Japon Psikolojisinin 5 Öğretisi

· Temmuz 29, 2018

Japon psikolojisinin temelleri hayattaki özel bir felsefeye dayanır. Japonlar duygularını mantık çerçevesinde düşünerek bununla spiritüel bir bağlantı kurarlar. Ayrıca onlar ailelerini ve topluluklarını yüksek önem seviyesinde tutarlar. Başkalarına üst düzeyde saygı duymak onların kültürünün bir parçasıdır. Gruplar arası saygı da onlar için dikkat edilmesi ve sürdürülmesi gereken bir başka önemli konudur.

Japon kültürü çok ilginç ve farklı olmasına rağmen Japonların sorunları da bizimkilerle aynıdır. Maddi sorunlar, evlilik sorunları, iş stresi, çalışma baskısı ve kişisel sorunlar. Bunların hepsi Japon psikolojisinin analitik bir yaklaşımla çözmeye çalıştığı günlük hayat problemleridir. Bu kişiler arasında Hayao Kawai konu ile en alakalı noktalara değinmiştir.

İlk bakışta Japon psikolojisi Batı psikolojisinden çok farklı gözükebilir. Fakat birçok ortak noktaları vardır. Doğu felsefesi ve Budizm ilkelerine göre değerlendirildiğinde de benzer yaklaşımları vardır. Tüm bunlar kişisel gelişime ve psikolojik sağlamlığa bağlı bir düşünce ortaya koyar.

Japonya’daki intihar oranı Dünya sıralamasının çok başlarındadır. İskandinav ülkeleri bu listenin başında gelir. Fakat 2006’dan beri Japon popülasyonundaki intihar sayısı büyük ölçüde azaldı.

Bunun sebeplerinin başında işsizlik ve çalışma baskısı geliyor. Devlet psikolojik desteğe ve intiharı engellemeye olan yatırımını büyük ölçüde arttırdı. İntiharların sayısı Tokyo ve Kyoto gibi büyük ekonomik merkezlerde ise daha fazla. Çünkü bu gibi yerler kırsal kesimde hissedilen denge ve hayattan tatmin olma hislerinden yoksun.

kırmızı elbiseli japon

Japon psikolojisinin 5 öğretisi

Munesuke Mita tarafından yazılmış “Modern Japonya’nın Sosyal Psikolojisi” gibi kitaplar Japon kültürünü besleyen düşünceler hakkında fikir sahibi olmamızı sağlar. Bu düşünceler bazen çok geleneksel olsa da ticaret ve mühendislik konularında oldukça modern ve sofistike olabiliyorlar.

Japon psikolojisini oluşturan hayat felsefesini ve dinamikleri detaylı bir şekilde anlayabilmek için Japonlar hakkında belli başlı noktaları bilmeliyiz. Bunlar onların duygularını nasıl yönettiğini ve psikologlarının akıl sağlığını korumada ne gibi stratejiler kullandıklarını kapsar.

1. Duygusal dünya – tatemae ve honne

Japonlar duygularını bir mantık çerçevesine oturtma ve kendilerini ifade ederken sessiz kalma konularında çok başarılılar.

Duygusal dünyalarını içinde bulundukları şartlara göre yönetirler. Tatamae halkın davranışı anlamına gelir ve sessiz kalmak çok önemliyken saygı, denge ve kendini tutma tercih edilir.

Honne her bireyin açıklayabileceği, üzerine düşünebileceği ve kendi başınayken üzerine kafa yorabileceği duygular anlamına gelir. Bu spiritüel bir bakış açısıyla ilişkilidir. Japon psikolojisinin temelleri Budizm ve Taoizm’e dayanır. Bundan yola çıkarak her birey iyileşme ve rahatlamada kendi yolunu bulur.

japon bayrağı altında iki kişi

2. Gruplar arası güven

Japon halkında ortak bir sosyal bütünlük anlayışı hakimdir. Aileye karşı saygı son derece önemlidir. Aynı şekilde kişinin kendi toplumuna duyduğu saygı da çok önemlidir ki bu kişisel çıkarlar yerine ortak faydayı düşünme anlamına gelir. Örneğin, biri hastayken başkalarına bulaşmasını engellemek için sokakta maske takarak gezer.

Japonlar bir grup yapısı içinde bireye saygılı olmaları ile bilinirler. Bu özellikleri 2011’de Fukuşima’da meydana gelen tsunami ve deprem felaketlerinden sonra onlara çok fayda sağlamıştır.

3. Arugama, bir şeyi olduğu gibi kabul etmek

Kabullenmek Japon psikolojisinde önemli bir yere sahiptir. Fakat kabullenmek teslim olmak ya da vazgeçmek anlamına gelmez. Japonlar her zorlu şeyin kırılarak, çatlayarak ya da dağılarak son bulduğuna inanır. Kabullenmeyen ve direnenler akışa ayak uyduramazlar, adapte olamazlar ve hayatta kalamazlar.

Arugama bir şeyleri olduğu gibi kabul ettikten sonra ileriye doğru hareket etmekten başka çare olmaması, değişimin özü anlamına gelir.

4. Farkındalık

Japon psikolojisinde “Morita Terapi” oldukça popülerdir. Bireye farkındalık getirmek üzerine odaklı bir psikolojik yöntemdir. Bu birçoğumuza bir şey hatırlatabilir (Albert Ellis’in Rasyonel Duygulu Terapi’sine çok benzerdir). Fakat Doğu Kültürü bunu yıllardır uygulamaktadır. Bu terapinin en büyük özelliklerinden biri kişinin bireysel tecrübelerinin farkında olmaktır. Acıyı, hayal kırıklığını, korkuyu, endişeyi anlamak gibi.

Kişi kendi bireysel gerçekliği ile bağlantı kurduğunda terapistler iyileşmeyi teşvik etmek için 4 adım öneriyor. Bunlar dinlenme, meditasyon, doğru beslenme ve günlük hayata yavaş yavaş hazırlanma.

suda sanat eseri

5. Yaşadıklarımız üzerine düşünmek ve bunları doğa ile ilişkilendirmek

Bu yaklaşım diğerlerinden farklıdır. Japon psikolojisi içe dönüşün gerekliliğini yaymaya çalışır. Kişiler kendi hayat hikayelerini, başlarına gelenleri, çektikleri acıları, neler keşfettiklerini ve nelerden keyif aldıklarını görür. Kendi hikayelerini doğada gelişen olaylar gibi görürler.

Hepimiz büyür, olgunlaşır, bizde ağaç gövdelerinde olduğu gibi derin izler bırakan şeyler yaşarız. Her birimiz olayların en kötüye gittiği zamanda çiçek açabiliriz. Daha güçlü olmak için köklerimizi besleriz.

Hayatın bir akışı vardır. O durmadan akan bir nehir gibidir. Rüzgarın ağaç yapraklarını ve denizlerin yüzeyini taşıması gibi. Kaderin kurbanı gibi hissetmektense doğa gibi kendimizi yenilemeye ve filizlenmeye istekli olmalıyız.

Japon psikolojisi bize düşündüğümüzden de tanıdık. Bizim de birçok yaklaşımımız günlük hayatımız için çok faydalı olabilecek bu kişisel gelişim tavsiyeleri ile benzerdir. Eğer dilerseniz uygulayabilirsiniz, sizin için çok faydalı olabilirler.