kabul etmek ve nasıl başa çıkacağımızı bilmek yaşamsal dengeyi sağlamamıza ve bunun sonucunda da daha sakin ve huzurlu günlere ulaşmamıza yardımcı olacaktır.

Bu yüzden içimizde bir yerlerde artık kalıcı hale gelmiş olan kalıpları yeniden düzenleme zamanının geldiğini söyleyebiliriz. Güçlü insan en fazla destek veren ve her yere yetişen insan demek değildir. Güçlü ve cesur insan, kendisini tanımlayabilen, rahatlamak için ağlayabilen ve daha iyi kararlar verebilmek adına kendi iç yolculuğuna çıkabilen insandır.

Direnç göstermek, güçlü görünmeye çalışmak ve hayatın bizi yıpratmadığı izlenimi vermek yaralarımızı daha büyük ve derin hale getirir. Bunun sonucunda da üzüntülerimiz daha uzun ve daha kalıcı bir şekle dönüşür. Antonio Damasio’nun da dediği gibi, insanlar duygusal davranan mantıklı varlıklar değil, mantıklı davranabilen duygusal varlıklardır. Duygusal farkındalık konusunda yetenekli olmak çok daha tatminkar ve sağlıklı bir hayata kavuşmamızı sağlayacaktır.

  • Philippe Verduyn, Saskia Lavrijsen. Which emotions last longest and why: The role of event importance and rumination. Motivation and Emotion, 2014; DOI: 10.1007/s11031-014-9445-y