Pozitif Düşünme Neden Her Zaman İşe Yaramıyor?

19 Aralık, 2020
Olumlu bir zihniyet yapısına sahip olmak aslında oldukça faydalı. Bununla birlikte, bazı durumlarda, başka bir zihinsel odaklanma türü için kendinize biraz alan bırakmak daha iyi olacaktır.

Pek çok insan pozitif düşünme olgusunun her zaman işe yaramadığını ve umutlu bir tavrın iyi şeylerin olacağını garanti etmediğini artık fark etmiş durumda. Bazı uzmanlar, insanların bir tür “nazik bir seviyede olan bir karamsarlığı” kucakladıkları bir döneme girme eğiliminde olduklarını ve bu da onların hayatın bazen sizin istediğiniz şekilde davranmadığını anlamalarına yardımcı olduğunu söylüyor.

Bir açıdan bakınca, bu aslında çok da kötü bir şey değil. İnsan zihni, aşırı diyebileceğimiz bir biçimde, kutuplu algılara alışık bir yapıya sahip, bu da neden herkesin olayları “iyi” veya “kötü” olarak kategorize etme ihtiyacı hissettiğini de açıklıyor. Yani, her şeyin siyah ya da beyaz olmadığını anlamanın zamanı gelmiş olabilir.

On yıllardır, olumlu düşünmek, sürekli ve her yerde tekrar edilen bir tavsiye haline geldi. Sonuçta, insanların zorluklarla karşılaştıklarında tutunma eğiliminde oldukları şey de bu oluyor. Bir şekilde beyne iyimserlik enjekte etmenin bizi çaresizliğe düşmekten alıkoyduğu, pek de büyük bir sır değil.

Ancak, içerisinde bulunduğunuz an, belirsizlikle dolu. Öyle ya da böyle, ne kadar zor olursa olsun, sahip olduğumuz korkularla yüzleşmek gerekiyor.

Dahası, olaylara farklı bir perspektiften bakmanın da zamanının geldiğini ifade etmemiz gerekiyor; pozitif bakışın ve umudun hala ayakta olduğu bir yolla ama daha gerçekçi bir şekilde olaylara yaklaşmamız lazım. Bu, şüphesiz, herkesin zorlukları daha etkili bir şekilde yönetmesini kolaylaştıracaktır.

Pozitif düşünme neden her zaman işe yaramıyor?

Pozitif düşünme olgusunun birçok savunucusu ve aynı zamanda pek çok da karşısında duran kişi var. Konu bu noktaya geldiğinde, orta yol olmadığını bile söyleyebilirsiniz. 90’larda Martin Seligman veya Mihály Csíkszentmihályi gibi kişiler tarafından popüler hale getirilen psikolojik yaklaşıma, Wellesley Koleji’nde psikoloji profesörü olan psikolog Julie K. Norem’inki gibi eleştirel bakış açıları da eklendi. İster inanın ister inanmayın, Norem, herkesi çok spesifik bir konu ile ilgili uyarmaya çalışıyor.

2001 tarihli Negatif Düşünmenin Pozitif Gücü adlı kitabında, kültürümüzün pozitifliği çocukça görmesinden bahsediyor. Seligman’ın derslerine ve teorilerine katılım konusunda, bireylerin pozitifliği “moda” olarak gördüğü noktaya varacak kadar şiddetli bir azalma oldu. Aslında pek çok insan hayatın parlak tarafına odaklanarak her şeyin düzeltilebileceğini otomatik olarak varsaymakta.

Ancak, bu noktada gerçekçi olmakta fayda var. Bazen hayatın parlak tarafına odaklanmak neredeyse imkansız olabiliyor. Bu sadece anlaşılabilir değil, aynı zamanda beklenen de bir durum. Viktor Frankl’ın da işaret ettiği gibi, alışılmadık durumlara alışılmadık bir şekilde tepki vermek normal bir hareket. Bu nedenle, pozitif düşünmenin her zaman işe yaramamasının birçok farklı nedeni olduğunu anlamak da çok önemli. İsterseniz bu yapıyı biraz daha analiz edelim.

Pozitif düşünmek neden her zaman işe yaramıyor?

Pozitif düşünme sizi negatif sonuçlarla yüzleşmeye hazırlamaz

“Her şey yoluna girecek” ifadesini defalarca tekrarlamak ters etki yaratabiliyor. Yalnızca diğer olasılıkları görmezden gelen başarılı sonuç odaklı yaklaşıma odaklanmanın oldukça büyük bir tehlikesi bulunuyor. Bu şekilde, işler düşündüğünüz gibi gitmezse, içerisinde bulunduğunuz durum, sizi hem duygusal hem de psikolojik olarak hazırlıksız yakalayabilecektir.

Bu durumlarda yapılacak en iyi şey gerçekçi bir yaklaşıma sahip olmak. “Umarım her şey iyi sonuçlanır, ama olmazsa, bununla yüzleşeceğim. Kabul edeceğim ve uygun şekilde başa çıkacağım.

Pozitif yaklaşım pasif bir tutum benimsemenize neden olabilir

Julie K. Norem, kitabında gerçeklik üzerine biraz kötümser bir bakış açısı benimsemenin tavsiye edildiğini açıklıyor. Bu, tüm olasılıkları göz önünde bulundurmak ve kendinize istediğiniz ve umduğunuz şeyin olabileceğini hatırlatmakla ilgili, ancak aynı zamanda işlerin ters gitme olasılığı da bulunuyor. Bu koşullarda ne yapacağınızı düşünmeniz sizin için önemli olacaktır.

Bu olumsuz sonuçları önlemek için elinizden gelenin en iyisini yapmalı ve çok çalışmalısınız. Her şeyin yoluna gireceğini varsayarsanız, büyük olasılıkla pasif bir tutum benimseyeceksiniz ve bu sizin için oldukça tehlikeli sonuçlar doğurabilir.

Olumlu düşünmek her zaman için yaşayacağınız endişelerin karşısında işe yaramayacaktır

Endişeli bir zihin, hayatın iyi yanlarını görememe özelliğine sahip olacaktır. Bu anlamda, endişeli, stresli ve duygusal olarak zorlandığınızı hissettiğiniz durumlarda, pozitif düşünmek her zaman pek de işe yaramaz. Başkaları size neşelenmenizi ne kadar söylerse söylesin, buna inanmadığınız için hala moralinizi bozduğunuz durumlar olacaktır.

Bu bağlamda, kabul ve kararlılık terapisi uygulamalarının gündeme getirdiği yaklaşımları dikkate almak ilginç olacaktır. İster inanın ister inanmayın, bu yaklaşımlar, hayatın kolay olmadığını ve düşmenize, yanılmanıza ve zaman zaman umutsuz hissetmenize de hayat içerisinde yer olduğunu anlamanıza yardımcı olabilirler. Ancak bu, kendinize olan bağlılığınızı kaybedebileceğiniz anlamına da gelmiyor. Yani, bir denge tutturmalısınız.

Gerçekleri doğru algılamak lazım.

Aşırılıklara teslim olmak asla iyi bir seçenek: saf pozitivizmden ve kronik karamsarlıktan kurtulun

Olumlu düşünmek her zaman işe yaramayacaktır, çünkü hayat öngörülemez bir olgu. Ayrıca, zorluk, hayal kırıklığı, korku ve acıya karşı da başa çıkma stratejileriniz yeterli olmadığı için de belki bu duruma düşüyor da olabilirsiniz.

Hayat, deneyimlerden oluşan bir kaleydoskop. Bazen iyi, bazen kötü ve bazen de sadece ortalama deneyimler her zaman hayatınızda yer alacaktır. Hem sakin günlerde hem de fırtınalı gecelerde tüm bu okyanuslarda gezinmeyi öğrenmelisiniz.

Bu kötümser olmanın daha iyi olduğu anlamına mı geliyor? Anlatmaya çalıştığımız böyle bir şey değil. Ancak saf ve kendinden emin bir pozitifliği benimsemek pek de tavsiye edilmez. Bir şeyin gerçekleşmesi için onu sadece çok istemenin yeterli olduğuna inanmamalısınız. İçerisinde bulunduğunuz an oldukça karmaşık bir sürecin tam ortası ve muhtemelen bu formülün işe yaramadığını çoktan fark etmişsinizdir. Aşırılıklarla yaşamak hiçbir zaman çok iyi bir seçenek değil.

Kısacası, gerçekçi olmalısınız. Günlük zorluklarla başa çıkmak konusunda kendinizi eğitin ve öngörülemeyen ve hatta acı verenlere tahammül etmeyi öğrenin. Bununla birlikte, her şeyin denge ile ilgili olduğunu unutmayın, bu da umudu beslemeye devam etmeniz gerektiği anlamına geliyor. Sonuçta, bunu yapmak varoluşsal bir gereklilik demek de oluyor.

K. Norem Julie K. (2001) El poder positivo del pensamiento negativo. Paidós.