Mary Shelley: Problemli Bir Yaşam

16 Mart, 2020
İnsanlar Mary Shelley'nin kocası Percy Shelley, Lord Byron ve diğer arkadaşları ile gecenin geç saatlerinde gizemli hikayeler ile ilgili konuşmak için buluştuğunu söylerler. Bu buluşmalardan birinden sonra, Shelley rüyasında Frankenstein'ın, kendisinin en ünlü kitabının, ana parçalarından birini oluşturacak karakteri gördü.

Tarihteki ilk büyük bilim kurgu romanının Mary Shelley tarafından yazılmış olan Frankenstein (ayrıca Modern Prometheus olarak da bilinir) olduğunu çok fazla insan bilmez. Shelley’nin ünlü kitabı yazılışından beri filmlere, televizyona ve hatta çizgi filmlere bile adapte edildi. Ancak, bu kitap çok az kadın romancının olduğu, ve başarılı kadın romancıların daha bile az olduğu bir zamanda yazılmıştı.

Mary Shelley’nin hayatı en az eserleri kadar büyüleyici idi. Korkunç trajediler, ölümüne kadar kalbinde tuttuğu büyük bir aşk, cesaret ve macera hayatını doldurmuştu.

Mary Shelley tarihin harika yazarlarından oluşan onur listesine Frankenstein kitabı ile girmiş olsa bile bu roman kendisinin tek romanı değildi. Başka romanlar ve oyunlar da yazdı, ki bu eserler son yıllarda uzmanların dikkatini giderek daha fazla çekmeye başlamıştır. Ancak, yaşamı sırasında bu harika romanının başarısı o kadar büyüktü ki diğer çalışmalarını gölgesi altında bıraktı.

Açık bir şekilde duran bir kitap.

Mary Shelley Çok Farklı Bir Kızdı

Mary Shelley 30 Ağustos 1797’de Londra, İngiltere’de doğmuştu. Ailesi açık bir şekilde çok ileri görüşlüydü. Mary filozof, gazeteci ve romancı olan babası William Godwin ile hep çok yakındı. Annesi Mary Wollstonecraft bir filozoftur ve feminist hareketin öncülerinden biridir.

Ne yazık ki, Mary’nin annesi kendisini doğururken öldü. Raporlara göre annesi bir enfeksiyon kaptı ve bunun sonucunda ortaya çıkan ateş kontrolden çıkarak ölümüne sebep oldu. Mary’nin annesi Mary’yi yalnız iken doğurdu ancak Mary’nin babası onu halihazırda olan ailesi ve kızının yanında hayatına iyi bir şekilde karşıladı. İki kız kardeş olarak büyüdü ve hayatları boyunca çok yakın bir ilişkileri oldu.

Mary üç yaşındayken babası iki kızı olan bir kadın ile evlendi. Tüm kanıtlara göre Mary üvey annesinden nefret etmeye başladı. Ancak buna rağmen mutlu bir çocukluk ve ergenlik dönemi yaşadı. Babası onu ve kardeşi Claire’i son derece liberal bir şekilde yetiştirdi ve onlara iyi bir eğitim sağladı.

Gizli Bir Aşk

Mary Shelley 17 yaşındayken şair ve yazar olan Percy Bysshe Sheley ile tanıştı, Percy bu sırada evliydi. O dönemde 22 yaşındaydı ve sık sık Mary’nin ailesinin evine geliyordu çünkü babasının bir arkadaşıydı. İkili gizli bir şekilde Mary için özel bir mekan olan Mary’nin annesinin mezarında buluşmaya başladı. Mary, yazı yazmayı annesinin mezar taşındaki adını parmakları ile takip ederek öğrendiğini söylerdi.

Mary Shelley aşk ve evlilik ile ilgili liberal bir görüşe sahipti. Babası ve genel anlamda toplum ilişkilerine karşı çıkıyordu. Ancak sevgililer Mary’nin üvey kardeşi olan Claire’in yanına, Fransa, Paris’e kaçtılar. Çiftin ilişkisi edebiyata ve yeni fikirlere ilişkin duydukları ortak ilgiye dayanıyordu. Ancak Percy alacaklılarından kaçabilmek adına sık sık taşınmak zorunda kalıyordu.

Bu ayrılıklar 1814’te hamile kalan Mary’yi büyük ölçüde üzüyordu. Ancak, bu sırada Percy açık bir şekilde Mary’nin üvey kardeşi ile flört ediyordu. Mary 1815 yılının Şubat ayında doğum yaptı ancak kızı bir aylık bile olamadan önce öldü. Son derece doğal bir şekilde, bu durum Mary’yi derin bir depresyona sürükledi.

Eski görünen, kapalı bir kitap.

Harika Bir Yazar

Bu olaylardan kısa bir süre sonra Percy’nin karısı intihar etti. Bu toplumun büyük bir kısmının Percy’nin Mary ile olan ilişkisini reddetmesine yol açtı. Bundan ve var olan borçlarından dolayı çift taşınmaya karar verdi. Cenevre’ye gittiler ve burada büyük bir şair olan ve aynı zamanda Mary’nin üvey kardeşi ile birlikte bir oğlu olan Lord Byron ile ilginç akşamlar geçirdiler. Bu akşamlar Mary’ye ilham verdi, Frankenstein’ın olay örgüsünü rüyasında gören Mary kısa bir süre sonra kitabı yazmaya başladı. 

Mary’nin Percy’den iki çocuğu daha oldu. Bundan sonra İtalya’ya gidip göçebe bir yaşam sürdüler. Çiftin en büyük oğlu 1818’de öldü ve bundan bir yıl sonra da en küçük kızları öldü. Mary çoğu zaman depresyonda ve hastaydı. Ancak, 1819’da dördüncü bir çocukları oldu ve bu çocuk hayatta kalan tek çocukları oldu.

1822’de Percy bir yelkenli tekne ile yaptığı bir yolculuk sırasında boğuldu. Mary Percy’nin vücudunun yakılmasını istedi, ancak ilk önce kalbinin çıkarılmasını talep etti. Bundan kısa bir süre sonra dördüncü çocuğu Percy Florence ile birlikte İngiltere’ye geri döndü. Hayatının son yıllarında Mary vücudunun farklı yerlerinde gerçekleşen felçler yaşadı. 54 yaşında iken, büyük ihtimalle bir beyin tümörünün kurbanı olarak öldü.

Ölümünden sonra insanlar Mary’nin evine bakarken masasına rastladılar. Masanın çekmecelerinden birinde Mary’nin kocasının kalbini buldular, kalbi bir ipek kumaşa sarılmıştı ve Mary’nin bir şiiri ile Percy’nin küllerinin bir kısmı da yanındaydı. Ayrıca Mary’nin vefat etmiş olan üç çocuğuna ait saçlar da buldular.

Tirado, G. P. (2012). Vida artificial y literatura: mito, leyendas y ciencia en el Frankestein de Mary Shelley. Tonos digital: Revista electrónica de estudios filológicos, (23), 36.