İsimsizlerin Çektiği Acı

· Kasım 18, 2017

İsmi olmayan, yalnızca üzerindeki etiketlerle var olmaya çalışan insanlardan bahsedelim. Akıl sağlığıyla ilgili konulan teşhisleri sanki kırmızı bir kurdele gibi üzerinde taşıyan, yanlış anlaşılmaya mahkum varlıklar olmakla suçlanan insanlardan söz edelim bugün. Bu insanlar tehlikeli, tuhaf, zararlı veya garip diye etiketlenmiş ve toplumdan dışlanmış olanlar. Ve yine bu insanlar kendilerini tanımaya dahi tenezzül etmeyen kişiler tarafından yanlış anlaşılıyorlar.

Yolda gördüğümüz pek çok insandan farkları yok. Mahallenin kaçık çocuğu, tuhaf komşu ya da sokakta yürüyen yabancının biri… Sanki onlar birer insan değil; başkalarının gözünde insan değeri olmayan, etiketlerden oluşmuş ve öyle de olmaya devam edecek birer varlık. Sanki kimliği olmayan yürüyen teşhisler sadece…

Belki de böyle etiketler duymaya alışıksınız ve bunları duymak zorunda kalan insanların nasıl hissettiğini hep merak ediyordunuz. Belki de yalnızca onlara söylenen hakaretlere tıpkı size de komik geldiği gibi, komik olduğunu düşündükleri için güldüklerini sanıyordunuz. Fakat belki de, onları ilk görüşte yargılayan bu insanların eleştirilerine dayanacak güçleri olmadığı için gülmeyi tercih ediyorlardır. Eğer siz bu durumda olsaydınız, bu şekilde yargılanıp, dışlanıp, empati kurulmadan aşağılansaydınız ne hissederdiniz?

“Etiketleyerek beni yok sayarsın.”

– Soren Kierkegaard

Kâğıttan umutlar

Başta insanlar, eğer onlara bir teşhis konmuşsa kötü hissetmeye sebepleri olduğunu, tedavi görmeleri ve sorunlarını çözmeleri gerektiğini düşünürler. Ancak çoğu zaman, konulan bu teşhis onlara yardımcı olmaktan çok üzerine yapışan bir etikete, ağır bir yüke dönüşür.

Bunun bir yük olduğunu söyledik çünkü toplumun gözünde bu kişiler zararlı olabilecek tehlikeli, agresif, kontrol edilemez ve güvenilmez insanlar. Bu nedenle onlara verilecek ne bir iş vardır, ne umut, ne de daha iyi bir hayat vardır. Bütün diğer unutulmuş ve dışlanmış insanlarla birlikte yaşamak üzere hüküm giymişlerdir.

Kağıttan kurdukları hayallerin ve umutlarının suda batışını gördükçe artık acıdan başka bir şey hissetmez olurlar. Dahası bu insanlar topluma yeniden kazandırılmaya çalışılır. Peki neden? Yani bunun, bu insanları yargıladıktan ve onlara kendilerini ifade etme; aslında değerli olduklarını anlatma fırsatı tanımadıktan sonra ne anlamı var? Her 5 İspanyol’dan birinin hayatı boyunca en az bir kez depresyon hastası olma riski var.

“Anlamadığımız şeylerle yaşayamıyor oluşumuz ne kadar acıklı. Her şeyi etiketlemeye, açıklamaya ve yeniden yapılandırmaya çalışmamız ne tuhaf. Üstelik bu bile anlaşılmazken.”

– Chuck Palahniuk

Yetersiz tedavi

Ancak unutulmakla cezalandırılmış bu insanların cehennemi burada bitmiyor. Sağlık sisteminde de dışlanmayla karşı karşıyalar. Çeşitli hastalıklar için bazı deneysel tedavi yöntemleri bulunmasına rağmen bu tedavilere erişim onlar için oldukça zor.

İspanyada, ESEMeD araştırmasına göre, çok yaygın ve bilinen bir rahatsızlık olan depresyon için, hastaların %62’sinin yeterli psikolojik tedaviye erişimi yok. Bunun yerine, bu rahatsızlık için ya bir psikolog ya da bir aile hekiminin yazdığı ilaçlar veriliyor. Fakat, Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, depresyon için tercih edilen tedavi yönteminin hem ilaç hem de psikoterapi içermesi gerekiyor.

Öte yandan sağlık hizmetlerindeki kesintilerden şikayet ederken bile akıl sağlığı konusunu unutuyor ve ihmal ediyoruz. Bunun bize uzak bir kavram olduğunu düşünüyor; yabancı ve tuhaf insanlara özgü bir hastalık olduğuna ve bizi ilgilendirmediğine kanaat getiriyoruz. İspanya’daki her beş kişiden birinin depresyona yakalanma riski var.

Ayrıca, İspanya’da akıl sağlığıyla ilgili sorunlardan kaynaklanan intiharlar iki katına çıkmış durumda. Üstelik antidepresan kullanımı dört kat arttığı halde intihar girişimlerindeki oran azalmak yerine artmaya devam ediyor.

Bu, psikolojik ilaçların aslında yararsız olduğu anlamına mı geliyor? Doğrusu, bu ilaçlar tek başına kullanıldıkları sürece çözüm olmaktan çok kapatıcı yara bandı gibi görev yapıyor. Hafif ya da orta seviyedeki depresyon tedavisi için yalnızca psikoterapi uygulamanın daha uzun vadede daha iyi sonuç verdiği görülürken; ciddi depresyon hastaları için hem ilaç hem de psikoterapi yöntemlerinin aynı anda kullanılması daha olumlu sonuçlar veriyor.

Ayrıca bilimsel araştırmalara göre, anksiyete vakalarında ilaç tedavisi uygulamadan önce psikoterapi yapmak daha yararlı. Ancak İspanya’da hastanelerdeki akıl sağlığı merkezlerinin azlığı nedeniyle, hastaların birçoğu yeterli düzeyde tedaviye ulaşma imkanına sahip değil ve Avrupa ortalamasının çeyreği kadar, yani her 100.000 kişi için 4.3 uzman görev alıyor.

Yargılanan ve yanlış anlaşılan ailelerin hissettiği acı

İsimsiz ve unutulan insanlardan söz ettiğimiz zaman, daima onların yanında olan ve yargılamayan ailelerden bahsetmezsek olmaz. Bu insanların yanında onlarla beraber mücadele eden ve dünyayı onlar için daha çekilir kılmak amacıyla her gün uğraşan aileleri var. Akıl sağlığı yerinde olmayan her insanın arkasında en az onlar kadar üzülen ve yargılanan aileleri olduğunu unutmayın.

İnsanlar onlar hakkında zararlı, işe yaramaz gibi etiketler uydurduğunda yalnızca o kişiyi değil onun ailesini de bu hastalıklar yüzünden suçlamış oluyor. Yeterli özene, tedaviye ve eşit muameleye ulaşamadıkları yetmezmiş gibi aileleri de bu durumla ilgili yargılanıp mutsuz ediliyor.

Bu insanlara etiketler uydurmak yerine isimleriyle seslenmeye başlamalısınız. Zihinsel rahatsızlıklarla ilgili daha çok şey öğrenmeye gayret edin ve insanları yargılamadan önce bunu düşünün. Her şeyden önemlisi, kendinizi bu insanların yerine koyun. Onlara gerçekten yardım etmek istiyorsanız bundan daha iyi bir başlangıç olamaz.