İyi İnsanlar Bir Şey Yapmadığı İçin Kötülük Var

19 Nisan, 2018

Nezaket bayrağını çeken ve özgecilikleriyle gurur duyan insanlar var. Ancak sözleri, “her gün” kötülüğe tanık olup hiçbir şey yapmadıklarında boş çıkmaktadır. Haksızlık ve başka insanların aşağılanmaları karşısında başlarını çevirip sessiz kaldıklarında bu sözlerin etkisizliği ortaya konmaktadır.

Kötülüğün bir klasik şekli, bütün insan grubunun soykırımıdır. “Kötülük” kelimesini duyunca bir şekilde başkalarının canını alan insanları düşünürüz. Bir işkenceci ya da bir tanrı adına insan öldüren bir terörist hayal ederiz. Bununla birlikte, her gün her dakika, etrafımızda kötü eylemlerin gerçekleştiğini açıkça belirtmek zorundayız. Ailelerimiz ve bize yakın olan kişilerin başına gelebilir bunlar.

“Dünya, kötülük yapan insanlar için değil, bununla ilgili hiçbir şey yapmayan insanlar yüzünden yaşamak için tehlikeli bir yer.”

– Albert Einstein

Ayrıca çoğumuz her gün televizyonda ve sosyal medyada gördüğümüz savaş veya şiddet içeren durumlara karşı insanları koruma fırsatına sahip değiliz. Ancak bazen tek yapmamız gereken şey, insanlık duyumuzu ihlal eden şeylere şahit olmak için ekranlarımızdan başımızı kaldırmaktır.

Ve sık sık, bu eylemlere sessizce eşlik ediyoruz. Hiçbir şey yapmadan, başka bir yöne bakarak, rahatsızlığımızı yutup dikkatimizi başka bir şeye doğru çevirerek, o eyleme katılıyoruz.

Komşu evlerin duvarlardan geçerek bize ulaşan zorbalık veya bağırışları duymak gibi durumlardan bahsediyoruz. İçeride çocuklar ağlıyor ve eşler sessizce istismar ediliyor. Ayrıca evcil hayvanlarına zarar veren komşudan, okula götürdüğü çocuğuna kötü davranan anneden, çalışanını sömüren ve küçük düşüren yöneticiden bahsediyoruz.

Kötülüğün birçok yüzü, şekli ve gücünü yayma yolları vardır. Yine de, hayatta kalmasının nedeni çok açıktır: çünkü sözde “iyi insanlar” bunu durdurmak için hiçbir şey yapmazlar.

gözdeki kız

Kötülüğün kökeni ve kötülüğün hoşgörülmesi

Arthur Conan Doyle,kitaplarında Sherlock Holmes ve Profesör James Moriarty’nin yüzleştiği bölümde çok ilginç bir terim kullanmıştır. Moriarty’nin “ahlaki çılgınlık” tan muzdarip olduğunu söylemiştir. Kasıtlı olmadan,bu ifade aslında çoğumuzun sahip olduğu bir fikri kapsıyor. Buradaki fikir şudur ki, sadece hasta insanlar veya bir tür psikolojik bozukluğu olan insanlar kötü davranışlar gerçekleştirebilirler.

“Patolojik” etiketini kullanabildiğimiz sürece, mantıksız ve açıklanamaz gibi görünen davranışlarda bir anlam buluyor olabiliriz. Bununla birlikte, ne kadar cesaret kırıcı olsa da bu durum, her zaman hastalık ya da rahatsızlıklarla ilgili olmak zorunda değildir. Aslında, çoğu durumda korkunç, yıkıcı davranışlarda, herhangi bir antisosyal kişilik bozukluğu veya hastalık yoktur.

Bazen normal bir insan kötülük yapar, çünkü böyle yetiştirilirler. İşlevsel olmayan bir çocukluktan öğrenilmiş olabilirler. Diğer zamanlarda, dürtüleri ve dış etkilerinden uzaklaşan zayıf duygusal kontrolleri olan insanlardır. Son olarak, çevremizin ve koşullarımızın bizi bir kötülüğe doğru sürükleyen bir akım gibi davrandığı zamanlar vardır.

Albert Ellis, kötü bir “öz” in ya da kötü bir genin bulunmadığını ya da en azından son derece nadir olduğunu söylemiştir. Gerçek şu ki, hepimiz doğru anı ve koşulları göz önünde bulundurarak, kötülüğün suç ortağı olma yeteneğine sahibiz.

Niçin haksızlık karşısında sessiz kalıyoruz?

Bu makalenin başlığına geri dönelim. Kötülüğün galip olmasının nedenlerinden biri, sözde iyi insanların hiçbir şey yapmadıklarıdır. Peki ama neden? Neden harekete geçmiyoruz? Hareketsizliğimizi açıklayan şey nedir? Gözlerimizin gerçeklere sıkı sıkıya kapalı olması mı? Kötülüğün yaşandığı yer haricinde her yere bakıyor olmamız mı? Bazı temel örneklere bakalım ve bunun üzerinde düşünelim.

  • İlk sebep basit. Kendimize, gördüğümüz şeyin bizimle hiçbir ilgisi olmadığını söyledik. Biz sorumlu değiliz, buna sebep olmadık ve acı çeken kişi grubumuzun bir parçası değil. Duygusal katılım eksikliği, kesinlikle hareketsizliğimizin temel nedenlerinden biridir.
  • İkinci nokta, huzuru koruma ihtiyacımızla ilgilidir. Örneğin, başka bir öğrenciye yapılan zarara tanıklık eden bir genç, bir şey söylemek yerine sessiz kalmak isteyebilir. Onun pasifliği, dengesini bozma korkusundan kaynaklanabilir. Sosyal konumunu da riske atmaktan korkuyor olabilir. Kurbanı savunmak onu tehlikeli bir yere koyabilir. Orada, statüsünü kaybetme riskiyle karşı karşıya kalır ve belki de av olarak kendini bulur.

Kolay olmadığını biliyoruz, özellikle kaybedecek bir şeyimiz olduğunda ve diğerlerinin kazanacakları bir şey olduğunda. Yine de, olabildiğince çok müdahil olmalıyız. Yardıma ihtiyacı olan kişiyi savunmanın yeni yollarını aramaya çalışmalıyız. Filozof Edmund Burke’nin dediği gibi, adaletin olmasının tek nedenş insanların adaletsizliğe karşı olmak için çaba göstermeye çalışmasıdır.

Gözlerinizi gündelik kötülüklere açmanın önemi

Bunu daha önce söyledik ve tekrar söyleyeceğiz: kötülük birçok şekil ve boyutta gelir. Bu ince olabilir ve birçok dil konuşur. Ayrıcalık, sözlü saldırganlık, ayrımcılık, ret, adaletsizlik…

“Tolerans kötüye uygulandığında bir suçtur.”

– Thomas Mann

Mesele, çıkıp kötülüğü ve acıları aramakla ilgili değildir. Çok daha basit, temel ve faydalı bir şeydir. Tek yapmamız gereken şey, gözlerimizi tam karşımızda yaşanan şeylere açmaktır. Her gün, kendi semtlerimizde yaşanan şeylere. Hepimiz adaletsizliği durdurmaktan sorumluyuz ve buna başlamak için kendi evimizden daha güzel bir yer yoktur. 

taştaki kuş

Ahlaki dürüstlük, her gün yerine getirmemiz gereken görevimizdir. Bir şey yapmaya karar verdiğimiz zamandır. Suçları, kötü muameleyi, saldırganlığı veya haksızlığı kınarız. Gelin, iyiliğe gerçek bir ses verelim.