Psikofizyolojik Bozukluklar: Hangi Duygular Vücudunuzu Etkiliyor?

Ocak 16, 2018

Endişeli olduğunuz zamanlarda başınız ya da karnınız ağrıyor mu? Ya da kramplar giriyor mu? Peki ya sinirli olduğunuzda? Görünen o ki duygularınız ve fiziksel acılar birbiriyle yakından ilişkili.

Sanıyoruz ki psikofizyolojik bozuklukların neler olduğunu anlamaya başladınız: sebebi (veya ilerlemesinin sebebi) psikolojik etkenler olan fiziksel hastalıklar. Vücudunuz için duyguları yönetmenin ne kadar önemli olduğunu öğrenin!

“90 hastalığın 50’si hatadan 40’ı cahillikten olur.”

– Paolo Mantegazza

Duygular psikofizyolojik bozuklukları neden etkiliyor?

Duygular, kendilerini üçlü tepki sistemi ile gösterir: Bilişsel, fizyolojik ve motor. Bilişsel sistem, farklı duygular yaşadığımızda sahip olduğumuz düşünceleri ifade eder.

Örneğin sinirlendiğimizde düşüncelerimiz şöyle gelişir: “beni rahatsız etmeye çalışıyorlar”, “bunu bana yaptıklarına inanamıyorum” gibi. Ancak bu iç konuşma aslında bize söylenenden farklıdır.

İkincisi, hissettiğimiz duygularla denk giden davranışlarımızdan oluşan motor sistemdir. Korktuğumuzda kendimizi korumaya veya kaçmaya çalışırız. Elbette mutluysanız davranışlarınız da ona göre şekillenir.yağmur ve kadın

Son olarak, psikolojik sistem vücudumuzdaki hislerden oluşur. Psikolojik dilde anlatacak olursak, belirli bir düzeye kadar bizi etkin hale getiren duygular olduğu gibi etkisiz hale getiren duygular da vardır.

Örneğin kaygı daha hızlı nefes almanıza ve kalp atışlarınızın hızlanmasına neden olarak psikolojik anlamda sizi çok yüksek düzeyde etkinleştiren bir duygudur.

Kaygı ve öfke psikofizyolojik bozuklukları nasıl etkiler?

Pek çok psikofizyolojik bozukluk vardır. Bunlar:

  • Kalp ve damarla ilgili (hipertansiyon)
  • Solunum (bronşit astım)
  • Endokrin (diyabet)
  • Sindirim sistemiyle ilgili (peptik ülser)
  • Bağışıklık sistemi
  • Kronik ağrı (eklem iltihabı) olabilir.

Bunlar yalnızca birkaç örnek. Duygularınız ve fizyolojik durumunuz yakından ilişkilidir. Özellikle de konu kaygı ve öfke olduğunda.

“Çaresizlik, mutsuzluk, keder ve sosyal talihsizlikten kaynaklanan hastalıklarla karşılaştırıldığında mikroplar hastalığa neden olan pek önemsiz şeylerdir.”

– Ramon Carillo

Hem öfke hem de kaygı psikolojik aktivasyonu artıran güçlü etkenlerdir. Kas gerilimi, hiperventilasyon ve yüksek nabız bilinen bazı belirtileridir.

Aslında vücudun bu tepkileri vermesinin nedeni, bahsettiğimiz duyguların yaratabileceği tehlikeleri önlemektir. Yani bu aktivasyonun amacı çok kötü sayılmaz.

Sorun bu duyguları çok sık, çok yoğun veya uzun periyodlar boyunca yaşadığımızda ortaya çıkar. Bu durumda vücudumuz o tehlike ne olursa olsun gergin haldedir ve bir kez cevap verdiğimizde ortadan kaybolmalıdır.

Ancak ortadan kaybolmazsa organlarımız fazla çalışmaya ve dolayısıyla farklı çalışmaya başlar.kanepede uyuyan kadın

Fiziksel belirtiler bu süreci nasıl etkiler?

Şimdiye kadar söz ettiğimiz şeyler bizi şu sonuca götürüyor: olumsuz duyguları yönetmemiz, farklı durumları nasıl algıladığımız ve onları nasıl yorumladığımıza bağlı.

Eğer uygulanabilir (sağlıklı) çözümler üretebilirsek vücudumuzun bu belirtileri göstermesine engel olabiliriz ve böylece psikofizyolojik bozuklukların önüne geçebiliriz.

Aynı şey fiziksel bir rahatsızlık yaşadığımızda da olur. İşte bazı uygulanabilir çözümler: hasta durumun ciddi olmadığına ikna edilebilir; durum ciddi olsa bile mücadele etmeyi istemesi sağlanabilir. Umut olduğu gösterilebilir ve durum gerçekten ciddi olsa bile daha uzun bir ömrü olduğuna ikna edilebilir.

“Aniden ortaya çıkan hastalık en tehlikeli hastalıktır.”

– Sénéca

Eğer bu üç seçenekten birini seçerseniz öfke ve kaygının psikofizyolojik bozuklukları tetiklemesini engelleyebilirsiniz. Kolay olmayabilir fakat iyi bir psikolojik destekle bu mümkün.